MaviMelek
"Sen ayrılık kokulu ince bir reyhan dalısın bu öyküye uzanan. Yazar seni sarısabır çiçekleriyle karşılayacak." - Kevser Ruhi

[Öykü] "Asansör" | Kevser Ruhi

Asansör | Onur Saylam

"KUŞ OLUP UÇULMAZ MIYDI?"

I

Biraz sonra yönetim katındaki toplantıda buluşacaklarından habersiz, asansörde bulunan bu üç kişinin ortak yönü aynı işyerinde çalışıyor olmak. Göz aşinalığı sadece... Işıkların bir an sönüp tekrar yanması, asansörün kısa duraklamadan sonra gidilmek istenen yönün tersine hızla yukarıya çıkması, hepsinin gözlerinden saçılan korkuyu dört metre kareye yığdı. Kadın kıpırtısız kaldı. Siyah saçlı delikanlı –yirmi beşinde ya var ya yok– şaşkınlığını kısa bir ünleme sığdırdı: “Hoppalaaa!” Jölenin sultasında arkaya taralı, simsiyah saçları onun kadar şaşırmadı, kıpırdamaları yasaktı galiba. Kumral seyrek saçlı, kelli felli adam, korkudan kanatlarıyla kendini oradan oraya atmaya başladı.

- Arızaya haber verelim!
Genç adam ve yaşı anlaşılmayan kadından ses çıkmadı. O da yanıt beklemedi zaten:
- Aloo! Yirmi üç yirmi üç değil mi? Asansör arıza? Biz asansörde mahsur kaldık!
Hızla üst katlara çıkan asansör durur gibi oldu. Yine hızla –herhalde– en alt kata indiler.
- Bir çıkıyoruz, bir iniyoruz!

Yere çömelmişti. –Aniden yere çakılırlarsa belini korusundu– Kat numaralarını gösteren panelin altında küçük bölmedeki “asansörde kalındığında kullanılacak” telefon sağ elindeydi, öbür elini kabinin duvarına yapıştırdı. Böyle yaparsa asansöre söz geçirebileceğini düşündü belki.
- Bir şeyler yapın kardeşim!

Sesindeki buyurganlık “Daire Başkanı” olduğunu anlatmaya yetmedi. –Ölüme emir komuta sökmüyor– Tanımadığı iki kişiyle ölüme gittiğine iyice inanmıştı. Yanındakilerin tepkisizliği onu hiç tanımadığı başka bir kişiyle, arıza teknisyeniyle yakın olmaya itiverdi; “kardeşim”… “Kardeşi”nin işi ağırdan aldığını mı sandı da sinirlendi; yanındakilerin umursamazlığı mı telaşını artırdı, belli değil.
- Çabuk olun biraz! Üç kişiyiz...

Kaç kişi oldukları sorulmamıştı ki. “Kardeşi”ni ilgilendiren oradaki insan sayısı değil, hangi asansörde arıza çıktığıydı.
- C blok asansöründeyiz…

Saat on altıyı yirmi altı geçerken adamın içinden asansöre, teknolojiye, korkaklığına, sarsaklığına, en fazla da fantezilerine sunturlu küfürler geçiyordu.

(Sen kumral bir diyalogsun öyküye devinim katmaya çalışan... Bu çabana karşılık yazar senin iç dünyanı ortalığa dökmeyecek.)

II

Günlerdir içinde kavrulduğu acı öte geçede kaldı. Şu ana dek, ölümü çok yakınında duyan biri aklından neler geçirir; hiç düşünmemişti. Saatine baktı; on altı yirmi altı, toplantıya dört dakika kalmış. Boşluğa düşme duygusunu korku ve telaş içinde yasayanlardan biri o değilmiş gibi asansörden erinçle çıktı.

Yaşananların hesabı yapıladururken, an gelir, elde kalan ne ise, apaçık görünüverir insana. Gözün ve gönlün aymasıdır. “Bundan sonra yaşamımda keşke'lere yer olmayacak” dedi. “Benim acıyla yüzleşmem bitti. Sevinçlerimi bulmalı, onlara sığınmalıyım.”

Asansördeyken, yapmak isteyip de erteledikleri için hayıflanan kadın değildi artık. Bu gece kırmızı şarabı mutlaka içecek. Evden çıkarken çiçekleri sulamadığını anımsamıştı bir de. Yokluğu çiçeklerinin solmasıyla başlardı. Masa, sandalye, kitaplar daha bekleyebilir, umut edebilirler. Ama çiçeklerin umudu çabuk sönerdi. Ölüme bu kadar yaklaşmışken tek düşündüğü çiçeklerine ne olacağı mıydı? Tuhaf... Yaşamla ölüm arasındaki çizgide, tohuma kaçmış iki fesleğen, üç saksı reyhan, dört-beş Cezayir menekşesine mi vermişti önceliği? Bu kadar mı unutmuştu onu? İçine hançer hançer kazınan “gidiyorum” sözcüğünü? Kokusunu? Bir reyhan kokusu kadar da mı kalmamıştı gözlerinde? Teninde? Ne tuhaf, ya da şöyle demeli; ne güzel!

(Sen ayrılık kokulu ince bir reyhan dalısın bu öyküye uzanan. Yazar seni sarısabır çiçekleriyle karşılayacak.)

III

Asansör çağırma düğmesine basmadan önce, cep telefonundan Aslı'yı aradığında saat on altıyı on altı geçiyordu. “On altı dakikadır senin evindeyim” demişti Aslı; beklediğinden erken gelmiş. “Anahtarı kapıcıdan aldım. Erken çıkamaz mısın?” Bunun olanaksız olduğunu, bir toplantıya girmesi gerektiğini, ama altıda koşarak eve geleceğini söyledikten sonra asansörün kapısı açılınca “görüşürüz” diyerek telefonu kapatmıştı. Girerken iki kişiyi başıyla selamlayıp, aynadaki kendine fiyakalı bir bakış fırlattı. Kravatını laf olsun diye hafiften sağa sola çekeledi. Beklemeye başladı. Gözlerine kim baksa, iki saat sonra sevgilisini kollarına alacağını görebilirdi, ağzından o kontrolsüz “Hoppalaaaa!” fırlayana kadar... Çabuk toparlandı.

“Şu adamın telaşına bak” diye düşündü. “Ne yani, ölecek miyiz? Hele ben, Aslı'ya sarılamadan...” Görüşürüz denmişse –ki az önce dedi– illa ki görüşülecek... Kim engelleyebilir? Bir aydır görmediği Aslı'sı, ılık sesi, rüzgâr saçları ve üzüm gözleriyle evde onu beklerken, duvargeçen olunmaz mıydı? Kuş olup uçulmaz mıydı?

(Sen Aslı'nda hayatsın, öyküye aşk dolu bir son bağışladın. Yazar sana teşekkür ediyor...)

~~~
Sayı: 42, Yayın tarihi: 17/11/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics