MaviMelek
Hermes Kitap
"Geçmişteki hayalleri yeniden görmek imkansız. Ancak özgürleştirerek geleceği kurtarabiliriz..." Pascal Quignard

"Ken Kesey'in 'Guguk Kuşu' Üzerine" - Abidin Parıltı*

Guguk Kuşu

"SÜRÜNÜN DIŞINA ATILMIŞ BİREYLER"


Aklın yolu bir olduğunda, yalnız olmakla yanlış olmak aynı şeydir...
J. P. Sartre

 

1935 Colorado doğumlu Ken Kesey, Beat Kuşağı'nın en önemli yazarlarındandır. Oldukça inişli çıkışlı bir hayat yaşamış, tamamen özgürlükçü bir yapıya sahip olmuş, envai çeşit uyuşturucuyla daha toy zamanlarında haşir neşir olmuş, bununla da yetinmeyip uyuşturucuyla ahbaplığını üniversite tezgâhlarında kobay olmaya kadar vardırmış, üzerinde LSD'nin denenmesine izin vermiş ve sonrasında bu denenme mevzusunu arkadaşlarıyla devam ettirmiştir. Denir ki Rolling Stones üyelerini de uyuşturucu müptelası yapan zatın ta kendisidir. Üniversite onun ruhuna iyi gelmeyince ve düşünü kurduğu hayatın üniversiteden sonra tamamen düş olacağına kanaat getirince kurduğu bir grupla birlikte otobüsle bütün Amerika'yı gezmiş, hippiliğin dibine vurmuş (ki daha bu zamanlarda Zoo'yu yazmıştır. Zoo ki Kuzey Plajı'ndaki hippiler hakkındadır.), yegâne dileğini de bu seyahat sırasında dillendirmiştir. Bütün ülkeyi doğasıyla, dağıyla taşıyla, insanlarıyla filme almak istemiştir. 2001 yılında kansere yenik düşen Ken Kesey, Allen Ginsberg, Timothy Leary, Hunter S.Thompson, Neal Cassady gibi yazarlarla birlikte Amerikan karşıt-kültürünün en önemli temsilcilerindendi ve hippilerle Beat kuşağı arasındaki güçlü bağı kurdu.

Evcilleştirme çabaları

Ken Kesey Guguk Kuşu olarak Türkçeye çevrilen romanını daha üniversite yıllarında, LSD için kobaylık yaparken yazmaya başladı ve romanın ilk taslağı o zaman oluştu. Guguk Kuşu, temelde özgürlük ve bunu tahakküm altına almak isteyenler arasındaki keskin ve sıcak mücadeleyi anlatır. Bir metafor olarak kullanılan guguk kuşu doğada da aslında benzer bir rolü üstlenir. Dişi guguk kuşu doğada yumurtalarını başka bir kuşun yumurtalarının yanına bırakır. Bunun için seçtiği bir yuvayı uzun süre gözetler. Yuvanın sahibi kuş uzaklaşınca, hemen yuvaya gizlice bir yumurta bırakır. Bu arada yuvadaki yumurtalardan birini de yok ederek durumun fark edilmesini önler. Romanda Ken Kesley de toplumun terk edilmiş, sürünün dışına atılmış yavrularını işler. Çünkü düzen ancak yavrularını yiyerek, tüketerek, onları yola getirmeye çalışarak, yola gelmeyeni ise rahat bırakmayıp evcilleştirmek için türlü sistematik işkenceler yaparak var olur.
Roman bir tımarhanede, pardon akıl hastanesinde geçer ve hikâye Kızılderili Şef olarak adlandırılan tımar edilmek için orada olan hastanın gözünden anlatılır. Bu tımarhane çeşitli isimler altında toplanmış hastaları topluma ve onun ahlak düzenine yeniden kazandırmak (Neyi kaybetmişlerdir?) için rutin bir halde çabalamaktadır. Ortalıkta 'iyileşebilirler' ve 'iyileşemezler' vardır. Her şeyin belli kurallar silsilesi içinde geçtiği bir süreçte McMurphy bir ıslah evinden buraya deli olduğu şüphesiyle getirilir. İşte aslında hikâyede burada başlar. Çünkü McMurphy toplum düzenine aykırı bir adamdır ve her şeye rağmen özgür ruhu korumanın ve onu yaşatmanın yollarını aramaktadır. Burada sözü edilen deliler arasında zaman geçirecek ve bu zaman sürecinde hastane onun deli olup olmadığına karar verecektir. Ancak McMurphy daha ilk anlardan itibaren uyuyan canavarı uyandırır ve hasta olarak yafta yemişleri yeniden hayata döndürür. İçerde yaşayan bu küçük topluluk dışarıdaki büyük toplumun aynasıdır aslında. McMurphy gün gün disiplinin çelikten demirlerini kırar ve orada bile kendine ve düşlerine ait bir dünya kurar. Ölü birer insana dönüşen hastalar o geldikten sonra yeniden yaşadıklarının farkına varır. Yönetim onların dizginlerini sıktıkça onlar çeşitli biçimlerde direnişlerini sürdürürler.

Toplum, uyumsuzlara ne yapar?

Evcilleşenler, dışarıdan dolayısıyla hayattan umudunu kesenler yavaştan kendilerine gelirler. McMurphy özgür bir ruhtur ve etrafındakileri de bu özgür ruhun dilekleri çerçevesinde ele alır. Peki McMurphy kimdir? McMurphy, otuz beş yaşındadır. Hiç evlenmemiştir. Kore'de, Komünist Savaş Esirleri Kampı'ndan tutsakları kurtardığı için Üstün Hizmet Madalyası almıştır. Ancak sonrasında emirlere itaat etmediği için ordudan kovulmuştur. Kavga, sarhoşluk, asayişi bozmak gibi suçlardan sık sık gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Durmaksızın kumar oynamaktan ve ırza geçmekten sabıkası vardır. Islah evinden mahkeme kararıyla bu akıl hastanesine kapatılmıştır. İyileşebilirler arasındadır. Ancak McMurphy buraya geldikten sonra da bu özelliklerini kaybetmemiş aksine bunları yeniden gerçekleştirmek için türlü yollar deneyerek gerçekleştirmeyi başarmıştır. Çünkü o bir deli olarak buraya gönderilse de bir deli değildir. Sadece daha rahat bir hayat aradığı için buradadır.
Diğer yandan toplum bu uyumsuzları buraya tıkmıştır. Çünkü dışarısı yani toplum uyum ister. Uyum sağlayacak dolayısıyla sürüye ayak uyduracak bireyler ister. Bu yüzden buradaki yığın psikolojisi tam da Sören Kierkegaard'ın dediği gibidir: "İnsan sosyal bir hayvandır, sadece sürünün içindeyken mutlu olur. Saçmaymış, kötüymüş, onun için fark etmez, her şeyi benimseyebilir, yeter ki sürü de benimsemiş olsun. Sürünün yaptığı her şeyi yapar, böylece bir yere ait olur." McMurphy de diğerleri de bir yere ait olamamış o yüzden koruma altına alınmış ve 'deli' yaftası yapıştırılmış kişilerdir. Yani özüne bakıldığında burada bütün mesele evcilleştirmektir. Onları evcilleştirmek ve yeniden sürüye katmak, sürüden ayrılan olursa da onları birer 'boyalı kuş' haline getirmektir. "Evet. Bildiğim bir şey var. Koğuş, Örgüt'ün fabrikası. Hastane, mahallelerde, okullarda, kiliselerde yapılan hataları onarmak için var. Onarılmış, kimi
zaman eskisinden de iyi ürün, yeniden topluma dönünce Büyük Hemşire mutlu oluyor, eciş bücüş gelen bir şey, şimdi çalışan, uyumlu bir bileşim; hastaneye 'yaşa var ol'lar sağlayan bir mucize. Suratına kaynaklanmış gülücüğüyle yürüyüşünü, güzel bir mahalleye yerleşişini izleyin. O mahallede şimdi sokakları kazıyorlar; lağım boruları döşüyorlar. Mutlu. Sonunda çevresine uydu…" İşte bu konuşma romanın da ana fikrini özetler niteliktedir.
Diğer yandan büyük toplumun dışında da karşımıza yeni bir sürü çıkar. Bu da McMurphy gelmeden önce hastanede yaşamlarını öyle ya da böyle sürdüren 'deli'lerdir. Onlar da kendi kavillerince Kierkegaard'ın dediği anlamda 'mutlu' olmak için sürü olmayı ama dışarlıklı bir sürü olmayı benimsemişlerdir. McMurphy ise burada tam da "Bunlar kendi kendilerini yönetemiyorlar. Bunları yönetecek birileri lazım"ı kendine amentü yaparak hemencecik onların başına geçer ve o da en erken zamanda 'sürü'nün üstünde kendi sualsiz tahakkümünü kurar.
Guguk Kuşu
Guguk Kuşu çağımız insanının toplumla çelişkilerini ortaya koyan çok önemli bir romandır. 1975 yılında Milos Forman tarafından filme de uyarlandı ve Jack Nicholson'un etkileyici performansıyla birlikte 5 Oscar aldı. Ancak söylemek gerekir ki roman ve film birçok açıdan birbirinden farklı. Kitabı okuduktan sonra bir daha filmi izlediğimde bu farkın ne kadar çok olduğunu anladım. Ama yine de sinema sinemadır, roman ise roman. İkisi de sadece kendileridir.

abidin@abidinparilti.com

Guguk Kuşu
Ken Kesey
Çeviren: Aziz Üstel
Merkez Kitaplar, 2007, 292 sayfa, 18 Ytl

* Radikal Kitap, 03/08/2007

 

 



MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2007 MaviMelek            website metrics