MaviMelek Edebiyat
"Sanki nereye gideceğimizi bilmediğimiz, ama hep kendi istediğimiz yere gittiğimizi sandığımız bir gemide gibiydik." Ay Gözetleme Komitesi / Mahir Öztaş

[Gündem]"Gezgin Ruh: Mahir Öztaş" | Tuğçe Ayteş

Mahir Öztaş

"ÇOK OKUNMAK, TANINMAK DA ONUN İÇİN ÖNEMLİ DEĞİL"

Geçen pazar (9 Kasım 2008) Galapera'da gerçekleşen "Yazmanın Öykü Hali"ne gittiğimde, günün konuğu Mahir Öztaş çoktan gelmişti bile. Facebook'taki "olay"da resim epey yeni olduğu için bu sefer söyleşinin kahramanını en baştan tanımayı başardım. (Eh, toplamda altıncı, benim katıldığım beşinci söyleşi, o kadar olsun artık.) Ben vardığımda o sohbet ediyordu edebiyat ve kitap dünyasıyla ilgili. Zihnimde ilk yankılanan sözcük "bohem" oldu onun rastalı saçlarını, rahat giyimi ve duruşunu gördükten sonra. Ama tabii bir tek "bohem" demek yetseydi, bu yazı bahsini de burada bitirip tası tarağı toplayarak gitmem gerekirdi.

Hani klasiktir ya… Bir terapiye başlamadan evvel "Şimdi çocukluğunuza inelim," denir. Mahir Öztaş'a terapi yapmak gibi bir niyetimiz yoktu gerçi, ama yine de onun çocukluğuna gittik. Yatılı okulda okumuş. Aslında ailesi ona bir yaptırımda bulunmamış. İsterse onların yanında Çorum Lisesi'nde okuyabilirmiş. Ama o daha iyi eğitim veren okulu seçmiş. Yatılı okul, aileden ilk kopuş ve kendi ayakları üzerinde ilk duruş olmuş. Bugünkü Mahir Öztaş'ı oluşturan özgürlük temelleri daha o günlerde atılmış. Ayrıca derslerden kaçmaktan geri durmamış, yatılı okul olması itibarıyla çok katı olan kuralları kendince esnetmeye çalışmış. Okuldan kaçmak dedimse hep de haylazlık için değil. Oradaki halk kütüphanesi en sık uğrak yerlerinden birisiymiş.

Kitaplar konusunda aileden veya çevresinden etkilenmemiş, kendi seçmiş okuyacaklarını. Başucu kitabı yok. Okuduğu kitapları arada tarasa da tekrar baştan okuduğu kitap yok. Bu konuda gerçekten sevindim. O kadar çok okunacak kitap var ki bir okuduğum kitabı bir daha okumuyorum, okuyamıyorum. Ne kadar harika bir eser de olsa bu süre zarfında en az onun kadar iyi başka bir eser daha okurum diye düşünüyorum. Bir de başucu kitabı olayını anlamıyorum. Başucu kitabını mecazi olarak alırsam kitaplığım zaten onlarla dolu. Eğer gerçek manada alırsam benim yatağımın etrafında kitap koyacak yer olmaması ve benim psikopatlık derecesinde düzenli olmam başucu kitaplarına kati bir engel teşkil ediyor.

Jale Sancak - Mahir Öztaş - Hasan Uygun

Sartre'dan çok etkilenmiş. İnsan genç yaşta bir seçim yaparmış; edebiyat, resim ve müzik arasından. O, çoktan edebiyatı seçmiş. 90'a kadar uğraştığı mimarlık esnasında da aralıklı olarak yazmayı sürdürmüş. Hasan Uygun'un aktardığı üzere Aydın Boysan "Her mimar potansiyel bir yazardır," dediğine göre edebiyattan aslında hiç uzaklaşmamış. Edebiyat derken de salt edebiyat değil tabii ki. Mahir Öztaş eserleri için "edebiyattan çok felsefe" tabirinde bulundu. Etkilendiği isimlerden birisi Sartre olunca zaten az çok tahmin ediliyor. Sartre'a mı, Mahir Öztaş'a mı sorsam bilemedim… Edebiyat, resim ve müzikten sadece bir tanesini mi seçmek gerekiyor? Gerçi odaklanmak her zaman iyidir ama mesela müzik edebiyatı, edebiyat resmi beslemez mi?

Ta en baştan "bohem" kelimesini kullandım da bu kadar lafın üstüne Mahir Öztaş'ın "gezgin" yönüne daha yeni değiniyorum. İşi dolayısıyla pek çok ülkeye gitmiş. (Ondan sonra edebiyat dolayısıyla da yurtdışına çıkmış: Amerika'daki International Writing Programme. Yunanistan'dan bir arkadaşı onun adını önermiş. Tam olarak öğrenci değil de burslu öğretim görevlisi gibi seminerlere girip çıkma, yazı yazma ve bir de sunum yapma, bursun alındığı kuruma göre geziler falan.) Ay Gözetleme Komitesi'ni Arabistan'da, Medine'de yazmış. Arabistan dışında Uzakdoğu yolculuğuna da çıkmış. Bir yeri tam anlamıyla yazabilmek için orada bulunmak gerektiğine inanıyor. İster istemez alıntılıyorum: "Binlerce kilometrelik bir yolculuk tek bir adımla başlar." (Lao Tzu)

Bir yerde bulunup orası hakkında zaten bilinen şeyleri yazmak konusundaki eleştirileri de kabul etmiyor. Mesela Müslümanların Ramazan bayramını kutlamasından bahsetmiş Arabistan'da geçen eseri Ay Gözetleme Komitesi'nde. "Bugün böyle olan, yarın öyle olmayabilir," diyor. Çok da haklı. Aynı nehirde bile iki kez yıkanılmadığına göre uygarlıklar, dinler, rejimler ve başka şeyler sonraları ne getirir bilinmez. Ama en azından o eser yazıldığında öyle olduğuna dair bir kanıt olmuş olur. Tabii ki yine de lafı çok da uzatmamakta fayda var.

Mahir Öztaş bol ödüllü bir yazar. Ama ödülleri kazanamamış olsa da umursamazmış. (Bu ödüllerden bir tanesi de Playboy dergisinin yarışmasıymış. Ödül iyi olduğu için epey ünlü isim de katılmış.) Çok okunmak, tanınmak da onun için önemli değil. Üslup geliştirmenin, belli bir kronolojide yazmanın okuyucuyu sıktığını düşünüyor ve şaşırtmayı seviyor. Öyküleri genelde çok uzun oluyormuş, bu yüzden dergilerde de pek yayımlatamıyormuş.

Mahir Öztaş - Hasan UygunYazmak için inzivaya çekilmiyormuş. Çok gürültülü olmadığı sürece özel bir mekâna da ihtiyacı olmuyormuş. 88'den beri bilgisayarda yazıyormuş ki edebiyat dünyasında pek çok yazarda olan el yazısıyla yazma geleneğini sürdürmenin dışında bir uygulama. Bilgisayarla ve elle yazılmış metinleri çok rahat tespit edebiliyor. Bilgisayarda yazarken çok esnek bir değiştirme imkânı olduğu için birinci tekil şahıstan üçüncü tekil şahsa geçiş, cümle ekleyip çıkartma gibi zahmetli düzeltiler kolayca halledilebiliyor. Ama bilgisayarda yazmak nasılsa kolay diye zırt pırt eser üretmiyor. Nicelik değil, niteliğe önem verenlerden. Ay Gözetleme Komitesi, Korku Oyunu, Ruh İkizini Arar, Soğuma, Bir Arzuyu Beslemek, Yolun Sonu Katmandu kitapları basılmış. "Yeni romanı da yolda," demesem içimde şişer.

Mahir Öztaş kendi deyişiyle postmodern, kendini tekrar etmiyor, uzun ve bazen alıntı cümleler kullanıyor, parantez kullanmayı da çok seviyor (çünkü parantezin içine almasa çıkartacağı kısım da bitmiş bir metin aslında ki ben de parantez açmışım). Bütün bunlara bir de "felsefe"yi katınca ortaya genel okuyucuya değil, edebiyatla gerçekten ilgililere yönelik eserler ortaya çıkartıyor. Dolayısıyla ismini ve yukarıda saydığım eserlerini "çok satanlar"da falan göremiyoruz.

Mahir Öztaş şöyleşi sırasında yabancı yazından da bol bol örnekler verdi. Latin Amerika edebiyatını beğeniyor, ama Marquez'i sevmiyor. Fransız edebiyatıyla ilgilenmiyor Cortazar dışında. Boğaziçi Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada dilin önemli olmadığını söylemiş. Sonuçta o eserleri insan kendi dilinde okuyor, orijinal dilinde değil. Onlara karşı hissettiklerimiz onların bize aktardıklarıyla, kendi dilimizde anladıklarımızla şekilleniyor. "Neden Dostoyevski'ye acırız da Kafka'ya acımayız?" diye sordu. Çünkü Dostoyevski sorunlardan açık açık bahsediyor. (Gerçi ben Kafka'nın Değişim'ini okurken yüreğim dağlanmıştı.) Kendi görüşü ise "Herkes kendini yazar ama çok bariz yapmamak gerek," şeklinde.

İşte böyleydi Mahir Öztaş'la "Yazmanın Öykü Hali". Söyleşi de öykü mevzusunu hayli aştık görüldüğü üzere. Bense söyleşiyi aktarırken onun yaptığı gibi parantezler açmaktan kendimi alamadım.

Mahir Öztaş, söyleşinin bir yerinde Borges'i mistik, kendisini maddeci olarak tanımlamıştı. Oysa söyleşi sonunda benim gözümde o, gezgin bir "ruh" oldu.

~~~

Kısa Biyografi:

» 1951 yılında İstanbul'da doğdu. Yüksek öğrenimini İ.D.G.S.A. Yüksek Mimarlık Fakültesi'nde tamamladı. Bir süre mimarlık yaptı.
» 1973 yılında "Yansıma" dergisinde çıkan ilk şiirinin ardından "Oluşum", "Somut", "Yarın", "Gösteri", "Tan", "Şiir Atı", "Varlık", "Defter" gibi çeşitli dergilerde şiirleriyle görüldü.
» 1988 yılında, "Öteki Kadın" adlı öyküsüyle "Playboy" dergisinin düzenlediği hikâye yarışmasında birincilik ödülü aldı.
» "Ay Gözetleme Komitesi" (1988 Sait Faik Hikâye Armağanı), "Korku Oyunu" (1990 Yunus Nadi Öykü Ödülü ikinciliği) ve "Soğuma" (1996 Yunus Nadi Roman Ödülü) yazarın ödül kazanmış kitaplarıdır.
» Tuhaf bir öykü atmosferi içinde ürpertici, karabasansı dünyalar yaratmakta çok başarılı olan yazar, öykülerinde daha çok insanın varoluşunu; aşk, cinsellik, korku, ölüm gibi ana kavramları tartışan ve sorgulayan bir tutum sergiliyor.

Yapıtları:
» Unutulmak Tozları, Yaşantı-Sanat, 1983 (Şiir)
» Ay Gözetleme Komitesi, Çizgi, 1987 (Öykü)
» Korku Oyunu, Afa, 1989 (Öykü)
» Ruh İkizini Arar, YKY, 1997 (Öykü)
» Soğuma, YKY, 1995 (Roman)
» Bir Arzuyu Beslemek, YKY, 2002 (Roman)
» Koparıldığımız Topraklar, YKY, 2009 (Roman)

Sayı: 35, Yayın tarihi: 25/02/2009

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics