MaviMelek
"Konuşma diğer seslerin üstünde bir ses olmalı basitçe, gözleri görsel terimlerle konuyu anlatan insanların ağızlarından çıkan olmalı." - Alfred Hitchcock

[Sinema-Müzik]"Yedinci Sanatla İkinci Sanatın İzdivacı V: Alfred Hitchcock & Bernard Herrmann" | Emre Karacaoğlu

Alfred Hictcock

"GÖRSEL ve İŞİTSEL GERİLİMDE
İKİ USTA: HITCHCOCK & HERRMANN

İyi akşamlar. Biraz heyecanlı gözükmemi umarım mazur görürsünüz çünkü uykusuzluk hastalığının ilacı elime geçti. (Hitchcock beş adet mermiyi masanın üzerine dizer.) İlaç, kapsüller halinde karşımıza çıkıyor. En iyi sonuç için dahili olarak alınmaları gerekmektedir. (Masanın altından bir silah çıkarıp gösterir.) İşte bu da kullanışlı bir uygulama aleti. Kullanımı inanılmaz derecede basittir, hatta bir aptal bile kullanabilir. Zaten birçoğu halihazırda kullanmaktadır da...(1)

Hitchcock'un 50'lerin ortasından 60'ların ortasına kadar yayımlanan meşhur “Alfred Hictcock Presents” isimli televizyon programının bir bölümünün açılışında, her zamanki dinginliğiyle sarf ettiği bu replik alegorik bir biçimde onun bütün sinema külliyatını tasvir eder: basit olduğu kadar çarpıcı, şeytani olduğu kadar mizahi ve her zaman, istinasız bir biçimde ince, renkli bir zekanın ürünü.

Gösterimlerinin üzerinden yarım asır geçmiş olmasına ve yeni teknolojiler ile görüntü efektleri sayesinde çok daha grafik, gerçekçi sinema deneyimleri yaşanmasına rağmen bir Hithcock filminin yarattığı gerilime çok az filmde rastlarsınız. Hitchcock'un zekice yazılmış, gizem dolu dedektiflik/polisiye kurgularının hâlâ bu kadar güçlü etki yaratabilmesinin -yaratılan kurgudan sonra- en büyük ikinci nedeni de yaklaşık dokuz sene birlikte çalıştığı, Oscar ödüllü Amerikalı Vertigo | Hitchcock müzisyen Bernard Herrmann'ın bestelediği film müzikleridir. Hitchcock'un sinematografisine bakın: En unutulmaz filmlerinde hep Herrmann kendisine eşlik etmiştir. Bunlar içinde “Vertigo”, “Psycho” ve “North by Northwest” azami dikkati çekerler.

“Takıntı”nın kalbine girmek

1955 yılında çekilen “The Trouble with Harry” filmiyle başlayan birliktelikleri 1964 seneli son Hitchcock şaheseri “Marnie”ye kadar sürdü. Herrmann'ın ilk çok konuşulan müzikleri “Vertigo”nunkilerdi.

Siz 1950'lerde bir yönetmen olsaydınız, takıntılı ve akrofobik (“yükseklik korkusu olan”) bir ana karakter üzerine kurduğunuz filminiz için nasıl bir müzik tercih ederdiniz? Herrmann'ın yeteneği işte burada kendini belli ediyor. Herrmann, birlikte çalıştığı yönetmenin yaratmak istediği etkiyi o kadar iyi kavrıyordu ki Hitchcock'un hareket eden resim kareleriyle çizdiği gizem soslu gerilimi, notalarla ifade edebiliyordu. Saul Bass'in hazırladığı, zamanının ilerisindeki spiralli jeneriklerde çalınan müzikleri yeniden dinleyin... Son derece karanlık, gizemli ve hipnotik yaylı arpejlerinin ardından yaylı ve üflemelilerin crescendolarla (tipik bir Romantizm akımı özelliği) yükseldiği ve tekrardan çözülüp baştaki yaylı yürüyüşlerine dönen jenerik, filmin bir özetidir adeta. Aslında bu film hakkındaki en sağlam analizi Martin Scorsese yapmıştır. Bir röportajda kendisine en sevdiği film müziği sorulduğunda şu cevabı vermiştir:

North by Northwest | HitchcockEğer bir cevap vermek zorundaysam -ve sanırım, zorundayım- Bernard Herrmann'ın 'Vertigo'su demem gerekir. Hitchcock'un filmi 'takıntı', yani tekrar tekrar hep aynı ana dönmek hakkındadır. Filmde kullanılan imgelerde spirallere ve çemberlere bu kadar yer verilmesinin nedeni de budur - Stewart'ın Novak'ı takibi, kuledeki merdiven, Novak'ın saç stili, Novak'ın otel odasındaki değişiminden sonra kameranın Stewart ve Novak etrafındaki hareketi, Saul Bass'in muhteşem jeneriği ya da o müthiş rüya sekansı. Ve müzik de spiraller, çemberler, tamamiyet ve çaresizlik etrafında kuruludur. Herrmann, Hitchcock'un yapmak istediğini çok iyi anlamıştı - o “takıntı”nın kalbine girmek istiyordu.(2)

Bir sinema evreninin müziği

Hitchcock-Herrmann birlikteliğinin bir diğer magnum opusu “North by Northwest”tir. Vertigo gibi karanlık bir filmden sonra, Hitchcock ve senaristi Ernest Lehman, sembollerden uzak ve daha “hafif” bir macera filmi çekmek istiyorlardı. “North by Northwest” de Hitchcock'un gizem dolu gerilim filmlerinin aksine yüksek tempolu ve daha fazla mizah içeren ama yine de kurgusuyla koltuğun ucunda oturtan bir filmdir. Ve böyle bir filmin nasıl bir müziği olması gerektiğini Herrmann'ın, Saul Bass'in kinetik tipografi(3) denen yöntemle tasarladığı jenerik üzerine iliştirdiği müzikle görürüz: filmdeki mizahı haber veren majör tonda, heyecanlı melodiler ve yine filmde ele alınacak olan macera ve karmaşayı öngören yüksek tempo ve enstrüman bolluğu, hatta belki de kakofonisi. Filmde bütün karakterler rol yapmakta, birbirlerine oyunlar oynamakta ve asıl kimliklerini Psycho | Hitchcockgizlemektedirler... Hatta seyircinin, kim olduğundan emin olduğu, Cary Grant'in oynadığı baş karakter Roger O. Thornhill bile günlük hayatında gerçekleri çarpıtarak para kazanan bir reklam yöneticisidir. Gerçeğin ne olduğunun belli olmadığı bir sinema evreninin müziğini bestelemiştir, Hermann “North by Northwest”te.

Duştaki cinayet

1960 yılında izleyiciye sunulan “Psycho”, Herrmann-Hitchcock birlikteliğinin tartışmasız doruk noktasıydı. Kendinden önceki korku/gerilim filmlerinin aksine, filmin müziklerinde orkestranın sadece yaylı kısmı kullanılmıştır. Filmin ürkütücü, telaşlı açılış temasından sonra, sinema tarihinin en ünlü sahnelerinden biri olan duştaki cinayet esnasında yaylıların diş gıcırdatan sesleri o kadar uyarıcıydı ki sahneyi müziksiz yapmayı düşünen Hitchcock bile keman, viola ve çelloların yarattığı etkiyi reddedememiş, Herrmann'ın isteği üzerine müziği sahneye iliştirmişti. (Hermmann bu parçayı sahne çekilmeden önce “Cinayet” ismi altında bestelemişti.)

Sinemada bir cinayeti bu kadar aleni bir şekilde görmemiş seyirci için sahne ve ona eşlik eden müziğin etkisi muazzamdı. Yaklaşık üç dakika süren duş sahnesinde arka arkaya gösterilen cinayet anının yakın çekimleri, Herrmann'ın yaylılarının kesik notalarıyla uyum içinde, sahneyi daha uzun, daha vahşi, daha öznel ve daha kontrolsüz bir deneyim kılmış, 1960 yılında sinemadaki izleyicileri allak bullak etmişti. Sahne o kadar etkileyiciydi ki cinayet maktulü Marion Crane'i oynayan Janet Leigh bile, film hakkında yazdığı “Psycho: Behind the Scenes of the Classic Thriller”da(4), filmi izledikten sonra daha seyrek duş aldığını, aldığı zaman da banyo kapısı ile penceresini kilitlediğini ve duş perdesini de her zaman açık bıraktığını itiraf etmiştir. Leigh, bir insanın duş alırken “ne kadar zayıf ve savunmasız” olduğunu fark ettiğini de ekler.

Herrmann, stil açısından, kendini her zaman bir Romantizm akımı takipçisi olarak gördü. Kendisi hakkında yazılan bir kitaptaki demecinde şöyle söyler:(5)

Bir besteci olarak kendimi bir Neo-Romantik kabul ediyorum çünkü müziği her zaman son derece kişisel ve duygusal bir ifade şekli olarak gördüm. İlhamını şiirden, sanattan ve doğadan alan müzikler yazmayı severim. Sadece dekorasyon amacıyla yapılmış müzikle ilgilenmem...

Akorlardan oluşan ses duvarları

Herrmann-Hitchcock Herrmann'ın bir Romantik olduğunu söylerken, “Gone With The Wind” ile daha birçok film müziğinin bestecisi Max Steiner'la ayrıldığı noktayı belirtirsek müzikal anlayışına çok daha iyi ışık tutacağız. Evet, Herrmann, çağdaşı Steiner gibi bir Modern Romantik'ti, ama onun gibi melodi yaklaşımını değil de lirik yaklaşımı tercih etmişti. Hermann, melodi yaklaşımının özelliği olan, her karaktere belirleyici bir melodi yazma yöntemini uygulamayıp, tek melodinin (ostinatonun) arkasına akorlardan oluşan ses duvarları iliştirmişti. Steiner daha çok karşılıklı melodileri tercih ederken, Herrmann'ın bu yaklaşımı gerilimin dozunu arttırmakta, karanlık, görkemli atmosferler yaratmakta faydalı olmuştur.

Yukarıdaki pasajda dile getirdiğimiz bir cümleye dikkat çekmek isteriz: Herrmann, dekorasyon tadında yapılan müziklerden (muzak) haz etmediğini her zaman söyler, hatta çalıştığı yönetmenlerden istediği sanatsal özgürlüğü bir “kontrat şartı” olarak görürdü. Bu noktada, Hitchcock gibi şişkin bir egoyla yaşadığı anlaşmazlığın, onların bu meyveli ilişkisinin bitmesine neden olduğunu söylememiz gerekir.

Bernard Herrmann “İnsan kendi gölgesinden kaçamaz”

Herrmann, bir röportajında, çoğu yönetmenin -konu müzik olduğunda- ormanda tek başına yürüyen bebekler gibi olduklarını söyledikten sonra Alfred Hitchcock, Orson Welles gibi yönetmenleri ayrı tuttuğunu ekler. Hitchcock'un ona her zaman tam sanatsal özgürlük verdiğini söylese de müziklerini sonradan John Addison'ın yaptığı “Torn Curtain” filminin çekimlerinde aralarında çıkan anlaşmazlık hep konuşulur. Bağlı olduğu firma, Universal, bir sonraki filmde daha pop müzikler kullanması yönünde Hitchcock üzerinde baskı kurmaktadır. Hitchcock da bu baskıları Herrmann'a yansıtır. Modasının geçmesinden ve zamanı yakalayamamaktan korkan Hitchcock, Herrmann'dan daha cazımsı bir pop soundtracki ister. Tahmin edebileceğiniz gibi Herrmann yine gidip bildiğini okur ve filme kendi tarzında besteler yapar. Çalışmanın prelüdünü dinleyen Hitchcock küplere biner ve Herrmann'a neden istediğini yapmadığını sorar. Herrmann da “Bak, Hitch. İnsan kendi gölgesinden kaçamaz. Sen pop filmleri yapmıyorsun. Benden ne istiyorsun? Ben pop müziği yazmam.” der. Hitchcock ilk isteği doğrultusunda daha fazla baskı yapınca da “Hitch, benim senle kalmamın ne anlamı var? Senden önce de bir kariyerim vardı, senden sonra da olacak.” diyerek birlikteliklerini bitirir. Hitchcock-Herrmann birlikteliğinin, yani bu iki büyük egonun çalışma ve ayrılık öyküleri o kadar dramatiktir ki haklarında bir tiyatro oyunu bile yazılmıştır.(6)

20. yüzyıl, sinema sanatının yüzyılı ise, sinema sanatının en önemli şahsiyetlerinden biri, belki de en önemlisi, Alfred Hitchcock'tur. Hitchcock'un filmlerinde oluşturduğu gerilim atmosferi, tedirginlik duygusu, içsel rahatsızlıklar ve ruhsal çırpıntı emsalsizdir. Zekice yazılmış senaryoların bu işi becermekte bir başına ne kadar yetersiz olduğunu bilenler bu işin kerametini onun benzersiz film yönetme tekniklerinde ya da oyuncularının özelliklerinde arayabilirler. Ancak onun sinemasal dehası yönetmenlikteki yetkinliğini bulurken çok çok özgün bir ögeden yararlanır: ikinci sanat, yani müzik. Onun yapıtlarında müzik, suluboya bir tablodaki suyun görevlerini üstlenir. Her şeyi yapandır ama görünmezdir. Nasıl ki suluboya bir tablodaki flu, akışkan, girift ve derinlikli fasadların halitasını oluşturan niteliği anlaşılmaz öge olan su asla gözükmez ize; aynı şekilde; Hitchcock filmlerinde de her türlü duygu ve imajı canlandıran katalizör öge müziktir; ve gözükmez!.

Notlar:
(1)  http://www.youtube.com/watch?v=09Zsd858KQs
(2)  “The Best Music in Film”, http://www.bfi.org.uk/sightandsound/filmmusic/detail.php?t=d&q=42 Siteye giriş tarihi: 11.08.2009
(3)  Yazıların hareket ettirildiği animasyon tekniği.
(4)  Leigh, Janet. “Psycho: Behind the Scenes of the Classic Thriller”. Harmony Press, 1995
(5)  Johnson, Edward. “Bernard Herrmann: Hollywood's Music-Dramatist”. 1977. s. 8
(6)  Alfred Hitchcock: A Life in Darkness and Light, Wiley Press, s. 673–674
~~~


emrekaracaoglu@hotmail.com

Sayı: 41, Yayın tarihi: 08/10/2009

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics