MaviMelek
Hermes Kitap
"Aşkı bilmek, gölgeyi bilmektir / Aşk, şarabı olgunlaştıran gölgedir / Yön ver güneşin kalbine doğru… Set The Controls For The Heart Of The Sun / Pink Floyd

["Susamuru" Yazıları]"Aşk Eski Bir Yalan" - Suat Bilgi

Aşk Eski Bir Yalan

"AŞK"IN PARADOKSU

Bütün çiçekler solar...

İzlemiş olanlar biliyordur, Alejandro Gonzalez'in yönettiği "Paramparça Aşklar ve Köpekler" (Amores Perros) içinde aşk, hırs, nefret, özlem, korku ve ölüm gibi pek çok duyguyu barındıran, hakikaten sağlam bir film. Birbiriyle tamamen bağlantısız gibi gözüken üç hikâye üzerine kurulu olan film, birbiriyle tamamen bağlantısız gözükse de aslında birbiriyle çok ilintili üç hikâye üzerinde yürüyor. Bir an bir olay oluyor; bu olay sadece birkaç dakika sürüyor, ama filmdeki bütün kişilikler bu olaydan bir şekilde etkileniyor ve bundan sonra hiçbir şey bir daha asla eskisi gibi olmuyor. Film bizlere galiba şunu demek istiyor: Hiç beklemediğiniz bir anda hayatınız altüst olabilir.
Bir eşzamanlılık, eş mekânlılık, eş kişiliklilikten oluşan filmin kendi dünyası içindeki en küçük etkinin tepkisi tüm evrene yayılıyor ve sonunda etki tepki merkezine geri dönüyor.

Aşk'ın sonsuz ve alabildiğine özel bir alanı kapsadığının sanırım çoğumuz farkındayızdır. Edebiyat tarihinin kadim sayfaları bu örneklerle doludur. Herbiri, kulaklarımıza mutsuzlukla, ateşle, acıyla ve tutkuyla ünlendi hep.
Sayısız aşk hikâyesinin o çok ünlü kahramanları düşsel bir "idealin" peşinde koşturdular, bu yolda yorgun düştüler, hastalandılar. Bu "çile", kimi zaman en kötü "beddua"lara maruz kalırken kimi anlarda ise gönüllü bir ayine dönüştü. Ama bir yandan da aşk'ın o hassas ve delirtici ayarını arayan çilekeş ruhlar, efsaneden kendilerine düşen payı besleyip büyüttüler.
Tren İstasyonuVelhasıl, mutsuz aşıklar kolonisi zaman ve mekânla olan didişmesini kararlılıkla sürdürdü. Hikâyeler onlar için yazıldı. Onlar için söylendi şarkılar. Bizler de kavuşamayanların, bir araya gelemeyenlerin, bu iflah olmaz acılarını okuduk zaman zaman. Aşk'ı konu edinen şarkıların içe işleyen ezgilerini mırıldandık garip bir hazla. Belki de bazılarımız bizzat yaşadı bu hikâyelerin benzerlerini. Küçümsedik belki de el ele dolaşan "mutlu" aşıkları.

Ahmet Ümit'in daha çok "Aşk Köpekliktir" adlı kitabının konuşulduğu bir söyleşisinde (Birgün - 19/12/2004) "Aşk duygusu, insanın duygularını, düşüncelerini, bencilliğini, fedakârlığını, korkusunu, cesaretini en uçlarda yaşadığı duygulardan bir tanesidir. Özel bir alandır heyecan vericidir, insanın ayaklarını yerden keser" der aşk için.
Ama devam eden "Bugün kapitalizmin en çok tüketimini yaptığı adeta bir sektör haline getirdiği duygu sömürüsüdür. Moda sektörü, reklam sektörü, turizm sektörü, kozmetik ürünleri bunun üzerinedir. Bunun üzerine bir edebiyat sektörü kurmuştur. Buradan para kazanılır, para kazanıldığı için de bu abartılır, alevlendirilir, sanki insan sürekli aşk yaşayabilir. Bu bir yanıltmacadır, kandırmacadır" sözlerine ne demeli?

Üstelik bu sömürülerin olası ve en cazip tüketicileri ya da konu malzemeleri de kadınlardır. Daha çok onlar üzerinden anlatılır hikâyeler, onların bedenleri, özel alanları üzerinden kodlanır aşk. Edebiyatta mutsuz, acı çeken, aşkı arayan figür erkeksi olsa da çoğu zaman, bu ülkede kadınlar, şiddetle seven erkeklerin hışmına uğramışlardır. Kıskançlıkla kızışan beyinlerin "aşk cinayetleri"ni okuruz gazetelerin üçüncü sayfalarında. Hâlâ kezzap atılan yüzler, bıçaklanan, vurulan kadın bedenleri vardır oralarda. Çünkü aşk'ın kara yüzü belki hep hayatın merkezinde değil ama birinci sıradadır.

Dünyanın bu en eski ve en güzel bilmecesi aşk'ı, Platon "güçlü bir yaratık (daimon) ve insanlar ile tanrılar arasında bir elçi" olduğunu söylemiş. Filozofa göre, aşkın dünyevi ve uhrevi bir boyutu var. Daha sonraki yüzyıllarda psikanaliz uzmanları, bunu bilinçli ve bilinçsiz boyut diye tanımlıyorlar.

Platon bir başka çıkarımda daha bulunmuştu. Aşka ihtiyaç duyulmasının bir nedeni de yoksulluk, fakirlikti. Dolayısıyla, bizlerde bir eksiklik duygusu ve aynı zamanda da tamamlanma arzusu yaratıyordu.
Günümüzün kriterleri içinde ise genler ve kromozom yer alıyor ve bunlarla açıklamaya çalışıyoruz.
Küçümsenemeyecek payları olduğu kesin; ancak, söylediğimiz gibi sadece payları var... Bu nedenle aşkın kaynağını düşünürken birbirimizden oldukça farklı düşünüyor ve davranabiliyoruz.
Her tarafı kapsamı alanı içinde barındıran bu ulvi "aşk" teması, bütün üçüncü sayfa haberlerine, tacize ve tecavüze, dünya üzerindeki her türlü ensest dayatmalara ve bu acı "çile"ye rağmen 365 günde bir döngüsünü tamamlayan bir başka "dünya" olarak dönmeye devam eder. (Çile bülbülüm çile) Bu döngüyü durdurmak kimin umurunda. Sanırım böylesi bir anda bile bu döngünün en önemli savunucuları yine kadınlardır.
"Aşk"ın paradoksu da bu olsa gerek. Ne de olsa arapsaçına dönmüş bireyler değil miyiz bu ısdırap evreninde.
Kendi kişiselliklerimizden yayılan kederi yüceltmeyi, o halet-i ruhiye içinde debelenmeyi mi sevdik çoğu kez. Kim bilir?
Toplumumuzda, Tomris Uyar'ın da dediği gibi; "...aşk'ta bireyin önemi yok pek. Daha çok etsiz, kansız, düşsel, kavramsal bir sevgili söz konusu." O sevgiliye de el sürülmez elbet; töbe töbe…


bilgisuat@hotmail.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics