MaviMelek
"Susan bir türküyüm nicedir / Evler çarşılar içinde." Şükrü Erbaş

[Editör'den] "Balyoz ve Silindir" | Hasan Uygun

Abidin Dino

"BİR TERSİNE YÜRÜYÜŞ"

Son günlerde edebiyat gündemimize yerleşen iki antoloji, yakın tarihimize de ışık tutuyor olması bakımından dikkate değer. Her ikisi de öykücü Hürriyet Yaşar tarafından hazırlanan antolojilerden ilki Bir Tersine Yürüyüş – 12 Eylül Öyküleri, ikincisi ise Yiğit İken Ölenlere – 12 Mart Öyküleri Antolojisi. Sıralama açısından bakıldığında, ikincisinin ilk sırada olması gerekirken, tersindenmiş gibi görünen bu güldestenin sıralama mantığını Hürriyet Yaşar, 12 Mart Öyküleri Antolojisi kitabının önsözünde çok iyi bir şekilde özetlemiş: "12 Eylül öyküleri seçkisi olan Bir Tersine Yürüyüş olmasaydı, bu seçki de olmazdı. Tarih ileriye doğru yaşanırken, geriye doğru araştırılıyor; edebiyatta da…"

Böylesine önemli iki araştırmanın edebiyat üzerinden yapılmış olması ise, bahsi geçen yıllarda edebiyatçının bir aydın olarak, toplumsal duyarlılıkla yakınlaşması ve uzaklaşması arasındaki mesafenin değişkenlik nedenlerini özetler gibi.

Balyoz ve silindir; biri 1971, diğeri ise 1980 yılında Türkiye'de gerçekleştirilen iki askeri darbenin, sosyal uyanış üzerinde bırakmak istediği etkilerin kodları. İkisinden birine maruz kalmak bile (bir balyoz vuruşu mesela), insan bedeninde geri dönülmez hasarlara neden olabilecekken, ikisine de yakın aralarla maruz kalan bir insanın ise (balyoz vuruşuyla sersemletilen bünyenin üzerinden geçirilen silindir!) şansı yaver gider de ölmez sağ kalırsa, bir daha kolay kolay kendini toparlaması beklenemez. Zaten amaç da gerçeklerin farkına vardığı için başkaldıran, isyan eden, karşı duran, dayatılanı sorgulayan, hatta alternatifini yaratmaya çalışan bireyi yok etmek olduğundan, 1970'li yıllardan itibaren yoğunlaşan sol muhalefeti sindirme harekâtı günümüzde tüm pervasızlığıyla devam ediyor; ama artık balyozların, silindirlerin ötesinde çok daha kıyıcı baskı mekanizmaları devreye sokularak solun neredeyse nefes alması bile engellenmeye çalışılıyor.

Abidin Dino

Dünyadaki 1968 uyanışının, 1960 darbesinin ardından oluşan nispi özgürlüklerin de katkısıyla Türkiye'ye olan olumlu etkilerini sindiremeyen sermaye çevreleri, bizzat orduyu devreye sokarak, söylemek istediklerini faşist bir generale söyletmiş ve bir veciz söz niteliğine bürünebilecek darbecinin şu sözü harekâtın asıl nedenini açıklamıştır: "Toplumsal uyanış, ekonomik gelişmeyi aştı."

Tam da bu nedenle, Türkiye'de 12 Mart 1971'de emir komuta zinciri içinde gerçekleştirilen askeri darbeyle solun üzerine indirilen balyoz, 1980'e gelindiğinde bir silindire dönüştürülerek, solu toplumsal hafızadan silmenin eşiğine getirmiş; faşizmin, gericileşmenin, lümpenleşmenin, Amerikancılaşmanın, pop kültürünün kapılarını ardına kadar açmıştır.

Milyonlarca insanın öldüğü, dünyanın geçirmiş olduğu belli başlı yıkımlardan en büyüğü olan II. Dünya Savaşı, aynı zamanda kapitalizmin gerçek yüzünün de tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığı bir saydamlaşma haliydi. Bu saydamlaşma, 68'li yıllara gelindiğinde ise cephelerde çarpışmış, ölmüş veya gazi olmuş babaların çocuklarının yönünü de çizdi diyebiliriz. Ebeveynlerinden devraldıkları savaş kültürünün sermaye çevreleri dışında kalanlara açlık, yokluk, yoksulluk, kan ve ölümden başka bir şey getirmediğini fark eden 68 gençliği bu yüzden "Savaşa hayır!", "Barış hemen şimdi!" sloganlarıyla sokaklara döküldü; bu yüzden üniversitelerin bilim yuvaları olması gerektiğini savundu, bu yüzden Vietnam'ın işgaline karşı çıktı; ve bu yüzden Che Guevera'nın devrimci önderliğini yüceltti.

Öte yandan, halkları sürekli savaşmaları için kışkırtan, kendi çıkarları için ölüm pahasına herkesi seferber edebilen bu baskıcı, insanı insanlığından çıkarıcı sistemin; yani kapitalizmin başka alternatiflerinin de olabileceği gerçeği, dünyada 70'li yıllar boyunca başka çalkantılara, acılara, isyanlara ve zaferlere de kapı araladı.

Bir Tersine Yürüyüş - 12 Eylül Öyküleri | Hürriyet YaşarTabii ki kapitalizm de savaş makinesini çalıştırmadan varlığını sürdürmekte sıkıntıya düşeceğini çok iyi bildiği için Vietnam'ı işgal etti; sola meyleden Latin Amerika'da 70'li ve 80'li yıllar boyunca kanlı operasyonlar gerçekleştirdi; yetmedi, günümüzde Afganistan'ı ve Irak'ı işgal etti.

Ama 70'li yılların bu dünya için özel bir anlamı olsa gerek; çünkü bu yıllarda yine ağırlıkla Latin Amerika ülkelerinde art arda patlak veren sosyalist devrimler, başka bir dünyanın da mümkün olabileceğine ve kapitalizmin yıkılabileceğine dair umutları beslerken, ileriye doğru atılabilecek geliştirici adımların özgüvenini tazeledi.

Böyle bir dünya konjonktüründen Türkiye'nin de etkilenmemesi elbette beklenemezdi. Türkiye'de, 1900'lü yıllardan itibaren filiz veren gelenekselci sosyalist damar, 1970'li yıllara gelindiğinde, daha genç kuşaklar, özellikle siyasallaşmış öğrenci toplulukları tarafından omuzlanarak bir sıçramaya dönüştürülmek istendi. İşte tam da bu noktada olanlar oldu. "Vatan-millet" masalına sıkı sıkıya sarılan bir devlet geleneğinin, kapitalizmin çarklarına taşıdığı yaşam suyunun kuruma tehlikesi belirdiğinde, tüm kıyıcılığını ortaya sermesi de kaçınılmazdı.

Sıkıyönetimlerin, sokağa çıkma yasaklarının, haksız hukuksuz gözaltıların, tutuklamaların, yargılamaların, işkencelerin, idamların yaydığı korku kültürü üzerinden 1970'li ve 80'li yıllar boyunca beslenen keyfiyetçi faşist aygıtın, toplumumuz üzerinde yarattığı travmanın boyutlarına baktığımızda, karşımıza çıkan kara tablo, şüphesiz her türlü sosyolojik/psikolojik incelemenin konusu olabilecekken, bugün bile bu darbelerin etkileri üzerinden yeterince konuşamıyor, geçmişi sorgulayamıyor, kendimizle yüzleşemiyorsak eğer, aynı mekanizmanın başka eller tarafından yine aynı amaç etrafından devir alınarak, aynı kıyıcılığını günümüzde de sürdürüyor oluşundandır. Günümüzde sürekli kılınan darbeci faşist zihniyet, geçmişimizle hesaplaşmamız önündeki duvarlarımızı öredursun, iyi niyetli çabalar da her türlü sindirmeye rağmen seslerini yükseltmeye devam edecek.

1970'li ve 80'li yıllar boyunca değişkenlik gösteren toplumsal hafızanın kodlarını çok iyi çözümleyen ve toplum gerçekçi damarın usta öykücülerinden derlenen her iki öykü antolojisi de, yukarıda çizilen tabloyu algılamamız açısından önemli örnekleri bir araya getiriyor. Yükselen sol muhalefete karşı geliştirilen şiddet karşısında kendi konumlarını sorgularken duyarlılıklarını ortaya koyan edebiyatçıların, elbette bu şiddetten nasibini almaları da kaçınılmazdı. Toplumla birlikte bireysel acıların da katmerleştiği 1980'li yıllardan sonra ise bu yüzden içe kapandılar, bu yüzden kişisel mağduriyetlerine yoğunlaştılar. Kimileri bunu bir kaçış edebiyatı olarak adlandırsa da, bireyin toplumdan soyutlanamaz bir varlık oluşu gerçeği eleştirileri haklı çıkarmaz. Kaldı ki, edebiyatın malzemesi insansa eğer, mikro yoğunlaşmaların da toplumsal bir varlık olarak insanın bireysel konumundan toplumsala doğru yükseltilen merdivene tırmanmamız için bir araç olabileceği gerçeği, tekil ya da çoğul olarak edebiyatımıza sinen acının, aileden başlayarak sürekli kılınan totaliter zihniyetin ürünü olduğunu görmemizi de sağlıyor.

Yiğit İken Ölenlere - 12 Mart Öyküler Antolojisi | Hürriyet Yaşar

Hürriyet Yaşar'ın derlediği her iki antoloji de bu açıdan bakıldığında, yakın geçmişimizle yüzleşmemiz için bir fırsat gibi. Her ne kadar hukuksal olarak bunu gerçekleştirmenin çok uzağında duruyor olsak da, edebiyatımız açısından böylesi bir yüzleşmenin gerekliliği somut bir çaba olarak bu antolojiler aracılığıyla karşımızda duruyor.

Toplum olarak yemiş olduğumuz balyoz darbelerinden sonra, üzerimizden geçirilen silindirin de etkisiyle, gözlerimiz kapalı, sersemlemiş bir halde tersine yürüdüğümüz şu günlerde, attığımız her geri adımın bizi yaklaştırdığı fosseptik kuyusu, geleceğimizi teslim ettiğimiz kapitalizmin bize hazırlamış olduğu acı bir sürprizden başka bir şey olmasa gerek.

Gözlerimizi açabileceğinin garantisini vermese bile, göstereceği ışığın yolumuzu aydınlatacak bir araç olabileceği gerçeği, bu yüzden edebiyatı bizler için kaçınılmaz kılmalı; bu yüzden tam da bu antolojiler aracılığıyla yeniden edebiyata sarılmalı ve kaçınılmaz olarak insan olmamızın gereğini yerine getirerek, tersine adımlarımızın yönünü değiştirmeliyiz.

Işığının daimi olması dileğiyle…

Bir Tersine Yürüyüş: 12 Eylül Öyküleri Antolojisi
Yayına Hazırlayan: Hürriyet Yaşar
Sayfa Sayısı: 295
Can Yayınları - 2008

Yiğit İken Ölenlere: 12 Mart Öyküleri Antolojisi
Yayına Hazırlayan: Hürriyet Yaşar
Sayfa Sayısı: 280
Can Yayınları – 2008

Sayı: 32, Yayın tarihi: 26/11/2008

hasan@mavimelek.com

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics