MaviMelek
"Düşüne düşüne hayatının en hurda ayrımlarına kadar indi." - "Sedef Kakmalı Ev" / Sevim Burak

[Gündem]"Varlık Biçimlerin Ötesindedir: Açılı-Yorum'dan Insectas'a" | Levent Açlan

İlker Yardımcı

"YANILMAZ OLANIN YAKTIĞI KÖZ"

Ilık baharın, yüzünü yeni yeni gösterdiği bir cumartesi akşamıydı. Birkaç arkadaş Tepebaşı'na doğru küçük bir gezinti yapıyorduk. MaviMelek'in editörü ve koordinatörü dostlar, İlker Yardımcı'nın heykel sergisinin açılacağını ve bu sergi üzerine bir yazı yazacaklarından bahsediyorlardı.

Özellikle heykel ilgimi çeken ve malzeme yönünden çok zengin bir dünyaya sahip olduğu için, balıklama bu işe talip oldum ve sergiyi gezmek istediğimi arkadaşlarımla paylaştım. Sağ olsunlar MaviMelek'ten arkadaşlarım da bu arzumu kırmadılar. Sevgili Melek Öztürk benimle sergiyi gezmekten keyif alacağını söyledi.
İşte böyle bir tesadüf sonucu, Artisan'ın Nişantaşı'ndaki galerisinde bu hem keyifli hem de zorlu geziye karar verdik ve birkaç gün sonra yola düşmek üzere arkadaşımla sözleştik.

O gün, akşamüzeri sergi salonunu bulmak için, sora sora Bağdat bulunur deyimine uyup, memleketim insanlarından, galeriye giden yolu öğrenmeye çalışırken, Sevgili İlker Yardımcı da aynı anda sergideki son düzenlemeleri yapıyordu. Biz sergi salonuna varmadan birkaç dakika evvel ise üzerini değiştirmek için misafir kaldığı eve gitmiş. Serginin son iki işini inceliyordum ki o da geldi ve böylece tanışmış olduk.

Sonsuz Sütun | İlker YardımcıSergi sonrası, kendisinden ve arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla, New York'ta, 2010 SOFA Uluslararası Heykel ve Fonksiyonel Sanat Fuarı'ndaki bir karma sergiye katılacaktı.
Heykeltıraş İlker Yardımcı'nın 6. kişisel sergisini gezerken düşünceler aktı geçti… Aşağıdakiler ondan geride kalanlar…

Sonsuz Sütun
İçi boş, upuzun bir dikdörtgen. İnce bakır tellerden örülmüş. İlk dokunuşta elbise askısının plastik ile kaplı demirini hissettiriyor. Ama ne yalan söyleyeyim yine de aklıma pek bir şey getirmedi ilk bakışta. Bu yüzden bir süre daha inceledim bu çalışmayı. Bir süre sonra ise, aklıma ilk anlamlı somutluk düştü: Bina.
Detayları biraz daha kavradığımda ise, bu uzun ve dikdörtgen yapı/heykelin bir kafese dönüştüğünü görmek benim için sürpriz olmadı. Dış katmanlarının eşitliğine rağmen iç katmanların eşitsizliği; buna rağmen kendi aralarındaki uyumu ve simetrisi kafamda bina/kafes imgesini pekiştirirken, nesnelere farklı açılardan yaklaşmanın, oldum olası, o nesneye yüklenen anlamın ötesine geçme yolunda anlamlı bir arayış olduğuna inanmışımdır.
“Sonsuz Sütun”un amaçladığı şey ya da ona yüklenen anlam tam olarak nedir bilemiyorum; ancak serginin bende uyandırdığı genel izlenimi dikkate alarak şu yoruma ulaştım: Her uyumda bir uyumsuzluk, her uyumsuzlukta da bir uyumluluk potansiyeli vardır.
Aklıma gelmişken şunu da söyleyeyim tabii; bu çalışma birden çok kafesi ve günümüzün gökyüzü mezarlıkları olarak da düşündüğüm gökdelenleri çağrıştırdı bana.

