MaviMelek
Hermes Kitap
"Avutacak hiçbir sözümün olmadığını biliyorum. Bütün sözcükler bir sandıkta kilitli sanki." "Yağmurlu Pencere" / Nalan Barbarosoğlu

[Editör'den] "Nalan Barbarosoğlu ve İnsanı Anlama Aracı Olarak Öykü" | Hasan Uygun

Gümüş Gece | Nalan Barbarosoğlu

"HER SOLUK, BİR ÖYKÜDÜR"

İnsan ruhunun, benim diyen herkesin görmeye ehil olmadığı, içeride bir yerlerde ipince sızıntılar halinde kaynayan derin çatlakları vardır… Bu çatlaklar her türden bencilliğin, sevgisizliğin, anlayışsızlığın ve kabalığın eseri olarak zaman içinde oluşabileceği gibi, maalesef doğuştan da olabiliyor. İçine atıldığımız hoyrat dünya, onunla aynı mukavemet gücüne sahip olmayan hassas bireyleri acımazsızca dışına iterken, tutunmaya çalışanların da sağır, dilsiz ve kör taklidi yapmaktan başka şansı kalmamaktır.

İnsan, anne karnından dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren ruhu sakatlanmış bir varlıktır. Bazıları bu sakatlığının farkında değildir ve normalmiş taklidi yaparlar, bazıları bu durumun kabullenmişliğiyle yaşarlar, bazıları ise sağlam olan uzuvlarını bile kaybetme pahasına sakatlanmış olmanın sebeplerini kurcalarlar… Üstüne giderler bu durumun; toplumsal, sosyolojik ve psikolojik nedenlerini sorgularlar, çare ararlar sakatlıklarına ve normal bir insan olabilmek için bıçağın ucunu en derinine daldırırlar yaralarının… Kanamalarından, akıttıkları irinlerden, kustukları safralardan, korkunç baş ağrılarından ve kâbus dolu gecelerden doğmaya çalışırlar yeniden; var olmanın, insani bir duyarlıkla hayatı kavramanın, incinen bir yaprağın acısını paylaşmanın ve kendi dışına çıkabilmenin bedelini ödeyerek başkalarının da içini görme yetisini kazanırlar.

İşte burada yazmak ihtiyacı doğuyor sanıyorum; başkasının göremediğini görmenin ve sızıntıların farkında olmanın bedeli olarak bir elektrik gerilimi gibi taşınan yük, ancak yazıya dönüştüğünde başkaları için de görünür kılınır; böylece yansıtıcı olma görevi de tamamlanır.

Her Ses Bir Ezgi | Nalan Barbarosoğlu

Kendi ruhunun en kuytu köşeleriyle başkalarının ruhlarının en kuytu köşelerine inebilen, oradaki kaynaşmayı hisseden, ete batan küçük cam parçacıklarının acısını duyan, insanın (özel olarak da kadının) incinmişliğini anlamaya çalışan bir öykücü Nalan Barbarosoğlu. Hayat içinde durdukları yerlerde (Eş, sevgili, anne, ev kadını, çocuk ya da yetişkin) hoyratlığın acısını hissetmiş, burukluğun tadını yaşamış, şiddetin tokadını yemiş, küçücük bir mutluluğu hak ettiğini düşündüğü anda acısını koynunda bulmuş kadınları anlatıyor Nalan Barbarosoğlu birçok öyküsünde. Öykü kahramanları, hayatın içinden ve hep çok tanıdık. Ama bir o kadar da yabancı. Çünkü onun fark ettirmesiyle yabancılığı aşıyor, bütünleşebiliyoruz bir hayat kadınının duygularıyla. İçinde kırılan şiddet dolu dış dünyayı anlıyor renklerine de bürünebiliyoruz rahatlıkla. Perdenin arkasındaki bedene, hatta kendi bedenine yabancılaşmış, kendini sağanak yağmura teslim etmiş, dalından kopmuş bir yaprak gibi sürüklenen bedenler vardır Barbarosoğlu'nun öykülerinde. Hatırlayışlarında boğulan, rüyalarından kâbusla uyanan ya da elindeki sevgi kırıntısıyla avunan.

Yarınlar için umut beslerken, kendi yarınlarını da yitirmiş, savrulmuş, hayatın ağır yükü altında ezilmiş; darbelerle, operasyonlarla, gözaltılarla kesilen normal yaşamları allak bullak olmuş; ya da aşkını kalbine gömmek zorunda kalmış iflah olmazları da okuyabilirsiniz. Aşkın közüyle dağlanmış yürekleri, alevi yayan elleri, dumanı tüten bedenleri…

Hem yazar, hem eleştirmen hem de yayıncı olan biri hakkında yazmak kolay değil elbette. Reklamcılığı yaratıcı edebi yazarlığa dönüştürebilen yazıya, dile gönül vermiş bir ekibin yanında uzun yıllar yer almış, yazının mutfağında yetişmiş usta bir yazardır Nalan Barbarosoğlu. Aynı ekibin de katkılarıyla 2006-2008 yılları arasında yayın hayatını sürdüren ve tadı damağımızda kalan "Eşik Cini" öykü dergisinin yazı işleri ve yayın yönetmenliğini üstlenmiş, öykünün yazınsal bir tür olarak çoğaltılmasına/gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Pek çok edebiyatçının dünyasına onun sayesinde girdik, eserleriyle tanıştık; tanıştırıldık. Yanı sıra seçici kurullarda da yer alan Barbarosoğlu, öykü konusundaki yetkinliğiyle övgüyü fazlasıyla hak ediyor. Zaten benim buradaki yazım övgüden ziyade öykülerini anlamak üzerine kurulu olduğu için, hakkında yazarken duyduğum tedirginliği biraz hafiflettiğimi düşünüyorum.

Ne Kadar da Güzeldir Gitmek | Nalan BarbarosoğluÖykülerinde, kahramanlarının dünyalarını anlamaya çalışıyor Nalan Barbarosoğlu da; onların tenlerine batmış kıymıkların acısını yüreğinde hissederek suretleriyle yüzleşememiş bir toplum olmanın uysallığını yıkıyor; susturulmuşluğunun diline oyun bozan cümleler ekleyerek görünür kılıyor gözlerin üzerine çevrilmesinden rahatsız olan bakışları. Kendi içinde kırılarak çoğalan sesleri biriktiriyor cümlelerinde, kırılmalardan oluşan fotoğraflarda dışa vuran çıplaklığı, ruhun üşümüşlüğünü, içe doğru çekilmişliğini, büzülmüşlüğünü, her seferinde kabuk tutan yerlerinden kanamışlığını, dikiş tutmazlığını yaraların; savrulmuşluğu gecede karanlık bir sokağın ayazında…

"Gökyüzünün altında alınan her soluk, bir öyküdür" Nalan Barbarosoğlu için. Bu yüzden soluğunu hissettirdiği her öykü kahramanının sesini de duyabiliyoruz öykülerinde. Hayatımıza dahil ediyor veya zaten var olduklarını görüyoruz.

Galapera'da gerçekleştirdiğimiz Ustalarla "Öykünün Yazma Hali" söyleşi dizimiz kapsamında, Nalan Barbarosoğlu'nu da konuk etmiştik bir süre önce. Ağırlıklı olarak öykü serüvenini ele aldığımız söyleşide, kendisini biraz daha yakından tanıma fırsatımız da oldu. Dergimiz yazarlarından Tuğçe Ayteş, bu sayımızda röportaja dair izlenimlerini yazdı. Nalan Barbarosoğlu da yeni kitabında yer almasını tasarladığı bir öyküsünü paylaştı bizimle. Daha önce de ifade ettiğim gibi, bu röportajın tam çözümlemesini Jale Sancak'la tasarladığımız kitap bünyesinde okuyabileceksiniz.

Yazı serüvenine 1980'li yılların sonunda başlayan Barbarosoğlu'nun ilk öykü kitabı Ne Kadar da Güzeldir Gitmek 1996 yılında yayımlandı. Daha öncesinde dergilerde başlayan yazım serüveni, zamanla dergicilik hamuruna da bulanarak devam etmiş, öyküye kuramsal açıdan katkı da sunmuştur. Yazko, Argos, Nar ve Adam Öykü ilk yazdığı dergiler… Yazım ve yayım sürecini aralıksız sürdüren yazarın yeni bir öykü kitabı hazırlığında olduğunu da yeri gelmişken yazmak isterim.

~~~

Soluklarımızı birleştirip ses olmaya çalıştığımız bir sayı oldu 36. sayımız da. Öykülerimiz, şiirlerimiz, hezeyanlarımızla; çığlıklarımız ve kahkahalarımızla dokunmaya çalıştık hayata. Her hayatın içindeki ayrıntıda, biraz daha şaşırarak bulmaya çalıştık yönümüzü… Her sayı bir menzil, her yazı bir dünya oldu bizim için. Yeni bir sayıda yine birlikte olma sevincimiz, ekibimize yeni katılımlarla anlam buldu biraz daha. Her sayıda biraz daha büyümek, MaviMelek galaksisinde birlikte varolmak ve çoğalmak umuduyla.

~~~

Sayı: 36, Yayın tarihi: 06/04/2009
hasan@mavimelek.com

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics