[Hezeyan]"Emma'ya Mektup" | Aylin Ünek"DUVARDAKİ ÇİVİYE ASILI KALDIM"Eski Haliç Köprüsü'nün üzerine doğdu bu sabah güneş… Çirkin gri (griden nefret ederim bilirsin, kişiliksiz bir renk tanımı benim için) ve bakımsız o köprünün belli belirsiz gün ışığıyla bezenişinde öylesine yoğun bir erotizm vardı ki, inanamazsın. Güneş… diye düşündüm; çirkinlikleri kutsamayı, onları yaşamın ayrılmaz birer parçası olarak parlak, kamaştırıcı renklere boyayıp görüntülemeyi nasıl da biliyor. Usta bir fotoğrafçıya benzettim bir an. Gözler Emma… Gözler… Sözler gözlerin yansımasında şekilleniyor. Neyi nasıl görüp, objektife hangi bakış açısıyla yerleştirirsen!.. Öylesine kendiliğinden dökülüveriyor kelimeler, tümcelere dönüşüp öylesine hayat buluyor. Sonrası tamamıyla bellek oyunu. Saklambaç, körebe, engelli koşu, hatta çoğu zaman uzun eşek. Bellek, gözler ve kelimeler… Tümcelerse, ana durak; yaşamın ta kendisi. Bellek, gözler ve kelimelerin birleşimiyle oluşan tümceler serisine biz 'hayat' diyoruz. Hangi yönden bakıp, objektife hangi açıyı verdiysek öyle… Güneşin doğudan doğduğuna duyulan yaygın inanç (bilimselliği bir an olsun es geçelim ne olur!) bu durumda hurafe olmaktan öte gitmiyor benim için. Benim gözlerim güneşi batıdan doğarken yakalıyor çünkü… Arsızca sırıtıp, doğaya kafa tutarcasına bir inat ve alayla doğuyor; gözlerimle karşılaştığında taa göz bebeklerime değen canımı acıtan bir kahkaha patlatarak üstelik… Derrida, olay; kişinin önceden tahmin edemediği, apansız, hazırlıksız karşılaştığı durumdur diyor. Ne çok yanlış… Ne çok yanlış öğreti… Kaç tane olay sayabilirim ki hazırlıksız yakalandığım, hiç tahmin etmediğim? Beklemediğim… Hah! Çoğunun sinyalleri daha önceden (olay halini almadan yani) beynime ulaşmış! Bu yönden baktığımda da duvardaki çiviye asılı kaldım. Hayatımda 'olay' diye adlandırabileceğim beni derinden sarsan, şaşırtan pek de bir şey yokmuş aslında. Zaman kozasını ören bir ipek böceği, ben de rengarenk şaşkın bir kelebek… Kendi yarattığı mucizelerin karşısında şaşkınlığa düşen aptal bir kelebek!.. Hepimizin içinde birer tanrı var kocamış dünyalarımızı yaratan. Şimdi söyle, kendimden başka kime, neye inanayım? Şunu da söyle; ben kimim?.. Hiç Emma. Koskoca bir hiç! Hep'in altında koca harfli imzası bulunan uzun boylu bir hiç!.. Sanırım hep'e uzanan o yolun noktalı virgülü hiç. Duraksız yani. Açıklama… Bitmez tükenmez geniş, derin, uzun, upuzun bir açıklama. İşte ben Emma. İşte insan!.. Objektif bu noktada kenetlendiğinde, her şey göze ne kadar yalın görünüyor değil mi? Ve sözler… Sözler de bir o kadar yalın Emma! Gözler kadar derin, sözler kadar yalın… Hayat bu kadar basite indirgenebilir mi?..
|

