MaviMelek
Hermes Kitap
"Yazı, geride bıraktığımız zamandı, anılarımızdı, dünyanın belleğiydi." "Balkonda" / Mahir Öztaş

[Editör'den] "Mahir Öztaş'la Edebiyatta İzler ve Tanıklıklar" | Hasan Uygun

Ay Gözetleme Komitesi | Mahir Öztaş

"HİÇBİR ÖYKÜYÜ TEKRAR ETMEK İSTEMEM"

Öyküye oldukça geç başlayan, titiz, kılı kırk yaran bir yazardır Mahir Öztaş. Öykü serüveninden önce şiire gönül verir; Oluşum, Somut, Yarın, Gösteri, Tan, Şiir Atı, Varlık ve Defter ilk şiirlerini yayımladığı dergilerdir. 1983 yılında yayımlanan şiir kitabı Unutulmak Tozları'ndan sonra ise bir süre öyküye yönelir. Ay Gözetleme Komitesi (1987) kitabı gelir daha sonra; Korku Oyunu (1989) ve Ruh İkizini Arar'la (1997) da devam eder.

Günümüzde ise yazma serüvenine romanla devam eden Mahir Öztaş'ın en son Koparıldığımız Topraklar isimli romanı YKY'den yayımlandı.

Uzun anlatıya yatkın diliyle, öykülerinde de bir romancı izlenimi veren Öztaş'ın, novella olarak bilinen forma çok yakın, hatta çoğu kez iç içe geçen analitik öyküleri polisiye bir örgü barındırır.

Tuhaf bir öykü atmosferi var Mahir Öztaş'ın. Yarattığı karabasansı dünyaları, yer yer korku öğeleriyle bezeyerek adım adım sürükler okuru bir bilinmezliğin içine. Bunun yanı sıra insanın varoluşu, aşk, cinsellik, korku ve ölüm gibi ana kavramları tartışan bir tutum da sergiler.

"Hiçbir öyküyü tekrar etmek istemem," diyerek başlıyor söze söyleşimizde. "Her roman kendi içinde bir dünya ve o şekilde anlatılan bir şeyse eğer, öykü de o dünyadan koparılan bir parçadır," diyerek devam ediyor sözlerine.

Mahir Öztaş

"Öyküyle romanı belli özellikler anlamında ayırt ediyorum. Birbirine yakın yapıları olduğu gibi farklılıkları da var; ama roman uzatılmış bir öykü değil."
Bu sözünü özellikle alıntılama gereği duyuyorum Öztaş'ın, çünkü maalesef böyle bir algı ve öyküyü romana geçerken bir süre için sürdürülen bir ara form ya da antrenman sahası olarak gören bir yaklaşım var edebiyatımızda. Hatta çoğu kez üstünde hiç durulmadan sarf edilen bir cümle daha var ki, o daha vahimi; "O kadar öykü yazdın, eh artık sıra romana da gelmiştir herhalde!"

Hâlbuki yazma serüvenleri boyunca öykü dışında başka herhangi bir türe meyil vermemiş ve sadece bu formda kendini ifade etmiş onlarca yazarımız var. Şimdi bu yazarları hiçbir zaman romana geçme basiretini gösterememiş, ömürleri boyunca antrenman yaptıkları halde bir türlü maratona katılamamış sporcular olarak mı göreceğiz? Elbette ki hayır! Türler arasında kolaylıkla geçiş yapabilen, bazen öykü, bazen de roman türünde eser veren ya da her ikisini de aynı anda sürdüren yazarların yanında sadece bir türde ısrar eden ve bunun başarılı örneklerini veren ustalarımıza haksızlık etmemek adına bu açıklamayı yapma gereği duydum. Zira Mahir Öztaş da her ne kadar günümüzde yazma serüvenine romanla devam ediyorsa da, arada tekrar öyküye dönebileceğinin, hatta her iki disiplini birlikte sürdürebileceğinin sinyallerini veriyor söyleşimizde.

Galapera'da gerçekleştirdiğimiz Ustalarla "Öykünün Yazma Hali" söyleşi dizimiz kapsamında, Mahir Öztaş'ı da konuk etmiştik bir süre önce. Ağırlıklı olarak öykü serüvenini ele aldığımız söyleşide, genel olarak yazma serüvenine dair de konuştuk.

Biraz da mesleği gereği yola, yolculuklara olan tutkunluğu nedeniyle dünyanın çeşitli ülkelerinde bulunmuş, şehirlerini gezmiş; gittiği, gezdiği yerleri özümsemiş ve buradan tanıklıklar aktarmış, muhayyel bir evrensel okura göre yazan, edebiyatta özgüven sorununu aşmış usta bir yazar Mahir Öztaş. Bu edebi anlayış çerçevesinde yerelliğin sınırlarını da aşarak evrensel bir boyuta ulaşıyor yazdıkları.

1951 yılında İstanbul'da doğan Öztaş, yüksek öğrenimini İDGSA Yüksek Mimarlık Fakültesi'nde tamamlamış ve bir süre de mimarlık yapmış, mimar edebiyatçılardan. Mimarlık mesleğini artık aktif olarak sürdürmeyen Öztaş'ın 68 ruhunu özümsemiş ve bunu da yapıtlarına yansıtmış bir yazar olduğunu hatırlatmakta fayda var, zira son romanı Koparıldığımız Topraklar da bu eksen üzerinde ilerliyor.Koparıldığımız Topraklar | Mahir Öztaş

Kısaca otobiyografik öğeler de içeren bir tanıklık romanı olarak özetlenebilir Koparıldığımız Topraklar, ama tabii ki hepsi bu kadar değil. Esas olarak 60'lı yıllardan 2000'lere değin uzanan çalkantılı bir dönemin tanıklığı ve bu tanıklıktan izler olarak da okunabilir.

Dört bölümden oluşan romanın ilk bölümü parodi, son bölümü de sonsöz niteliğinde. Üçüncü ve dördüncü bölümler ise asıl ekseni oluştururken, her bölüm kendi içinde uzun birer öykü veya roman olarak da okunabilecek yapıya sahip. Dünyadaki değişim üzerine sık sık fikirlerin yürütüldüğü, çizgisel anlatımın ve klasik roman kalıplarının bilinçli olarak kırıldığı Koparıldığımız Topraklar, yer yer bir deneme havasına da bürünerek yazarın manifestosuna dönüşebiliyor.

***

Öztaş'ın edebiyat yolculuğu, "Ruh İkizini Arar" öyküsüyle ve Tuğçe Ayteş'in Galapera'da gerçekleştirdiğimiz röportaja dair izlenimlerini içeren yazısıyla 35. sayımızda MaviMelek'le de kesişiyor. Gelecek sayılarımızda yine usta edebiyatçılar ve yeni kesişmelerle karşınızda olmak umuduyla…
~~~

Sayı: 35, Yayın tarihi: 03/03/2009
hasan@mavimelek.com

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics