MaviMelek
Yüxexes
"Edebiyat daima hayatı önceden sezer. Onu taklit etmez, fakat kendi belirlediği amaca göre biçimlendirir." Oscar Wilde

Editör'den

Hasan Uygun

Hasan Uygun
"BİZ EDEBİYAT YAPIYORUZ, YA SİZ? - III
"

Soru üç; edebiyatçılar nasıl insanlardır?
'Ne yer ne içer'ler, nasıl bir algıyla kavrarlar dünyayı?


Bazı konuları açıklamaya çalışırken belli kalıp tanımlara sığınmak, belki de en başından itibaren kendini sınırlamaktır. Yaratıcı düşünceyi baştan yok saymak, hatta öldürmektir. Aynı şekilde tanımlarla kalıp çıkarmaya çalışmak da benzer bir beyhudeliğin çarkına su taşımak olur ki, o da bizim işimiz değildir.

"Edebiyat nedir" sorusuyla başlamış olan yazı dizim, bazılarında belki bazı kavramlara kalıp arayışı içinde olduğum şeklinde bir algıya neden olmuş olabilir. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum ki, bu yazı dizisinin böyle bir amacı yoktur.

Öte yandan, insanoğlunun ortak hafızası –bazı talihsiz kesintilere rağmen- bin yıllar içinde oluşmuştur ve bu ortak hafızanın bize sunduklarını görmeden, 'ben buldum'cu bir tavırla evreka peşinde koşmak olsa olsa hamam tasının kafamızda patlaması olur ki, böyle bir sonucu da hiçbirimiz istemeyiz.

İnsanoğlunun ortak hafızasından 'dem'le, bazı kavramların etrafında birkaç yazıdır sürdürdüğüm arayış, olsa olsa medeniyetin duraklarına yapılmış bir yolculuktur.

Bu yazımdaki yolculuğum da edebiyatçıların dünyaları üzerine olacaktır.

Ne yiyip içtikleri bir yana –tabii bu da önemli bir konudur- aslında birçok edebiyatçının yaşamı genellikle yoksunluk içinde geçer. Yaşadığı çağda anlaşılmaz; ancak daha sonra torunları servet içinde yüzer. Bazı edebiyatçılar ise, yaşadıkları dönemde deyim yerindeyse peynir ekmek gibi satan eserleri sayesinde servet içinde yüzmüş, ama gün gelip devran döndükten sonra bir daha adları hatırlanmamıştır. Bazı edebiyatçılar da farklı bir çizginin üzerinden yürürler, gerek yaşadıkları dönemde gerekse de öldükten sonra bile bu çizgilerinin belirleyiciliği, kalın hatları sayesinde görülmeden geçilemezler. Ama her durumda edebiyat çileli bir yolculuk, sancılı bir süreçtir. En azından birçok örnek bunu gösteriyor.

Dostoyevski, yoksulluk ve para peşinde ülke ülke dolaştı. Ama romanlarını yazmayı da sürdürdü. Ve, 1854 yılında yayımlanan ilk romanı "İnsancıklar"la yakaladığı başarıyı ancak 1872 yılında "Ecinniler" romanıyla tekrar yakalayabildi. Bu süre içinde kumar tutkusuyla boğuştu, kötü bir evlilik hayatı yaşadı ve borca battı. Ancak kendi doğası ve insan varoluşuyla ilgili savaşından edebiyatta varoluşçuluk akımı doğdu.

Knut Hamsun'un edebiyat uğruna aç kalmayı göze alması, soylu bir erdemdir. Yaratma aşkının yaşamsal ihtiyaçlarını karşılama dürtüsünün önüne geçmesi ise, tutkulu bir insanın hikâyesidir de aynı zamanda. Edebiyata böylesine tutkuyla sarılmış bir yazarın hikâyesi, edebiyatçılar nasıl insanlardır sorusunun yanıtı için bir başka örnektir.

Kafka, bir devlet dairesinde bir memur olarak tamamlar yaşamını. Ve yaşadığı dönemde adı yazar olarak doğru dürüst anılmaz bile. Ama her gün gidip geldiği devlet dairesindeki işini tamamladıktan sonra büyük bir aşkla yazıya sarılan Kafka'nın –hayatının bir dönemini kaplayan Milena örneğine rağmen- yazıdan başka bir aşkı olduğunu kim iddia edebilir ki. Hastalık düzeyindeki kurgularıyla boğuşurken, yazıyla bir nevi evliliktir onun yaşadığı.

Ancak ilk aşkları edebiyat olmayan birçok yazarın, yazıyla yaşadıkları metres hayatı da edebiyatın hor kullanılmasından başka ne olabilir ki?

Öğretmenlik ve tezgâhtarlık da dahil, türlü işlerde çalışmış olmasına rağmen para sıkıntısından bir türlü yakasını sıyıramayan İngiliz edebiyatının önde gelen kalemlerinden George Orwell da edebiyatçılar nasıl insanlardır sorusuna iyi bir örnek. Yazıyla arasındaki özel ilişkisinden dolayı berbat otellerde geceleyen ve 'beş parasız' takılan Orwell, İngiliz edebiyatında derin bir iz bırakarak, kuşağının az sayıdaki anımsanmaya değer yazarlarından biri oldu.

Çileli hayatları ve yazıya olan tutkulu sevdalarıyla 'edebiyatçılar nasıl insanlardır' sorusuna örnek teşkil edecek birçok yazar adı daha sayılabilir burada. Ancak yazıyı, daha genel olarak yazmayı yoksullukla özdeşleştirmek gibi bir tuzağa düşmeden hemen şunu da ilave etmek istiyorum: günümüz de dahil olmak üzere, her dönemde yazdıkları sayesinde baş tacı edilmiş, servet içinde yüzmüş birçok yazardan da bahsedebiliriz. Fakat bu çileli yolculuğu hakkıyla yürümeyenlerin vardıkları yer, olsa olsa medeniyetin çöp kutuları olmuştur genellikle.

Son cümlesinin noktasını koyduktan sonra söz bitmiştir edebiyatçı için. Yazı kalmıştır sadece geriye. İmbiğinden süzdüğüne bu kadar güvenir, kaleminin gücüne bu kadar inanır edebiyatçı.

Ama tabii –daha önce yapmış olduğumuz tanımlardan da hatırlayarak- edebiyatı, güzel söz söyleme ve yazma yeteneği olarak da okuyabileceğimiz için, salt yazıyla sınırlayan bir tanımla sözü yok saymak halk ozanlarını inkâr etmek olurdu. Pekâlâ halk ozanlarının dizeleri şiir olarak da okunabilir. Şiiri de edebiyatın dışında tutamayacağımıza göre halk ozanlarının dizeleri elbette ki edebiyatın bir parçasıdır. Ve onların sürgün yaşamları da ayrı bir yazı konusudur.

Sonuç olarak, günümüz ya da doğrusu çoğunluk algısıyla edebiyatçının kimliğine şöyle bir göz attığımızda, yazıyı onun isim hanesinde görmek bizi şaşırtmamalıdır. Çünkü edebiyatçı yazıyı adı gibi bilir. Tabii sözü de… Dolayısıyla en imgesel tasvirleri, en derin acıları, en tutkulu aşkları, en saplantılı hayalleri, en korkunç kıyımları yazarken tekrar tekrar yaşayan ve okuyana da aynı ânı yaşatan; metinle arasında duygusal bir bağı olan ve sırf bu yüzden belki de başka bir aşka da ihtiyaç duymayan aşkın insanlardır edebiyatçılar.

25/06/2007

hasan@mavimelek.com

Kaynaklar:

http://tr.wikipedia.org

"Paris ve Londra'da Beş Parasız", George Orwell, İthaki Yayınları, 2004

 

Editör'den - "Gündemin İçinden"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? III"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? II"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz?"

Editör'den - "Cümle Kapısı Edebiyat"

Mavi Melek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 Mavi Melek            website metrics