Kamu Oyunu | İlker YardımcıKamu Oyunu
Duvarda bir çerçeve ya da resim sanki. İnce tellerle birbirine tutturulmuş, kalın muşamba veya deriyi çağrıştıran malzemesi ve parça parça yapısıyla bir motif ya da haritayı anıştırıyor. Rastgele serpiştirilmiş gibi duran bu parçalar, birleştirilse resim tamamlanacakmış hissi uyandıran bir yapboz gibi aynı zamanda.
Bu genel bilgiden sonra ve çalışmanın adını da öğrenince kafamda bir şeyler canlandı. Televizyon ekranı ve insanları kendine çeken rengârenk tablolar.
Seçim sonuçlarının tabloları, herhangi bir konuya ilişkin anket sonuçları ya da ekonomik bir olguyu açıklamak üzere darbelerin harita üzerinde Yeşiller ve Maviler olarak konumlandırıldığı o gökkuşağından bihaber, insanların kanaatlerine muktedir, aptal kutusunun çizgi filmi.
Parça parçaydı kamuoyu. Üstelik birçok konuda. Bir spikerin sözleri geliyor şimdi aklıma… Evet, Türkiye'nin %20'den fazlası X partisini tercih etmiş olabilir; ancak Y değerini tercih edenleri %70'ten fazla olarak da okuyabiliriz bu tabloda.
Bir kale arkası gibi bu çalışma. Galiba toplumca yediğimiz veya attığımız her golde, hanenin biri sürekli kazanıyor; lakin diğer hanenin neler kaybettiğini anlamak ışıklı camdaki grafiklerin açıklayabileceği bir gerçek de olamaz.

Insectas | İlker YardımcıInsectas
Gökdelenden televizyona, oradan da böcekler âlemine bir geçiş yapıyoruz “Insectas”la.
Heykel sanatı çok yönlü ve klasik anlayışın çizgilerini bir hayli zorlayan, hani neredeyse o sınırları parçalayan asi bir çocuk gibidir. Tellerden, deri parçalarından bile çeşitli işler ortaya koyan, kimileri için kişi, kimilerince de sanatçılar mevcut.
Ahmet İnam'ın da belirttiği gibi, “Yapıt ne yapanın ne de görülenin tekelindedir.”(1)
Şahsi fikrimce bu tür işleri ortaya koyanlar elbette sanatçıdır. Zira o çalışmayı ortaya koyan kişinin dayandığı çekirdek bir düşünce veya olay varsa ve o çalışma büründüğü formun dışına taşıyorsa bir sanat eseri olarak algılanır. Tabii bunun dile getiriliş biçimini, yaratıcısının üslubunu ve kalıplarla olan kavgasını da eklemek gerek. Hem olanla sorunu olmayan, niye yeni bir oluş peşinde olsun ki? Ama yeni bir oluşun kapılarını zorlayan, var olan yapıyı da parçalamak zorundadır. Benzetmek yerinde olursa, bu türden bir sanat anlayışının, babaya baş kaldıran ve onu yaşatmamaya yeminli bir oğlun odipal motivasyonuna da ihtiyacı vardır.
Peki, insan mı doğayı örnek alır yoksa hayvanlar mı insanları taklit eder?
Darwin'in kuramınca, güçlü olan canlılar ayakta kalır ve türün devamını sağlar. Ya peki hayvanlar âlemindeki bu gidişin aksi yönünde bir uygarlık/medeniyet tercihi, insan olmanın hasletleri değil midir?
Arkadaşımla sergiyi dolaşırken, bu çalışmanın bana sordurduğu birçok sorunun yanı sıra, şu düşünce yeniden ve yine yeniden geldi ve kapımı çalmadan içeri girdi ve dil yolu ile aktı geçti: Doğadaki gidişat olağandır, ancak insanın bunu alıp hayatına uyarlaması faşizmdir.
İşte çift yönlü bir anlam ikiliği daha. Aynı durum, farklı varlıklar ve gerçeğin göz merceğine benzer parlaklığı… Öte yandan da aformal varoluşu.
Birçok böcek vardı. Metalden, koyu renkli, dokununca kir pas duygusu veren, ayakları eski bir karyolanın yaylarından bozma hissi uyandıran birçok böcek.
Prizmanın Telaşı | İlker YardımcıDuruşları sanki bir şeyler der gibi. Baktıklarını ya da siz tam karşısına geçer ve onların gerçek olduğunu düşünürseniz, korku duymak sanırım anlaşılır bir tepki olur. Tam 11 böcek maketi mevcuttu; bir aileyi ya da bir töreni çağrıştıran. Topluca bir yöne doğru bakınıyorlar sanki. Yerleştiriliş biçimlerinden aralarında bir hiyerarşinin mevcudiyeti hemen fark ediliyor. Bu çalışmada karşılıklılık söz konusu. İzleyici böcekleri, böcekler de izleyicileri görebiliyor veya o konumda görebilecek gibi, ancak böcekler birbirini görmüyorlar. Sonuç olarak uzak ülkelere bir meftunluktur tutturmuş gidiyor insanlık, ancak birbirine bakacak cesaretten yana noksan bir sürüye dönüştüğümüzün farkında bile değiliz: Birbirlerinin yüzüne bakamayan böcekler… Insectas'lar sadece ileriye bakıyordu.

Prizmanın Telaşı(2)
Ne çağrışımlar yaptı ve nelere benzetmedim bu çalışmayı?
Güneş, hayvan sırtı, tren yolu, bir hayvanın kopmuş kuyruğu, kaydırak, yemek borusu ve kadın cinsel organı.
Daralan ve genişleyen bir üçgen biçimindeki bu çalışma, yapıtın yapanı tarafından, çağrışımsal yoğunluğu amaçlanarak mı tasarlanmıştır, yoksa insanın hayal gücü ve imge dağarcığı mıdır bu denli farklı ve birden fazla çağrışımın kaynağı?
Özetle yağmur ve güneşin çocuğu gökkuşağının yedi rengi nasıl doğuyor ve doğaya karışıyorsa, bu çalışmadaki imgesel gökkuşağı da bir telaşla, geldiği gibi hızla uzaklaşıyor.
Bu öyle bir kaçış ve kovalamacadır ki, sanki ölümün göbeğine düşmüş bir akrebin iğnesiyle kendini kovalaması ama asla kendine yetişememesi gibi bir kısır döngü.

Yalın Özgürlük | İlker YardımcıYalın Özgürlük
Çağrıştırdıkları: saç tokası, “Prizmanın Telaşı”, başka bir hayvana saplanmış hayvan dişi, boşluğa uzanmış bir bıçak ve Roma kılıcı.
Terk edilmiş bir evin içini sarmış bitkilerin çatıyı ve duvarları aşındıran, delen ve yıkan ezgisi. Ağır ağır, suyun taşı delmesi gibi sessizce ve derinden.
Depremler geliyor aklıma. Hangisini hatırlasam ya da hangisini unutabilirim? Çin, Japonya, Endonezya, Yunanistan, Türkiye ve Şili.
Denizden çalınan alınmadı mı geri? Kesilen Amazonlar eksiltmiyor mu oksijenimizi ve artmıyor mu küresel ısınma?
İnsanlık son iki yüz yılda, aklını öyle sivri bir kılıç gibi kullandı ki, doğanın bağrına saplanıp kalmış bir silah oldu aklı. Ama dünyamız tek, doğa tek ve insanlık yalnızca bir meteor ile dahi yok olmaya mahkûm ufacık, korunmasız bir aciz esasında. Peki, bu kibir niye? Kime? Bindiğimiz dalı kesersek düşeceğimiz yer nere? İşte, “Yalın Özgürlük” bu vb düşüncelerle soruları serbest bırakıyor, aklın parsellenmiş hapishanelerinden.

Orada Olmayanlar II
Çağrıştırdıkları: marka amblemi, kuş yuvası, çocuk parkı sesleri ve bir evin penceresindeki ferforjeler.
Korunuyoruz ötekinden. Ferforjeler bu işe yarıyor. Çocuklarımızı korumak içgüdüsüyle kapı önlerine salmaktan kaçınır olduk ve marka marka şiddet/yaşam biçimlerimiz.
Orada Olmayanlar II | İlker YardımcıKuşlara yuva yapan bir geçmiş ile övünmemiz beklenir. Oysa “Orada Olmayanlar”, yani şu an burada olmayanların bir yuvası yoktur genellikle. Sıcak bir evin penceresinden dışarı sızan ışıklar pervane gibi çeker orada olamayanları ve biraz da bunun hasretini dindirmektir belki amaçları.
Boyayı inceltmek amacıyla kullanılan tinerle beyinlerin süngerleşmesi de belki bu yüzdendir.
“Orada Olmayanlar” nerede? Ve neden oralarda?
Neden kaçıyor çocuklar, onları esirgeyen kurumlardan? Ne işleri var onların, henüz oyun parklarında olmaları gerektiği halde, çocuk şubesi ve hapishanelerde? Bir balkon var elimin altında ya da yolun karşısında. Belki şiir okuyor biri, bir dostuna. Ah, havaya karışan o mangal kokusu ve iç çeke çeke ve de tüm içtenliğiyle insanın boğazına kadar çıkan naif öfke.
“Orada Olmayanlar”, bir gün gelir orada olanları da kaderdaşı yaparlar.
Yapıtın rengi sade, sesi kulak okşayıcı, ama düşündürdükleri teraziyi sarsacak türden. İşte, “Orada Olmayanlar II” soruları, korkuları, özlemleri ve öfkeyi yansıtmayı başarmış metalin soğuk, pürüzsüz ve sınırlı yüzeyine.

Dokunuş
Çağrıştırdıkları: dünya, zar ve bisiklet tekerleği.
Sonsuz sütuna benziyor kabaca. Onun gibi uzun ve kafesimsi.
Aralarındaki en önemli farklar sanırım, “Dokunuş”un daha esnek oluşu ve gemi lombozlarını çağrıştıran yuvarlak formları barındırması.
Özlemi duyulan Babil Kulesi'nin hassaslığı var bu yapıtta. Ve zarı çağrıştırıyor öte yandan da, insanlığın kaderi yekmişçesine ve sanki ne denli yekinse de değişmeyecekmiş gibi.

Açılı-Yorum | İlker YardımcıAçılı-Yorum
Çağrıştırdıkları: kalem, piramit, füze, minare ve göz.
Sözcükler diken üstünde, ruhları gözler bir tepegöz.
Yanılmaz olanın, yaktığı köz.
Varlık biçimlerin ötesindedir, ruh denilen aslen bir töz.
İsmi ile müsemma, der eskiler ve “Açılı-Yorum” tam da bu söze uygun şekilde nar gibi, saçılmaya gebe ve bütünlüğü içinde parçalılığı barındıran bir çalışma.
Duvardaki duruşu, uzaktan bakıldı mı öfkeli bir gözün kısılışı ve hokkaya batmış bir kalemin kırılışı. “Sonsuz Sütun” ve “Dokunuş”lara malzeme bakımından kısmen benzeyen, yuvarlak formların kullanılması nedeniyle daha çok “Dokunuşlar”ı çağrıştıran ve bir ayna gibi ötekinin yansımasını somutlayan bir tekillik.
Bölsek tam ortadan ikiye, kim der artık bu bir minare veya füze? Geçmişteki ilkel olarak tanımlanan kabileler geliyor aklıma ve savaş orada da çıkıyor karşıma. Oklar ve de mızrak. Yayın kirişiyle boğulan şehzadeler. İçimi ısıtacak ve yorumun olumlu kısmını ortaya çıkaracak bir şeyler arıyorum, ama ne yazık, Pollyannacılık oynayamayacak denli AÇILI-YORUMUN daraldığını düşünüyorum.

2000
Çağrıştırdıkları: arma, güneş, çevirmeli telefon.
Tek bir parça olarak bile algılamak epey bir güçtü. Bir tarafı sanki bir akvaryum köşesinden sökülmüş. Ucundaki eksen biçimindeki uzantı ise gökkuşağını anlatmak ister gibi. Demir parçası ve eski bir tableti anımsatan bölümüyse tamamen kafamı karıştırdı.
İtiraf ederim ki, bu sergide bende en az çağrışım uyandıran, vardığım sonuçlardan pek emin olamadığım ve daha sonra en az hatırladığım çalışma buydu.

Prizmanın Telaşı II
Bu çalışmada en bariz duygum ve düşlemim, parmaklıklar arasından vuran gün ışığının kırılışı ve etrafa düşürdüğü gölgelerden ötürü tutsaklık korkusu oldu.
Prizmanın Telaşı III | İlker YardımcıBir ara bu üçgen tünel benzeri çalışmada, yapanı tarafından hoş bir sürpriz olması adına, anı mahiyetinde bir hediye bulurum ümidiyle, kolumu canavarın ağzına sokmayı göze aldım ve karanlık tünelin derinlerine doğru elimi uzattım.
Eh, göle maya çalmak bizimki, ya tutarsa?
Bu çalışmanın belki de en hoş tarafı, ona dokunduğunuzda çıkardığı o lirik tını. Parmaklarımı üzerinde dolaştırıyorum ve çıkan sesin ardından şu cümleler dökülüyor aklımın kuytularından yazının sonsuz boşluğuna: “Çok yorgundular, sekiz on kişi vardılar.” (Sevim Burak, “Sedef Kakmalı Ev”)

Prizmanın Telaşı III
Adı aynı, ama adaşlarından farklıydı bu versiyonu.
Bir hayvan kuyruğuna benzetmiştim anımsanacak olursa. Fakat bu sefer farklı bir nokta dikkatimi çekti. Adeta iki üçgen, biri dar biri geniş, birleşmek için tüm gayretlerini sarf etmişler.
Üzeri daha pürüzlü, tarih olarak da adaşlarından daha eski olan bu versiyon, katılıktan yumuşaklığa, gençlikten olgunluğa; geceden gündüze bir yolculuğun başlangıcı sanki.

