MaviMelek
"Birden çocukluğumun asılmışlığını gördüm: Dili, gözleri dışarıda, sümüklü korkak. "Bütün dünya bana bir yaşama borçlu." - "Yaşanmaz" - Yusuf Atılgan

[Öykü]"Akşam Akşam" | Ruhşen Doğan Nar

Akşam Akşam | Onur Saylam

"İÇİMDEKİ TEKMELENMİŞ KÖPEK RUHUNU HİSSETMİŞÇESİNE"

Şehrin üstüne abanıp sokakları çepeçevre saran is kokulu, bol karbondioksitli sessizliğin tüylerini diken diken eden bir çığlık duyuldu kenar mahallelerin birinden. Bir kadın çığlığıydı, tiz ve acı olanlarından…
Zaten eski hızını kaybeden ve sönmek üzere olan muhabbeti çığlığın yardımıyla yarıda bıraktık ve meraklı gözlerle birbirimize baktık.

“Acaba ne oldu lan gece gece,” diye sordum arkadaşıma aramızda an be an devleşen sessizliği durdurabilmek için.
“Ne biliyim oğlum, karının biri kâbus görmüştür,” dedi. Yerdeki bira şişelerinden birini alıp şişenin dibindeki son damlaları diliyle yakaladı. “Ya da adamın biri karısını bıçaklamıştır,” diye devam etti.
Aniden ayağa fırladım, “Çok saçma,” diye bağırdım. Alkolün etkisiyle biraz dalgalandım. Dengemi bulur bulmaz fikrimi açıkladım: “Eğer kadın bıçaklanmış olsaydı daha uzun ve daha fazla bağırış, çığlık duyardık. Biraz önceki gibi ani ve kısa bir çığlık bu duruma uygun değil.”
“Ya kadını bayılttıktan sonra bıçaklamışsa, bir de böyle düşün!”

Biraz düşündüm ve öneri aklıma yattı. Gözlerimin önünden şöyle bir sahne geçti saniyenin onda biri gibi kısa bir süre içinde. Adam tam elindeki sert cisimle (merdane) kadının kafasına vurduğunda kadın biraz önce duyduğumuz çığlığı atıp kendinden geçiyor ve yere kapaklanıyor.

“Evet olabilir,” diye cevap verdim; ama cümlemi bitirmeden aklıma yeni bir olasılık geldi: “Hayır hayır, olamaz,” dedim kafamı abartılı bir şekilde sağa sola sallayarak. Tabii, bu salakça hareket sonucunda dengemi kaybettim ve kendimi yerde buldum. Soğuk ve tırtıklı duvara sırtımı dayadıktan sonra konuşmaya başlayabildim:
“Kim birini bayılttıktan sonra bıçaklamak istesin ki? Düşünsene, bu işi yapan adam, kadının çığlıklarını, yalvarışlarını, ağlamalarını duyup acı çektiğini görmek ister. Ona acı çektirmek ve buna şahit olmak ister. Yoksa ne keyfi kalır bu işin? Bir cansız mankeni bıçaklamaktan kim keyif alır ki?”

Arkadaşımın endişeli gözlerini görünce ister istemez konuşmamı en heyecanlı yerinde bitirmek zorunda kaldım. “Bu işten anlar gibi bir halin var,” deyip önünde duran bira şişelerinden birini eline aldı. “Saçmalama ya, ne alakası var. Ben tavuk bile kesemem. Ama insan her gün bu tür haberlere maruz kalınca az çok bir şeyler kapıyor. Bir de alkolün etkisi var, onu da unutmayalım.”
Hâlâ bakışları üzerimdeydi. Her an saldıracakmışım gibi korkuyla bakıyordu bana, en son ne zaman kavga ettiğini dahi unutmuş birine. Neyse, ben de gittikçe rahatsızlık verici olmaya başlayan bu saçma duruma bir son vermek için biraz temiz havanın bana iyi geleceğini söyleyip dışarı çıktım. Hiçbir şey söylemedi.

Dışarısı tahmin ettiğim gibiydi: Her şeye çok farklı bir hava veren sokak lambaları, arada sırada hızla geçen modifiye arabalar, o saatte dışarıda ne işi olduğu belli olmayan, evine geç kalmış, korkudan sürekli sağa sola bakan ürkmüş insanlar…
Sanırım bu sahnede, aldığım alkolün de etkisiyle, ürkmüş insanlar kategorisini biraz ıskalıyordum. Yoksa ben kim bu saatte sokaklarda olmak kim!

