MaviMelek
Hermes Kitap
"Başka bir şehre çekip gitmeliyim/Madem ki sıkılmışım burada/Artık bu park bu meyhane/Neylersin avare olan ruha/Bu hasret ölümden beterdir." Oktay Rıfat

[Gündem] "Az Gitti Uz Gitti" - TurAysa'08 | Ayşe Özbek

TurAysa'08 - Attila Musluoğlu

"BİR SABAH KALKIP BASIP GİTMEK LAZIM"

Attila Musluoğlu 20 Mayıs 1973 Ankara doğumlu, 1998 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi'nden, metalürji yüksek mühendisi olarak mezun olmuş ama asıl mesleği sistem ve network uzmanlığı. İş hayatındaki hedefi; sevdiği iş yerinde, sevdiği insanlarla sevdiği işi yapmak. Hayattaki hedefi ise elde ettiği gelirin yardımıyla 3 yılda bir 6-7 aylık uzun seyahatler yapmak. Yolculuğunu "Küheylan" adını verdiği motosikletiyle yapıyor. Bunun yanı sıra sporla arası iyi biri. Lisanslı bir dağcı olmasının yanı sıra, düzenli aralıklarla basketbol oynuyor, snowboard ve rüzgâr sörfü yapıyor. Ayda bir kez de düzenli olarak dağcılık ve kamp yapıyor. Tutkunu olduğu bisikletiyle Marmara, Ege, Güney Akdeniz ve Karadeniz'i gezmiş. Gezmek için en iyi aracın bisiklet olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor:
"İnsan hafızasına alınan görüntülerin sayısı eğer bir filmin kalitesi ile ölçülürse mesela, iki dağın arasındaki coğrafya, kültür ve iklimi anlamak en iyi yürümekle olur. Sonra bisiklettir, biraz daha hızlıdır, alınan kare sayısı yürümeye göre azdır. Sonra motosiklet gelir, film kalitesi biraz daha düşer. Motosikletten sonra yaklaşık aynı hızda olmalarına rağmen otomobil ya da karavan gelir, çünkü bunlarda seyircisinizdir. Ön ya da yan pencereden dışarıdaki sizden izole hayatı sinemadaki gibi izlersiniz. Motosiklette aktörsünüzdür, arı sokar, sıcak çarpar, rüzgâr yamultur, yağmur ıslatır, kar üşütür, savunmasızsınızdır. Film kalitesi saniyede alınan çerçeve sayısı ile ölçülür, vs."

Attila Musluoğlu

Bir insana "Sen nesin?" diye sorulduğunda, içinde yetişmiş olduğu kültüre göre değişik cevaplar verebilir. Ama modern zamanlarda, insanlar kendilerini daha çok "meslekleri" ile var etmeye başladılar. Bunun sonucunda da "kariyer odaklı" kitleler yetişir oldu. Oysa iş, çalışma bir gün biter. Emekli olursunuz. Ondan sonra ne yapılacak? Hani reklamda da diyor ya "Dünyayı gezmek için emekliliği beklemeyen adam için bir alkış" Attila Musluoğlu da mesleğinin yanı sıra bir "gezgin". O yaptığı seyahatleri "tatil" olarak nitelendirmiyor. Gezmek ve gezgin olmayı ise şöyle ifade ediyor:
"Devinim tüm hayatın içindedir, statik ve rutini biz oluştururuz etrafımızda istesek ya da istemesek de. Bütün bunların dışında devinim gerçeğini hissetmek ancak zaman ve mekân geçişleri ile mümkün oluyor. Anlatmak istediğim; ikisi arasında oluşan tüm bağları koparmaktır. Kimi zaman birim zamanda geçilen mekânlar çok fazla iken, aynı mekânda geçirilen çok fazla zaman arka arkaya gelir ve bilinç altüst olur, gerçeklik bu noktada fark edilir, sahte metropol hayatı bu noktada geçerliliğini yitirir. Gezgin bütün bunları merak edip arkasına bakmaksızın dolaşan kişidir, meczuptur, ne olacağını bilmez, nereden geldiğini unutur. İnsanları ayırt etmeksizin onlarla iletişime geçer, yatacağı yeri seçmez, yemeğine özen göstermez, sadece eklenir ve gezme süresinde yuvarlanır deniz kenarındaki taş gibi. Turistten farkı budur. Hayatına kastedecek durumdan uzak durmaya çalışır tabii ki."

Hayat felsefesi olan ve bunu özümsemiş biri. Hayat felsefesini şöyle anlatıyor Musluoğlu:
"Kabıma zarar verebilirim ama kabın içindeki suyu hep duru, temiz ve berrak tutmaya özen gösteririm."

Emrah Ablak - Attila MusluoğluTurAysa'08

Attila Musluoğlu ve üniversiteden arkadaşı Emrah Ablak, kendisi karikatürist olan ve şimdi Uykusuz Dergi'de çalışan çizer ile 23 Kasım 2007'de İstanbul'dan yola çıktılar. Bolu, Sivas, Erzurum'u geride bıraktıktan sonra Ağrı'nın Gürbulak sınır kapısından turun ilk ayağı alan İran'a girdiler. Ancak İran'a girene kadar olan yolculukları bile heyecan verici. Aralık ayının ilk günlerinde İran'a giren ikili öncelikle Tebriz'de "trafik"i tecrübe ediyorlar. Tebriz'den sonra 2. durak Tahran. Tahran'a kadar Azeri yoğun bölgelerden geçtikleri için dil sorunu yaşamıyorlar. İran'da üçüncü durakları "Dünya Yarısı İsfahan" (Esfahan, nesfe cihan). İstanbul'dan sonra doğudaki en müthiş şehirlerden bir İsfahan. Mescid-î Şah mimarisiyle ve İsfahan'ın sembolü olan mavi çinilerle kaplı bir mabet. Attila Musluoğlu İsfahan'ın "büyük bazaar"ı için; "Bu Carrefour ise, bizim Kapalı Çarşı bunun yanında mahalle bakkalı olur" diyor ve seyahat boyunca mimarisinden en çok etkilendiği şehirlerden birinin İsfahan olduğunu söylüyor. İsfahan'dan sonra Zerdüştlerin şehri Yezd'e, oradan da Şiraz'a gidiyorlar. Şiraz'da "Tüm Halklar Geçidi"nden geçtikten sonra Emrah Ablak, Pakistan vizesi alamadığı için yolları ayrılıyor. Emrah Ablak Türkiye'ye dönerken, Attila Musluoğlu Pakistan'a gidiyor. Pakistan'da üç tekerlikli taksi

Pakistan'da Taftan Çölü'nü, Quetta'yı, Bolan Vadisi'ni, Multan'ı, Sukkur'ü geçtikten sonra Lahor'a varıyor. Lahor'da bir çayhanede otururken birden ortalık karışıyor. Kendisi ilk başta kavga olduğunu düşünüp ilgilenmezken, dükkânın sahibi "Butto öldü" diyip kepengi kapatıyor. Tarihi bir âna şahitlik ediyor. Ertesi gün erkenden Pakistan'ın Hindistan sınırı olan Wahgah'a gidiyor ve Hindistan'a geçiyor.

2007 yılının Aralık ayının sonundan , 2008 Mayıs'ın ortasına kadar Hindistan'ı geziyor. Hindistan'da Attila'yı ilk Amristar'daki Altın Mabet kucaklıyor. Burası Sikh'ler için çok kutsal bir mekân. Chandigarh'ta Nek Chand'in yaptığı "taş bahçeler"i geziyor.

Hindistan'ın başkenti Delhi'den de çok etkilendiğini söylüyor. Jantar Mantar, Delhi'deki güneş saatleri güneşin doğudan yükseldiğinin kanıtı sanki.

Delhi'de Moğol hükümdarı Hümayun'un mezarını ve bunun yanı sıra Hindistan'da bir sürü müze geziyor. Vee tabii ki müthiş etkileyici Tac Mahal. Hindular, Tac Mahal söz konusu olunca insanları Tac Mahal'i görenler ve görmeyenler olarak ikiye ayırıyorlarmış. Delhi'den sonra Pushkar'a gidiyor. Hindistan coğrafyasının farklılığı, fauna ve florada da kendini belli ediyor. Pushkar'da siyah yüzlü hırsız maymunlardan kendinizi sakınmanız gerektiğini söylüyor. Jaipur'da tanıştığı kendi gibi motosikletleriyle seyahat eden bir grupla bir süre birlikte yolculuk ediyorlar. 14 Ocak'taki uçurtma festivalinde 2-3 bin uçurtma arasında kendisininkini de uçurtuyor. Udaipur'da kaldığı otelin sokağındaki bir Hindu aile Attila ve arkadaşlarına, Hindular için kutsal sayılan "dana eti" pişiriyorlar. Mumbai'yi de gezdikten sonra Attila, Goa'ya gidiyor. Goa'nın Hindistan'da önemli bir yeri var. Çünkü hem İngiliz hem Portekiz sömürgesi altında kalmış bir bölge ve 68 kuşağının hac yolunun son durağı. Aurangabad'da Tac Mahal'e çok para harcıyor diye babası Şah Cihan'ı hapseden Yezd'de kaldıkları Amir Caghmag Hostel 29 numarali odaoğlunun mezarını gören Attila, Küheyla'nı Goa'da bırakıp yolculuğuna trenle devam ederken Hinduları daha yakından tanıma şansı elde ediyor ve Dünya Mirası listesindeki Allora mağara tapınaklarını geziyor. Bu tapınaklar kayalar oyularak yerin dibine doğru inşa edilmiş Budist, Hindu ve Jain tapınakları. Bundan sonra bir diğer Dünya Mirası olan Hampi tapınaklarını ziyaret ediyor. Muson yağmurlarında yıkandıktan sonra Karnataka'ya gidiyor. Mysore'da sandal ağacı tütsülerinin nasıl yapıldığını görüp, bu yöredeki tapınakları geziyor. Bandiphur Vahşi Hayat Parkı'nı safari otobüsüyle gezerken benekli geyikleri görüyor. Trichy'ye varana kadar Budist rahipleri gören Attila burada ise Hindular için çok kutsal sayılan yarı albino bir fil ile karşılaşıyor. Allapuza Backwaters'daki göletlerde sandal sefası yaptıktan sonra Munnar yolundaki çay bahçelerini geçip, Konark'a varıyor. Buradan sonra direksiyonu kuzeye kırıp Nepal'e çıkıyor. Nepal'de Budistler için önemli olan yerleri ve dağları geziyor. Ardından Delhi'ye dönüyor. Dönüş yolunda başına bir uğursuzluk gelmemesi için Ganj'da yıkanıyor.
Mata Temple, HindistanHinduların barışçıl insanlar olduğunu, yaşamlarında kavganın, silahın olmadığını, hayvan eti yemediklerini, merhaba demekten çekinilmeyecek insanlar olduğunu ve bölgede hemen her gün bir festival olduğunu söylüyor. Ancak Hindistan'da yolların hep kalabalık ve trafiğin kuralsız olduğunu; bunun da motosikletle seyahat ederken sorun yarattığını da belirten Musluoğlu inançlar hakkında ise şöyle diyor: "Hinduizm ve Budizm ilahi temeli olmayan dinlerdir. Kişi kendi disiplinini oluşturur, bu sebeple insan en önemli elemandır, bu açıdan çok etkileyici. Her şey bende başlar ve bende biter. Tam farkındalıkla yaptığımız her şeyin sebebi ve sonucu bizle ilgilidir. Bu gerçek bir bakış açısıdır bence."

Dharamsala'yı geçtikten sonra dönüş yolu olarak rotayı Pakistan'a çeviriyor. Giderken gezemediği Lahor'u geziyor. İslamabad'da Çin vizesi almayı deniyor; ancak Çin Olimpiyatlar ve deprem yüzünden karışık olduğundan vize alamıyor. Pakistan'da İpek Yolu'nun hâlâ canlı olan kısmını kat ediyor. Karakurum çölü otobanında tarihöncesinden kalma ve Budistler ile tacirlerin yaptığı kaya resimlerini görüyor. Pakistan'da Kuzey Himalaya zincirini gördükten sonra Peşaver'e varıyor. Quetta'yı ve Taftan Çölü'nü geçip İran'a ve Gürbulak sınır kapısı üzerinden Türkiye'ye giriş yapıyor. Ağrı-Erzurum-Sivas üzerinden 30 Mayıs 2008'de İstanbul'a varıyor.

TurAsya'08 vizeler ve benzin dahil 4500 USD'a mal olmuş. Yol boyunca çoğunlukla hostellerde konaklamış. Yerleşim yeri olmayan bölgelerde kamp kurmuş. Yolculuk planını yaparken internetten fazlasıyla faydalanmış. Güncel haritalara ve bloglardan daha önce seyahat etmiş insanların deneyimlerine ulaşmış. "Lonely Planet" adlı kitabın iyi bir rehber kaynak olduğunu söylüyor. Ama çok araştırıp düşünmenin de iyi Sadhu Baba, Varanasi, Indiaolmadığını belirtip şöyle devam ediyor Musluoğlu: "Bir sabah kalkıp basıp gitmek lazım. Yola çıkınca anlatılanların hepsinin aslında olmadığını görüp gülümsüyorsunuz. Gezgin kendi tarzına sahiptir, akışkan bir yapıda çevreye ayak uydurur ve esnek olur. Kendi bilgisini oluşturur ve buna göre hareket eder. Başına onun için çok kötü işler gelmez."

Attila, İran'da Emrah'tan ayrıldıktan sonra aylarca motosikletiyle yolculuk yaptığı için Küheylan onun için çok özel ve onun hakkında şunları söylüyor: "Tek dostunuz, yoldaşınız; sesi çıkmaz, sizi bekler. İstediği bir kaç parça bakımı vardır onları yaparsınız, o da size 29645 km'lik bir yol armağan eder. Çok zaman ona, 'manzaradan etkilenip etkilenmediğini' sordum, eğilip. Çok zaman sol omzunun üst köşesini sıvazladım, 'burayı da aştık oğlum' diye"

Anlatması mı, okuması mı daha kolay? Ama bu bir masal değil. Bu yol hikâyesini paylaşmak istememizin tek nedeni; bize dayatılan "modern" hayatın aslında çok da matah bir şey olmadığının farkına varılması.

Üniversitede bir hocamız bize bildiklerimizi beş kişiye anlatmamızı söylemişti. O beş kişi de başka beş kişilere anlatacak ve onlar da başka beş kişilere anlatacak; böylece doğrular insanlara ulaşacaktı. Umarım ulaşmıştır.

Başa dön

Sayı: 30, Yayın tarihi: 22/09/2008

 

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics