MaviMelek Edebiyat
"Amaç her zaman, örtüyü masanın üzerini hiç bozmadan çekmektir." Jean Baudrillard

Editör'den

Hasan Uygun

Hasan Uygun
"BİZ EDEBİYAT YAPIYORUZ, YA SİZ? - II
"

Soru iki; edebiyatçı kimdir?

Bir önceki 'editörden' yazımda sormuş olduğum 'edebiyat nedir' sorusundan sonra, 'edebiyatçı kimdir' sorusunu da soracağımı tahmin ettiniz sanırım… Ama 'edebiyat nedir' sorusunu sorduğum yazımla ilgili, önce bir iki anekdot aktarmak istiyorum izninizle. mavimelek.com ailesi gün geçtikçe büyüyor. Bunu nereden mi uydurdum? Tabii yazıma göstermiş olduğunuz tepkilerden. Bu tepkilerden biri de Stokholm'de yaşayan Azerbaycanlı şair Eluca Atali'den geldi. Atali, çeşitli kaynaklardan derlemiş olduğum edebiyat tanımlarına şu tanımı da ilave ediyor mailinde: "Edebiyyat-- ebediyyet sözü ile hemahengdir yani o ebedi qalacaq yola xidmet etmelidir. Ebedi olansa Insanliqdir."

Eluce Atali'ye katkılarından ötürü teşekkür ederim.

Bazen bir konuda görüş bildirmek ya da belli bazı soruları sorabilmek için gündemi takip etmeye çalışır kişi; söz meclisin dışına taşmasın diye. Bu yüzden benim durup dururken edebiyatçı kimdir sorusunu sormam üzerine, 'acaba kaçırdığımız bir şey mi var' işkillenmelerinize mahal vermeden hemen açıklıyorum: Hayır! Kaçırdığınız bir şey yok. Bilakis, kaçırdıysanız da kaçırdıklarınız, öyle aman aman şeyler değil.

Mesela, Türk edebiyatı tarihinde kayda geçmesi gereken tarihi bir an olarak, büyük umutlarla, havai fişek gösterileri eşliğinde ve 'azzz sonra' çığlıkları arasında, birkaç yıl önce gündemimize bomba gibi düşen 'gamze kardeşliği' vakasının, kısa bir süre önce yine kameraların önünde hüsranla sonuçlanması elbette ki bir kez daha 'edebiyatçı kimdir' sorusunu sordurdu bize; ama bu yazımda sorduğum sorunun bu konuyla bir ilgisi yok.

Bu konuyla ilgili olarak, tekrar klasik yola başvurarak bu konu etrafında yapılmış olan tanımlardan örnekler vermek istiyorum öncelikle:

"Edebiyatla ilgilenen kişi, o kişinin roman mı şiir mi yazdığı hatırlanmadığında kullanılan kelime." (1)
(itü sözlük'ten bu konuda bir şey çıkmadı bu kez.)
"Edebiyatla uğraşan kimse, yazıncı, yazın eri. Edebiyat dersi okutan öğretmen." (2)
"Yazıncı; yazınla uğraşan, yazınsal ürünler veren kimse." (3)
"Edebiyatçı … 'edebi eser' veren kişidir. Edebiyatın konusu içine girmiş olan yazılı-sözlü herhangi bir konuda eser vermiş kişi edebiyatçıdır." (4)
Sorduğumuz soruya direkt yanıt vermemiş, ama 'edebiyatçılar' başlığı altında şu tüyler ürpertici(!) yorumda bulunmuş bir otomatik portakal kullanıcısı da: "ekserisi hassas, duygulu ve gönül adamıdır. Yine ekserisi milliyetçi bir çizgi üstünde yürür. Sırf matematik veya sayısal dersleri zayıf diye bu yolu seçmiş olanlar da mevcuttur." (5)

Bu tanımlar elbette ki zenginleştirilip daha da detaylandırılabilir; ancak 'edebiyatçı kimdir' sorusu söz konusu olduğunda, bir ortak payda tayin etmemiz adına, şöyle bir sınır çizebiliriz:

Edebiyatla uğraşan, söz söyleme ustası, iyi ve kalıcı yazınsal ürünler vermeye çalışan kişidir edebiyatçı. Fakat muğlaklığa da yer vermemek adına, "edebiyat konusu içine girmiş olan yazılı-sözlü herhangi bir konuda eser vermiş kişi"nin edebiyatçı olarak anılmasına da şiddetle itiraz ediyorum.

Günümüzün en büyük sorunlarından biri de bu aslında. Edebiyatçı olmanın kriterleri nelerdir? Ya da bundan daha da önce sormamız gereken bir soru olarak; edebiyatçı olmanın kriterleri var mıdır ve bunları kim tayin eder? Satış listeleri mi edebiyat eleştirmenleri mi?

Yine ortak bir payda belirlemek adına -edebiyat eleştirmenlerinden ödünç alarak- ilk elden sıralamamız gereken, (1) kalıcı bir eser yaratmış olmak; (2) dilde yeterli olmak; (3) zengin bir kelime dağarcığına sahip olmak; (4) anlatıma bir yenilik katmış olmak ve (5) yazım kuralları hakkında bilgi sahibi olmak, kriterleri sanırım bu mesleğin -evet öte yandan edebiyatçılık bir meslektir de- olmazsa olmazları.

Bu durumda, yazıyla uğraşan ve kitap yayınlamış olan herkes de edebiyatçı olmuyormuş demek ki!

Günümüzden bakıldığında, elbette ki kalıcı eser konusunda hüküm vermek çoğu kez imkânsızdır; buna ancak edebiyat tarihi şahit olabilir. Fakat 'görünen köye kılavuz gerekmediği' gibi, görünenle gerçeği ayırt edebilmek adına, çoksatar listelerinin kalıcı eserlere dalalet olmadığına hükmetmek de haddimiz sınırları dahilinde olsa gerek.

Üniversitelerimizden pek nadir yetişen insanlar olarak, edebiyat eleştirmenlerinin hüküm sınırları içindeki dilde yeterlilik, anlatımda yenilik, zengin bir kelime dağarcığı ve yazım kuralları hakkında bilgi sahibi olmak ise günümüz edebiyatçılarının en çok ıskaladığı konulardan birkaçı. Ama tabii bu tespit, paparazilerle yatıp kalkan, muhtelif televizyon yarışma programlarının nadide jüri üyelerini teşkil eden ve edebiyat yaptıkları iddiasından da asla vazgeçmeyen yazarlar için kaç yazar?!

Bir beyanatında, "Edebiyatçı iyi kitap yazmayı düşünür, çok satmayı değil." diyor Enis Batur. Adalet Ağaoğlu da hormonlu sebzelere benzetiyor onları: "Her mevsim her şey var. İnsanı almaya heveslendiriyor. Domatesi alıyorum bir kesiyorum, tadı tuzu yok, biberi yiyorum bibere benzemiyor." (6)

Bu konuda görüşlerine başvurduğumuz ünlü yazar Hikmet Temel Akarsu ise bakın nasıl tanımlıyor edebiyatçıyı: "Edebiyatçı, insan ruhunun karanlık dehlizlerinde dolaşan, orada karşılaştığı şaşırtıcı bulgularla yeni düşünce evrenleri kuran, bunu türdeşlerine anlatıp yeni maceralara kapılar aralamaya çalışan, insanı insan yapan iyi ve kötü bütün özellikleri yoğurup bunlardan yeni yeni düşünce biçimleri yaratan, dahası tüm bunların peşinde koşmaktan kendini alamayan kişidir. Edebiyatçı kimi zaman insanlığın vicdanıdır, kimi zaman sağduyusu, kimi zaman bir provokatördür, kimi zaman ise bir uyumsuz. Kimi zaman bir kahramandır, kimi zaman bir hain, kimi zaman bir kurtarıcı, kimi zaman ise bir yadsıyıcı ya da nihilist. İyi bir edebiyatçı bunlardan herhangi biri olabilir. Ama bir özelliği vardır ki edebiyatçının; onu belirler: O, düşündüklerini ve yarattıklarını insanlığın kadim zamanlardan bu yana yaratmış olduğu en gelişkin işaretleşme tekniği olan dili kullanarak aktarmak ister. Bu da onu bir nevi sosyal kişilik, 'yarı peygamber'; yani irşat eden noktasına taşır."

Akarsu'nun bu mükemmel tanımından sonra -bu kez de onun kelimelerinden ödünç alıp- özetlersek, edebiyatçı bir yarı peygamber olarak kadim zamanlardan bu yana yaratılmış en gelişkin işaretleşme tekniği olan dili en mükemmel ve yenilikçi bir şekilde kullanabilen kişidir.

Sonuç olarak, günümüz yazarlarından kimlerin yukarıda çerçevesi çizilen tanımların sınırları dahilinde olduğunu söylemek -bunca tanıma rağmen- yine de haddimi aşan bir konu. Bu yüzden, günümüzden geleceğe kalacak, iyi edebiyat ile edebiyatçı hükmünü edebiyat tarihçileri ve eleştirmenlerine havale ederek bu konudan usul usul sıvışıyorum.

Peki edebiyatçılar nasıl insanlardır? Ne yer ne içer, nasıl bir algıyla kavrarlar dünyayı. Bu başlık da gelecek haftanın konusu. Bir sonraki yazım neden sizin de katkılarınızla oluşmasın? mavimelek.com, ısrarla sizi de bu boş işlere bulaştırmak istiyor. Direnmeyin artık :-)

18/06/2007

hasan@mavimelek.com

(1) www.eksisozluk.com
(2) www.tdk.gov.tr
(3) Arkadaş Türkçe Sözlük, Ali Püsküllüoğlu, Arkadaş Yayınevi
(4) Esat Sönmez /www.amatörceedebiyat.com
(5) www.otomatikportakal.com
(6) http://arsiv.sabah.com.tr/2005/12/03/cp/gnc115-20051203-101.html

 

Editör'den - "Gündemin İçinden"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? III"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? II"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz?"

Editör'den - "Cümle Kapısı Edebiyat"

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2007 MaviMelek            website metrics