Uykusu kaçmış, yalnız bir sokak köpeği gibi gecenin içinde kenar mahalleleri dolaştım. Aklımda bin bir farklı soruyla inle cinin “fair play” kuralları içinde top oynadığı sokaklarda aheste aheste yürüdüm. Çöpleri karıştıran kediler pis pis bakıp mırladılar içimdeki tekmelenmiş köpek ruhunu hissetmişçesine. Dostlarım, sokak köpekleriyse ortalıktan kaybolmuşlardı. Acaba belediye yine gece baskını mı yapmıştı bizimkilere?

İşte böyle yürüyerek yarım saat geçirdikten sonra Allah cezamı verdi. Hayır, sandığınız gibi gökyüzünden taşlar düşmedi kafama, gaspçı soymadı, tinerci öldürmedi, belediye çukuruna düşmedim, linç edilmedim, kayıplara karışmadım, faili meçhul olmadım…

Durun açıklayayım: Sokak lambalarının çoğunun yanmadığı, yanan bir iki tanesinin ise bir yanıp bir söndüğü ve böylece biçimsiz evlerden, daha doğrusu gecekondulardan oluşan bu mahalleye daha korkunç bir hava veren bir sokakta başıma talihsiz olaylar geldi. Aklım alkolün etkisiyle üç karış havada olduğundan olsa gerek çok önceden görmem gereken şeyi fark edemeyip ona fazlaca yaklaştım. Hatta kelimenin tam anlamıyla olay mahalline girdim. Ve bir heykeltıraş inceliğiyle hamur doğrar gibi altındaki hareketsiz kadını doğrayan adamla burun buruna geldim, aslında ense buruna geldim. Adam bütün duyargalarıyla kendini yaptığı işe vermiş olmalı ki beni fark etmedi. Aksi takdirde beni hissetmesi, en azından ayak seslerimi duyması işten bile değildi. Aslında daha dikkatli bakınca kadının göğsüne dövme yapıyor gibiydi. El ve kol hareketleri çok narindi. İşin aslını öğrenmek içimden gelmedi. Eminim sizin de gelmezdi benim yerimde olsaydınız.

Ses çıkarmadan uzaklaştım caniden veya sanatçıdan, her kimse işte. Tam yeterli uzaklığa ulaşmış koşmaya başlayacaktım ki adamın yanında bir şey gördüm, görmez olaydım: bir beyzbol sopası. Belki merdane görseydim daha çok şaşırırdım; ama ne derler komşu umduğunu değil bulduğunu yer. Allahtan ben ne umduğumu ne bulduğumu yedim. Şaşırmakla yetindim. Babayiğit biri olsaydım o beyzbol sopasını alır adamı bir güzel döverdim; fakat öyle biri değildim, hâlâ da değilim. Ben de karakterimden bekleneni yapıp olay mahallinden kaçtım. Şansıma koşarak geçtiğim sokaklarda polis arabası yoktu, yoksa hırsız zannedip vurmaları beni bile şaşırtmazdı.

Nefes nefese ve ter içinde eve vardığımda koşu dalında kendi rekorumu kırmıştım. Kapıyı yumruklayıp arkadaşımı uyandırdım, kapıyı açtığındaysa ona tek bir şey söyleyip yatağıma gittim: “Haklısın, dediğin olabilirmiş.”

(O hafta bütün gazeteleri, kayıp ilanlarını, özellikle üçüncü sayfa haberlerini dikkatlice takip ettim. Ama o gece gördüğüme uyan bir olayla karşılaşmadım. O hafta yaşadığım şehirde beş kişi ekonomik krizden ötürü çıldırıp intihar etmiş, iki kişi kıskançlık ve benzeri sebeplerden ötürü karısını öldürmüş -evinde ve silahla-, bir kadın sevgilisiyle bir olup kocasını doğramış, bir çocuk kaybolmuş, üç kişi kız kavgasında bıçaklanmış, beş kişi eylem sırasında mahalleli tarafından linç edilmeye çalışılmış; ancak ne yazık ki kimse bir kadını gece vakti sokak ortasında doğramamıştı. Ne yapalım, şansımıza küselim.)

~~~
Sayı: 43, Yayın tarihi: 24/12/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics