MaviMelek
"Oysa duygu, acınası zavallı. Yenilmeye lâyık! Deşmeyegör, altı korkunç yüzsüz." - "Kapan" / Vüs'at O. Bener

[Öykü] "Çıplak" | Merih Sakarya

Çıplak | Onur Saylam

"TANIDIK OLMAYAN HER ŞEY GİYİNİKTİ"

Dünyanın çıplak olup olmadığına karar veremedi. Gökyüzü kesinlikle çıplaktı. Toprak örtünmüştü, örtüyordu, örtbas ediyordu. Denizler çıplaklığa davet etmesine karşın çıplak değildi. Ay kesinlikle çıplaktı.

Heykel atölyesinde işler bitince, birer kadeh şarap içilirdi, biraz laflanırdı. Gülüşmeler, kadehlere eşlik ederdi, bugün de öyle oldu. Akşam olunca, tek tek çekip gitmişti herkes. Atölyenin ortasındaki sobaya birkaç odun atmıştı. Üstünden çıkartmaya üşendiği bornozun iplerini bağlamıştı. Sona ermişti bugünkü parti de. Sobanın üstündeki deliklerde bir görünüp bir yiten alevler, tavanı sarı göz kırpışlarıyla aydınlatıyordu. Köşedeki kanepeye doğru ilerlemişti. Ahşap her adımında başka bir yerinden gıcırdıyordu. Yükten, taşıyamayacağı kadar çok yükten… Oturup, bacak bacak üstüne atmıştı. Baldırlarına doğru açıldı bornoz. Başı ve gövdesi gölgede kaldı. Gözleri ile gezindi odanın geniş sınırlarında. Şimdilik bulabildiğinin en iyisi buydu. En azından yatacak bir yeri olsun vardı; en azından… Gelenlerin zaman zaman bir iki şişe iyi şarap ve peynir getirdiği bile oluyordu. Odada gezinen gözleri, gelip çıplak baldırlarına takıldı. Başucuna yakın kütüphaneden bir kitap çekti. Üst üste dizilmiş tuğlalar gibi duruyordu ders kitapları uzakta. Elindeki kitabın kenarından gözüken çıplak baldırlarına takıldı yine gözü. Kitap giyinik bir şeydi. Her şey kalın cildinin içinde. Satırlar çıplaktı. Harfler giyinikti, şeklen örtüktüler. Dünya konusunda kararsız kaldı.

Ayağa kalktı. Ayak sesleri, yüküyle gıcırdayan ahşapta… Yalnızken eşyanın sesi… Şeylerin pek önemsenmeyen fısıltıları duyulmaya başladığında, eşyanın dili çözüldüğünde yalnızdır insan. Döne dolaşa kendinde konaklayan yalnızlık giyinik bir şeydi. Sevgilisinin kollarında ise çıplak hissetmişti kendini yıllar önce. Nefret ve ihtiras çıplaktı. Sevgi giyinikti. Soğuk da giyiniklikti biraz. Bornozu süzülüp indi bacaklarından aşağıya. Yerde içi çekilmiş bir beden gibi dertop oldu bornoz. Harlanmış ateşle gümbürdeyen sobaya yaklaştı. Büzüşüp durdu biraz sobanın yanında. Ayaklarını karnına doğru çekip çöküverdi olduğu yere. Ateş çıplaktı. Tenden geçip ruha işliyordu ateş. Çenesi dizinin üstündeydi, göğsü baldırlarına değiyordu. Sobanın sıcağı ahşap tavana doğru yükseliyordu. Çırılçıplaktı. Ayak ve el parmakları yan yana ahşap zeminin üstünde… Çok kollu, çok çıkıntılı hayvanların ürkünçlüğünü düşündü bir an. Kırkayak çıplaktı, kelebek giyinik. Kıpırdayabilen kendine ait bunca uzvun yan yana durması rahatsız etmiyordu insanı. Tanıdık olmayan her şey giyinikti. Düşler çıplaktı öte yandan. Olmadık suretlerle seviştirirdi gece. Gece çıplaklığı fısıldardı ve kovuk örtüklüğündeydi.

Tiz bir çığlık attı. Sonra ansızın bıçak bileyen bir sessizlik yayıldı geniş odaya. Sobadan ürkek birkaç çıtırtı gecenin içine bir iki ünlem bıraktı. Çırılçıplak bir çığlıktı kendi gibi. Belki zihninde çınlayıp, sessizliğin içine çekilmişti. İnsanlar arasındaki konuşmaların tümü giyinikti. Kimse kendini ele vermiyordu. En çıplağı çığlıktı sesler arasında. Demin odadaki sessizliği yırtan çığlık kendinden mi, zihninin oyunu mu diye düşündü. Yükten gıcırdıyordu ahşap. Sessizliğin içine bir gözyaşı süzüldü yanağından. Birdenbire gözyaşı… Ahşap zemin evde konaklayan onca insanın ağırlığını sürekli tartmaktan yorgun düşmüştü. Geceleri uyandığında ahşap geceyi bölerdi gıcırtısıyla. Birkaç adım attı. Heykellerin birinin üstündeki örtüyü kaldırdı. Çamurdan biçimlenmiş, kendine benzeyen bir çamur yığını; çırılçıplaktı. Dokundu. İlerledi, diğer örtüyü de açtı. Etrafında gezindi. Ilık bir gözyaşı yine... Ahşabın bilindik sesi... Diğer örtüyü, sonra, bir diğerini kaldırdı. Kendine benzeyen sekiz suret büyük bir yuvarlağı tamamlıyordu. Çamurdandı hepsi. Çıplak değildiler sanki. Toprak ve çamur çıplak değildi. Örtüleri kaldırdıkça daha da çıplak hissetti kendini. Ona benzeyen çamurdan suretlerin tam ortasında durdu. Döndü. İnilti sesi gibi bir ses geldi boğazından. Döndü. Ahşap gıcırtısı, yine dönenip duran bedenin yükünden… Gözyaşına eklenen bir başka inilti... Dokundu kendine. Elleri çamurlu. Bir üşüme geldi. Göğsünde bir çamur lekesi... Çılgına dönmüş gibi hıçkırıyordu. Koştu. Kendine benzeyen suretlerden birini devirdi koşarken. Çamur bidonlarından birini açtı. Naylonu sıyırdı. Avuç avuç çamur aldı. Hıçkırıyordu. Yüzüne gözüne sürmeye başladı, baldırlarına, ayak parmaklarına, göz kapaklarına, saçına, kalçalarına, göğüslerine. Çamurla kaplanana değin devam etti bir yandan ağlayarak. Hıçkırık çıplaktı. Çamura bulanınca kesildi hıçkırığı. İyice yorulduğundan çamurdan heykellerin ortasında durdu. Üşümesi geçer gibi oldu biraz. Orta yere uzandı boylu boyunca.

~~~
Sayı: 47, Yayın tarihi: 08/07/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics