MaviMelek
Hermes Kitap
"İnsan ister evrime ister yaratılışa inansın, ortak olan kavram, dürtü ve duyguların kötü olduğudur." Cehenneme Övgü / Gündüz Vassaf

[Öykü]"Sahte Cennetin Cesur Faresi" | Leyla Süslü

Sahte Cennetin Cesur Faresi | Güneş Bozkurt

"HATTA ARTIK SÖZLER BİTMELİ!"

Sonbaharın renklerinin soluklaştığı, kışın hafiften varlığını hissettirmeye başladığı zamanlardı. Bedenimde beliren ürperti de olmasa kışın yaklaştığını anlayamayacaktım.
Yer yer örümcek ağlarının belirginleştiği bu köhne evde petunyama su vermek için salona doğru yürüyüşlerimi saymazsak tamamen bir atalet duygusuyla yaşadığım söylenebilir. Çok nadir tekli koltuğumdan kalkıp terasa çıkıyorum, gün batımını izliyorum.

İhtişamlı dönemlere imza atmış devri geçince kendi haline terk edilen eski Rum evini gördüğümde tutmaya karar vermiştim. Sözde cumbayı çiçeklerle donatacaktım. Eve girdiğimden beri üç beş tablo asmak dışında bu evle ilgili bir şey yapmadım.
Evdeki eşyalar eskidi. Çok eşyam da yok zaten. Bir yatak, tekli bir koltuk, bir gardırop, havasızlıktan sararmaya yüz tutmuş kitaplar.

Eve kimseyi kabul etmiyorum, telefonlara bakmıyorum, ne gazete, ne televizyon ne de çok sevdiğim kitaplar. Hayatımı katlanılır kılan müzik bile sustu. Tam bir bitkisel yaşam içerisinde süren hayatımı insani kılan belleğimde dönüp duran düşünceler. Eve kapanma fikri bir anda oluştu. Bir gün sokağın başındayken hercai hayatımda yaşadığım binlerce duygudan arda kalan derin bir tatminsizlik sonrası hayatımı anlamlı kılacak bir şeyler yapma gerekliliğini hissettim. Ama bunun ne olacağını o an kestiremedim. Hızla merdivenleri çıktım. Tekli koltuğuma oturdum. Ve hayatımı anlamlı kılacak şeyi düşünmeye başladım.
Gördüklerim hayatımı bütünlemiyor. Hep bir eksiklik duygusuyla cebelleşiyorum. Her geçen gün karamsarlığım artıyor. Günlerce kendime gelemiyorum.
Hayır, hayır! Çoğunuzun düşündüğü gibi bir intiharla bu arayışımı başarısızlığa uğratmaya niyetim yok.
Hâlâ düşünebiliyordum.
Düşündüm, düşündüm…
Düşünmenin bir süre sonra ataletin derin kollarında hayat buluşunu izledim. Kafamı koltuğa dayayıp eylemler yaptım zihnimde. Sahte cennetimde dönüp durdum. İstenen de tam da bu değil miydi?
Sis bulutu ile sarılmış bir evrenin tam ortasında ıssız bir yalnızlıkla çevrelenmiş, çığlık atmaktan bile vazgeçmiş olmak.
Bir gece istenen oldu. Her şeyi bıraktım. Çığlık atmaktan vazgeçtim.

Küçük farem her gece deliğinden kafasını uzatıp cennetimizi soruyor. Ne zaman yola çıkacağımızı. Suskun bakışlarımı görünce deliğine giriyor. Küçük fareme ne diyeceğimi bilemiyorum. Hiç vazgeçmiyor. Bu vazgeçmeyişi beni içten içe ona bağlıyor. Her gece onun gelişini beklerken buluyorum kendimi.

Bir gece yine küçük deliğinden çıktı. Kulaklarını dikleştirdi. Bıyıklarını oynatıp cennetimizi hatırlattı. Onu yine görmezden geldim. Arka ayakları üzerinde dikelerek bana öyle bir baktı ki parmak kadar farenin inancı beni utandırdı.

"Kalk ayağa" diye bağırdı. Bu kadar küçük bir fareden bu kadar gür bir ses çıkması beni şaşkına çevirdi.
"Seni budala, kalk ayağa!" diye yineledi.
Kafamı dayadığım koltuktan fareye doğru çevirdim.
"Kalkmak mı? Peki, ne için?"
"Hayatın için!
"Şu yaşadığın rezil eve bak! Değişen bir şey yok, hâlâ açsın! Açlar büyüyor yığınlarla. Kıtalarda ölümler kol geziyor alenen. Kan fışkırtıyorlar havaya başkalarının topraklarında. Çocuklar, kan gölü sokaklarda koşuyor.
"Hâlâ saatlerini çalıyorlar gözlerinin içine baka baka.
"Seni bankaların esiri yaptılar. Borçsuz tek günün yok.
"Sevgisiz bir ortamda seni yavaş yavaş öldürdüler. Parayla seni susturdular. En aşağılık canlı haline getirdiler. Onurunu yedirdiler peynir ekmek gibi.
"Her gün ağzına sıçıyorlar! Sen her beklediğinde ve sustuğunda diğer koluna da pranga yerleştiriyorlar."
"Yeni bir şey söyle küçük fare!"
"Bak, içindeki bunaltıyı anlıyorum. Bana da olmuştu. Kandırılmayı hazmedemiyorsun. Acı çekiyorsun, ölmek istedin çok kez. Çaresiz bir kıvranışla günlerin geçti. Sonra senin gibi düşünenleri aradın her delikte. Kabuklarında ölmüş cesetler gördün. Ağır koku burnunun direğini kırdı. Bazılarını kabuklarında iki büklüm korkuyla büzülmüş buldun. Bu zavallı görüntü içini burktu. Çünkü kendi geçmişini anımsadın. Kendine acıdın! Yalnızlıktan inledi hücrelerin önceleri. Özgürlüğü anladın. Sırtında anlamış olmanın verdiği ağır yük hafifledi. Bir gün gelecek bildiğin hakikatler için kimseye ihtiyacın olmayacak. İşte o gün senin kurtuluş günün olacak.

"Biliyorum, aynı yolda yürüdüğünü sandığın insanlar yoldan döndü. Acımalısın inandığı yoldan dönenlere. Cesetleri unutup yaşayanların peşine düşmelisin! Ve temkinli olmalısın."
"Bu gerçekleri bilmediğimi mi sanıyorsun çokbilmiş fare?"

Hırsından delirdi.

"Peki, bildiğin bu gerçekler karşısında ne yapmayı düşünüyorsun?"
"Güvenli evine sığınıp, sen biraz büyük deliğinde ben küçük deliğimde mi yaşamalıyız?
"Daha zamanı değil canım, her şeyin oluşması için şartlar gerekli deyip kendimizi teselli mi etmeliyiz?
"Yoksa bazıları gibi kaybettik deyip bu alanı terk mi etmeliyiz?
"Belki de çoklarının yaptığı gibi üç kuruşa fikirlerimizi satıp yönetenlerin yardakçısı olmalıyız. Bize daha fazla kemik vermeleri için salyalarımızı akıtmalıyız. Beğenmediğimiz ne kadar fikir varsa boğazımızdan salmalarına izin verip içimizde bir bulantı ile yaşamalıyız."

Ayağa kalktım. Bizim lafazan farenin yanına yaklaştım. Yere sertçe vurdum. Deliğine doğru fırladı.

"Ha ha! Ne oldu küçük fare, korktun mu?
"Sen dünyayı ne zannediyorsun ayaklarının altında eziverirler seni. Hatta bunu şimdi ben bile yapabilirim."
Bizim fare deliğinden hırsla fırladı, önümde dört dönmeye başladı.

"Hadi ez beni!
"Hadi ezsene! Kendini güçlü hissedersin."
"Sana sıkı bir hayat dersi vereceğim küçük fare!"

Üzerine yürüdüm. Yatağın altına fırladı. Yatağı kenara çektim. Elbise dolabının altına girdi. Oradan salona. Kan ter içinde kaldım. Yatağın üzerine oturdum. Sırıtarak yatağın önüne geldi. Bir iki zafer turu attı. Hiç beklemediği bir anda üzerine atladım.

"Seni aşağılık fare!"
Yere çakıldığım an bizim fareyi yatağın üzerinde sırıtırken gördüm.

"Seni zavallı, imkânsızlıklara inandırarak seni nasıl da bu hayata kıstırmışlar."
"Of Tanrım! Yine başladı. Kapa çeneni aşağılık fare!"
"Tanrıdan medet umuyorsun demek ki! Budala, Tanrı seni doğduğun gün terk etti. Tüm öğrendiklerini unut. Hepsi büyük bir yalanın parçasıydı. Seni sanal tanrıyla kandırdılar. Bu ıssız evrende bizden başka kimse yok!
"Yoksa sözde yenilenip önüne sundukları düşüncelere temcit pilavı niyetine kaşık mı sallamalıyı düşünüyorsun?"

İşte o anda bir şey oldu. Yıllardır taşıdığım beni içten içe bunaltan sis bulutu dağıldı. Koltuğumdan kalktım. Perdeyi açtım. Yoğun bir ışık gözlerimi kamaştırdı. Karanlığa alışmış gözlerim önce hiçbir şeyi seçemez oldu. Sonra her şey yerli yerinde belirmeye başladı. Odaya bakındım. Sanki yıllardır yaşadığım oda değilmiş gibi. Pencereleri açtım. Yoğun bir oksijen odaya hücum etti. Küçük farenin yanına yaklaştım.
Gözlerine baktım.
"Artık yemezler küçük fare!
"Bir adım ileri on adım geri gidişlerle emeklediğimiz tarih sahnesinde bizim de boğazımızda haykıracak kelimelerimiz olmalı!
"Hatta artık sözler bitmeli!
"Zaman eylem zamanıdır."
"Nasıl bir eylem?"
"Zalimlerin yaptığı gibi kanla değil elbet. Bunu fikirler yapacak, geleceğe olan inancımız, kendimizi bu sisteme ve yalanlarına teslim etmeyişimiz!
"İşte şimdi kendine gelmeye başladın. Hadi gidip öncelikle yaşayanları bulalım!"

imgelem@mavimelek.com

Başa dön

 

Diğer Öyküler

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics