[Hezeyan]"İlhan Berk için: Geç kalmış bir mektup" | Seyit Göktepe"YAZARAK VARDI ÖLÜMSÜZLÜĞE"Üniversite çağlarında bir genç. Öyküler yazıyor. İlle de birileri okusun diye değil. Sözcükleri sevdiğinden. Sözcüklerin yarattığı müziğin büyüsüne tutulduğundan. Her nasılsa şunu öğrenmiş: Okuyacaksın… Sürekli okuyacaksın. Böylece günler geçecek ve kitaplarla birlikte sırrına ereceksin dünyanın. İnsanın özüne doğru daha bir derine ineceksin. Okudukça… Okuyor o da… Bir akşam. Eylül ya da ekim. Belki yağmur da yağıyor. Beyoğlu'nda bir kuytuda. Tastamam bir kuytuda. Bir kitapçı. Dört duvar arasında değil. Bir dükkânda değil. Bir duvar dibinde. Kitapçı. Bütün kitaplar yerde. Üst üste. Yan yana. Sırt sırta. Arıyor. Dehşetli bir açlıkla arıyor… Birkaç yıl sonra. Bu sefer mayıs. Üniversite çağlarında o gencin artık yayımlanmış öyküleri var. Hatta yayımlanmış iki kitabı. Yine Beyoğlu. Kalabalığın arasında yürüyor. Sonra birdenbire. Yüzler arasında bir yüz. İlhan Berk… Sanki sadece gözbebeklerini kapatan o siyah güneş gözlüğü. Yılların içinden satır satır işlenerek geçmiş bir yüz. Her çizgisinde bir zamanın izi duruyor adeta o yüzün. İki cümle kalıyor aklında o karşılaşmadan: Bana mektup yazınız genç kardeşim. Adresim, Bodrum. İlhan Berk, Bodrum. 1. Hiç yazmadı o mektubu. Yazamadı. Cesaret edemedi belki. Anlatamadı onu nasıl sevdiğini. Hayatında onun nasıl büyük bir iz bıraktığını… Hemen bütün kitaplarını okuduktan sonra bir öykücü olarak kendini nasıl daha güçlü hissetmeye başladığını… Hiç anlatamadı… Yazsaydı eğer. İlk cümlesi şu olurdu o mektubun herhalde: Benim defterlere aşkım sizinle başladı… Evet, defterlere aşkım… Bazı kitaplarınızda defterlerinizden alınmış sayfalar gördüm. El yazınızda coşkunuzun izlerini gördüm. Sayfa kenarlarına yapılmış çıkmalar. 2. Toprağından dahi sözcük bitecek… Bugün artık sadece böyle başlayabilir mektubuna. Geç kaldı. Çok geç kaldı. Belki okumayacaktı bile göndersem. Böyle düşündü. Böyle avutmaya çalıştı kendini, haberi aldığı gün… İlhan Berk'i kaybettik… Ben, arkadaşlarım, arkadaşlarımın arkadaşları, hatta komşularım… hepimiz… Hepimiz kaybettik… Ama onun tenini. Sadece tenini kaybettik. Oysa asıl olan tenin altında var olduğunu kabul ettiğimiz ruhun diriliğidir ki, İlhan Berk adeta kazıdı yeryüzüne onu şiirleriyle… Sözcükleriyle… Bir tek hakiki aşk vardı onun için: yazmak. Yazarak vardı ölümsüzlüğe. Yeryüzünde bir İlhan Berk var olacak her zaman. Taşlar var oldukça. Su var oldukça. Dağ var oldukça. Sesi başka. Yüzü başka. Dili başka da olsa. Bir İlhan Berk her zaman yaşayacak aramızda… 3. Sevgili Ustam, Beni hatırlar mısınız bilmem: Beyoğlu'nda karşılaştık. Ayaküstü birkaç dakika konuştuk. Adresinizi orada verdiniz bana. Ben, sizi okuyarak sözcüklere daha bir delice tutkuyla vurulmuş genç bir öykücü… Benim defterlere aşkım sizinle başladı… Nereye göndereceğim peki şimdi ben bu mektubu?
|

