MaviMelek
"Bir çocuk bazen bir büyüktür. Büyüdükçe ailenin benzeri olur, bu da aileyi birbirine daha çok yakınlaştırır." - "Yanık Saraylar" / Sevim Burak

["Hayal Pusulası"]"Havada Kırbaçların Uğultusu Var" | Akın Olgun

Havada Kırbaçların Uğultusu Var | Yunus Kocatepe

"ARTIK KİMSE GERÇEĞİ SEVMİYOR"

Zamansız hüzünler uğruyor geceme, fırtınalı günlerimden kalan her şey kalbimden yuvarlanıyor. Hayata geç kalmışlığım ise çarpışıyor geleceğimle. Yenik sayfaları çeviriyorum beynimde, borçlusu çıkıyorum acıların. Her gidişin ardından hazırlıksız yakalanıyorum günahlara, günahlarım ki sevaplarımdan doğuyor ve her haksızlığa savunmasız yakalanıyorum. Her uçurumun bir yalnızlık olduğunu bile bile bırakıyorum kendimi dipsiz boşluğa. An geliyor tırmanıyorum hiçliğe inat. An geliyor parçalanmış tüm duygularımı topluyorum. An geliyor avazımı koparıp sesimin çığlığından özgürlüğe haykırıyorum. Tılsımlı vaatlerden umutlanmak değil benim ki, benim ki tüm umutlara erken kapılmak. Biliyorum, yoruldum dedikçe büyüyor kavgam. Biliyorum, yeter dedikçe direniyorum. Biliyorum kimsesiz acılardan kurulmuyor gelecek, ama ben yaşamadıklarıma susuyorum. Kerbela oluyor bir yanım, bir yanım tanığım… Salındıkça Hızır'ı oluyorum içimin.

Öteki yanımda virane kalmış hayallerimi düşünüyorum. Yağmalanmış duygularımdan yükselen dumanları seyrederek nefesleniyorum. Yıkıntıların arasından görüyorum hayatın kirlenmiş alnını. Havada kırbaçların uğultusu var ve köle olan ruhlardan kalan iniltiler irin bırakıyor toprağa. Sır oluyor düşünce düşündükçe, ifade ettikçe kölesi oluyor kendisinin. Spartaküs iç geçiriyor tarihin eski bir sayfasında, Mansur kendisini taşlıyor, Nesimi derisini asıyor güneşe…

Aslında hepimiz “küçük karabalık”lardık. Yeni bir dünya arayışı için çıktığımız yolda, bizleri yutmak için bekleyen zorluklardan, kötülüklerden habersizdik. En çok da acemiydik. Yoksul ve küçük derelerimizden, büyük nehirlere akmak için çıkmıştık yollara. Sonra nehirlere de sığmaz olduk, denizleri görmek istedik. Denizlerin dipsizliğinde, bizleri bekleyen tehlikelerinden habersizdik, habersiz olduğumuz her şeye gönüllüydük. Aktık hiç durmadan. Bütün küçük karabalıklar şanslı değildir ve bütün küçük balıkların hayalleri şanslı olmayanların umutlarını ezberinde tutanlardır. Bozulan ezberlerimize inat, umutsuzluğa düşmemeye yeminli inatçı isyancıları olduk denizlerin, okyanusların. Geçtiğimiz her yolda bir bir kaybettik küçük karabalık duygularımızı. Ağlara takılıp yem olduk çoğu kez ve çoğu kez büyük balıkların dişlerinin arasında can verdik; azaldık, azaltıldık…

Hepimizin bir hikâyesi var. Hiçbirimiz kendi hikâyelerimizi kendimiz yazmıyoruz. Hep bir neden var başlamak için ve her başlayan hikâyenin bir sonu var. Bilinmezlikle başlıyor her hikâye. Hepimiz kendi hikâyelerimizin hem kahramanı hem de kurbanlarıyız çoğu zaman. Bazen kurbanlarımız kahraman, bazen de kahramanlarımız kurbanımız olur. Değişen rollerin, değişmeyen kaderleri yazılıdır vakitlere. Hepimiz kendi hikâyelerimizi belki de bu yüzden seviyor, bu yüzden nefret ediyoruz.

Zıbartılmış düşüncelerimiz ne zaman dirilse, bir felaket tellallığı boy veriyor. Kaybedilmiş ruhların iç sözleri kalplerimizin avlusunda asılı olduğundan beri tedirginiz doğruluğun karşısında. Belki de ayıplı susmalarımız bu yüzden. Kurduğumuz utangaç cümlelerin sahibi olmak büküyor belimizi. Puslu düşüncelerimiz her gece avı için örüyor olmalı ağını. Her pusuda kanadını kırdığımız umutların can çekişmesi de bundan. Bundandır hesabı görülenlerden aldığımız korku. Çünkü korktukça cesaretleniyoruz kötülüğe. Bundandır kötüye bir şey olmayacağına dair inancımız. İpini çektiğimiz her iyiliğin son sözlerini, daha doğmadan katledişimiz de bu yüzden. Bu yüzden bir yanımız hep tanığıdır suçlarımızın ve tüm tanıklığımız susturulduğundan, faili meçhuldür öteki yanımız.

Her defasında bal kabağına dönüşen insanlığımızı, bir külkedisi masalıyla sunmamız ne acı. Cenabetli dedikodulardan kalan artıklar süslüyor sohbetlerimizi. Yalancı bir tarih yazıyoruz dostluklar üzerine vesselam. Üzerine konuşulabilecek kaç sevda kaldı ki ellerimizde. Çok ucuzdan yazılıyor artık insanlığın erdemleri. Romantik albenilerden kurduğumuz hikâyeler artık tat vermiyor. Biliyoruz artık kimse gerçeği sevmiyor.

Kendi iç vurgunlarımızda sorguya çektiğimiz her şeyin çığlık çığlığa direnmesi de olmasa, hepten yok olacağız dipsiz kuyularda. Çünkü çığlık, kabul etmesek de vicdanlarımızın kapısıdır. Kapılarımızı yumruklayanlar ise dost... Vicdanımızın kapıları çalındıkça unutmayacağız insana dair olan hiçbir şeyi. Çaldıkça hatırlayacağız bize ait olan gerçeği. En çok da BİZ olmayı…

~~~
Sayı: 45, Yayın tarihi: 16/03/2010

akinolgun@mavimelek.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2009 MaviMelek            website metrics