Mekanik I
Çağrıştırdıkları: mitolojik bir yılan, akrep, kuş ve kırtasiye eşyası.
Günümüzde tasarım öyle bir hal aldı ki, bilindik formlar ya da nesnelere biçilen işlevler artık yetmez oldu ve endüstri mühendisliği, endüstriyel tasarımla alakalı bölümler üniversitelerin ilgili fakültelerinde hızla yerini aldı. Almaya da devam ediyor.
Mekanik I | İlker YardımcıBöylesi bir çalışmadan yola çıkarak uzun uzadıya çifte devrimler ve bu devrimin kalıcı hale getirilebilmesi adına yapılan vahşete girmeyi bu yazının ötesinde ve daha ciddi kalemlere bırakıyorum.
“Mekanik I” keskin bıçakları, göğe doğru kalkan başı ve her an kalkıp yürüyebilir kaygısı uyandıran çevirme kolu gibi parçalarıyla, masa başında kullanılan bir eşya değil de, eşyayı kullandığını düşünen bir kimseyi, tam tersi görünüşüyle ürküten ve çalışmaya zorlayan bir robot sanki.
Bıçakları muhtemelen kâğıt kesmeye, ortada dönen bilyesi bir bant takma yeri olan bu küçük ama çağrışımları çok yönlü nesne toplama kamplarından birinin kapısında yazılan şu sözün demirden vücut bulmuş hali sanki: “Arbeit macht frei” (Çalışmak insanı özgürleştirir.)
Elbette ki çift yönlülük burada da kendini gösterebilir ve akla yukarıdaki toplama kampı örneği yerine Newton'un bulduğu ve geliştirdiği mekanik kanunları da gelebilir. Ama çalışmanın amacı neye yönelik olursa olsun, en yalın haliyle bu oyuncak/yaratık arası nesne, karanlıkta öterse hiç şaşırmayacağım.

Durak/Süreç
Son diye bir şey yoktur! Kan akar, su buharlaşır, kayalar erir, insanlar ve hayvanlar çürür; hayat öğrenmek isteyen insana sırlarını aşikâr etmekten haz duyar.

Levent AçlanBu tür alternatif heykellerin olduğu bir sergi üzerine yazdığım şeylerin sonunda böyle bir bitirişi ben de ummuyordum kendimden. Ne ki şiddet, hayvanlar, uzayıp giden ve ucu bucağı belirsizmiş izlenimi veren gökyüzü mezarlıklarından, avuçlarıma düşen tek bir sözcük damlası oldu: DÖNGÜ.
~~~

Dipnotlar:
(1) “Yapıtın Yapanı ve Göreni Üzerine”, Ahmet İnam, http://www.phil.metu.edu.tr/ahmet-inam/yapit.htm
(2) “Prizmanın Telaşı”, 2008 Ağustos ayında 29. Olimpiyat Oyunları'nın yapıldığı Çin'in başkenti Pekin'de, oyunların oynandığı alanda yer alan uluslararası olimpik heykel parkı için dünya heykelci ve tasarımcıları tarafından önerilen 2800 proje arasından seçilen 26 uluslararası çalışmadan birisidir.
“Prizmanın Telaşı” 2008 yılında olimpik parka yerleştirilmek üzere; 2007 Ağustos ayı içerisinde, çelik malzeme ile 4 metre boyutunda bitirilmiştir.
~~~

İlker Yardımcı
10/12/1974 Ereğli / Konya
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü lisans programını İzmir Fransız Kültür Merkezi'nde açtığı heykel sergisi ile bitirdi. 2004 yılında aynı üniversitede Güzel Sanatlar Enstitüsü Heykel Anasanat Dalı'nda yüksek lisans programına başladı. Bu dönemde; karışık teknik ve metal malzemelerle heykeller, enstalâsyonlar üretti. 2007 yılında “Modern Heykelde Metal Malzemenin Yeri ve Anlatım Olanakları” yüksek lisans tezi ve İtalyan Kültür Merkezi'nde açtığı heykel sergisiyle programı tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü'nde Sanatta Yeterlik-Doktora programına devam etmektedir.
2008 XXIX. Pekin Olimpiyat Oyunları Kent Heykelleri Yarışması'nda, “Prizmanın Telaşı” isimli metal heykeli; Pekin'de uygulanmak üzere seçilen, 26 uluslararası projeden biridir. Heykelleri İzmir Büyükşehir Belediyesi, Söktaş AŞ, HSBC Bank, ERDEMİR, ENKA Okulları, Beijing YiDong Huan Sculpture Co. gibi kurumlar ve özel koleksiyonlarda yer almaktadır.
UNESCO'ya bağlı  UPSD “Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği” üyesidir. (http://www.ilkeryardimci.com/)

levent@mavimelek.com

~~~
Sayı: 46, Yayın tarihi: 18/05/2010

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics