[Gökçeyazın] "602. Gece İçinde Bir Keşif Serüveni"* | Hülya Soyşekerci
"KENDİNİ FARK EDEN ANLATI"Yazın sanatında, kurmacanın yanı sıra kendine özgü bir kuram yaratmak, yazdıklarını bir kuram çevresinde toplamak, bazı yazarların farklı bir yönelişi olarak dikkati çekiyor. Kurmaca yapıtlar oluşturan bu yaratıcı yazarlar, okudukları/yazdıkları metinler hakkında analitik biçimde düşünüp akıl yürütüyor ve onları bir kurama yaslama konusunda yoğun çaba gösteriyorlar. Batı'da Calvino, Eco, Sontag'ın ya da bizde Tanpınar ve Atay'ın deneyimlediği gibi, Murat Gülsoy da kendi anlatısının arka planını belirli bir kuram çevresinde oluşturmaya önem veriyor. 602. Gece böyle bir yazınsal çabanın ürünü olarak Murat Gülsoy'un öteki metinlerini de besleyen, açılımlayan, onun edebiyata, sanata ve evrene bakışını netlikle görmemizi sağlayan kuramsal metinler bütünü olarak ilgi uyandırıyor. 602. Gece, Murat Gülsoy'un ilk kuramsal yapıtı olan Büyübozumu-Yaratıcı Yazarlık'ı açılımlayan yönüyle de ilgi uyandırıyor. Büyübozumu'nda kurmacanın olanaklarını, sınırlarını ve ihlal edilebilir kurallarını araştıran yazar, 602. Gece'de, bu konudaki araştırma ve incelemelerini öteki sanat disiplinleriyle de besleyerek, çalışmalarını farklı sanat dalları arasındaki ilgi, bağlantı ve geçişlerle zenginleştiriyor. Böylelikle 'üstkurmaca'nın, 'imkânsız kurmaca'nın, 'kurmacada sonsuzluk döngüsü'nün ya da 'sonsuza düşüş olgusu'nun hem yazın sanatından hem de resim, fotoğraf gibi görsel sanatlar ve Japon kukla tiyatrosu gibi sahne sanatlarından ilginç örneklerle anlatımını, karşılaştırmasını ve analitik tarzda yorumlarını gerçekleştiriyor. "Hayali bir kitap olmalıydı"Öykü-roman türünün yaratıcı okurları ve kurmaca metin yazmayı deneyenler için keyifli bir okuma serüveni vaat eden bu inceleme/araştırma çalışmasında yazar, “kendini fark eden anlatı” kavramına dikkatlerimizi toplamaya özen gösteriyor. “Anlatının kendini fark etmesi” konusunda Murat Gülsoy Borges okurken karşılaştığı sıra dışı bir durumu ifade ediyor. Buna göre, Borges When Fiction Lives in Fiction adlı kitabında Binbir Gece Masalları'na değinerek, “büyülü gece” olarak nitelediği 602. Gece'de, Şehrazat'ın kendi hikâyesini anlatmaya başladığını, eğer bu anlatımı sürdürseydi eserin imkânsız kurmacaya evrilerek masalların kendi içine kapanmasına neden olacağını, böylece Binbir Gece'nin sonsuz ve döngüsel hale gelmiş olan hikâyesinde kısılı kalan sultanın ebediyen masalını dinlemeye devam edeceğini dile getirmektedir. Bu okuma üzerine Murat Gülsoy, içtenlikli bir keşif ve merak duygusuyla yerli ve yabancı Binbir Gece çevirilerini araştırıp incelediğini ve 602. Gece'nin de ötekiler gibi bir gece olduğunu gördüğünü dile getiriyor ve şu vargıya ulaşıyor: “Böyle bir kitap ancak Borges'in hayallerinde var olabilirdi. Okuduğunuz sayfayı bir daha asla bulamadığınız 'Kum Kitabı' gibi hayali bir kitap olmalıydı bu yazıda sözü edilen Binbir Gece Masalları.” (s.14) Murat Gülsoy, ilginç bir biçimde, Todorov ve başka bazı edebiyat kuramcılarının Borges'in 602. Gece'ye dair fikrini kuşkulanmadan doğru kabul ettiklerini ve bunu makalelerinde değerlendirdiklerini de gösteriyor.
Murat Gülsoy, görsel sanatlarda bakış açısının ve gerçeğe farklı yönlerden bakmanın örnekleri üzerinde durarak, Velasquez'in Nedimeler adlı tablosunun tam anlamıyla bir metakurmaca içerdiğini, çünkü ressamın kendi resim yapma anını tabloda gösterdiğini, bunun da “resim sanatının kendini fark etmesi” anlamına geldiğini belirtiyor. Modernist edebiyatta anlatının kendini fark etmesi olgusunu da derin bir perspektifle ele alarak, buradan hareketle, “metakurmaca” kavramını temellendiriyor. Modernist sanatta “temsil meselesi”nin kriz haline geldiğini belirten yazar, bu durumun tüm sanatın yeniden ele alınmasına, yeni anlatım araçlarının denenmesine, deneyselciliğin her alana yayılmasına ve sanatın üretim sürecinin eserin konusu haline gelmesine neden olduğunu ifade ediyor. Artık dünyayı yansıtan realist kuramlar terk edilmiş; özellikle bilinç ve bilinçdışı süreçlerin algılar ve düşünce üzerindeki etkileri ele alınarak dünyanın betimlenmesinin bilinçten bağımsız olmadığı vurgulanmaya başlanmıştır. Murat Gülsoy, “her şeyi bilen anlatıcı”nın bakış açısından anlatılan realist hikâyenin okuru pasifleştirdiğini, yorum yapma gücünü elinden aldığını, tüm tasarımın metnin tanrısı olan anlatıcıya ait oluşu nedeniyle okurun kendine sunulanla yetindiğini dile getiriyor. Bu tarz metinlerde alışılan kalıpların tekrar edildiğini, beklentilerin doyurulduğunu, okurun kahramanla özdeşleştiğini belirterek, “böylece okur bildiği dünyanın kurallarının bir kez daha onaylanmasının huzuruyla kitabı kapatmaktadır.” yorumunu yapıyor. |
| ~~~ |


Yeni anlatım araçlarının denenmesi
"Metnin kendini kendine ayna kılması"