MaviMelek
"Meleklerin, kuşların uçtuğu sessiz gergin bir havada kadın yalnızlığını ölümsüz Evrenin önünden geçirdi." - "Büyük Kuş" / Sevim Burak

[Öykü] "Heceleyen Gece" | Şengül Can

Heceleyen Gece | Onur Saylam

"ÇO-CUK-LA-RIN MA-SAL-LA-RIN-DA-Kİ Ö-CÜ-LE-RE BEN-Zİ-YOR GE-CE"

Saat epey ilerlemişti. Işıkları kapattım, yatağıma uzandım, karanlık geceye uzandım. Bir yanıma kramp girmiş gibi yatağın bir köşesine büzüldüm. Diğer köşede kocaman bir boşluk… Çok uzaklardan gelmesini beklediğim bir dost gibi uyku. Her şey darmadağınık aslında odada ama zifiri karanlık kapatmış üstünü odanın. Kelimeler de dağıldı şimdi, her sözcük bir duvar olup kapattı geceyi üstüme. Ay sabaha varmıyor, varamıyor bir türlü. Her gece tekrar tekrar ölüyorum… Gözler öldürüyor, bakışlar, tebessüm eden dudağın kenarındaki çizgiler, sevgiler, sevişmeler, nefretler…

Gece uzuyor, insanlara uzanıyorum… Bir başka eli tutmak için elimi uzattığımda kopuk bir kol geliyor sadece. Belki gerçek belki de bir düş yalnızca. Kopmuş bacaklar, kopmuş başlar… Bazen kan akıyor kopuk yerlerinden bazen de gece karası bir şey…
Çığlıklar atıyorum, duyulmuyor… Sayıklıyorum bu defa, sonra tekrar çığlıklar atıyorum, çığlıklarım bile şizofren oldu, korkuyorum kime, neye ait sesler bilmiyorum.

Bir şekilde sabah oluyor yine.
Yataktan kalkıyorum, hızla üzerime bir şeyler geçiriyorum… Bir yere geç kalmış gibi çıkıyorum sokaklara. Nefes nefeseyim. Hava yine soğuk son zamanlarda, hep öyle zaten...

Hızlı hızlı nefes alıp veriyorum. Soğuk hava genzimi yakıyor. Ara sokaklarına dalıyorum İstanbul'un… Sokaklar kenti bir ağ gibi örmüş ve ben yürüdükçe açılıyor sanki. Onun için daha çok yürüyorum. Az zamanda gidecek çok yerim varmış gibi. Yapılacak işlerim, alış verişlerim, toplantılarım, yetişilecek randevularım varmış gibi koşturuyorum. Duruyorum sonra kalabalığa bakıyorum. Kalabalık üzerime geliyor anlıyorum ki koşturan şehirmiş…

Büyük alış veriş merkezlerinden birine giriyorum. Parlak ışıklar ve insan kalabalığı… Vitrinler, kadınlar, erkekler hep aynı, aynı yerde yemek yiyip aynı yerde para harcıyorlar ve bu kadın ve erkekler aynı şeylere sevinip aynı şeylere üzülüyorlar, kısacası mutlular…

Alış veriş merkezinden çıkıyorum. Yola aşağı yürüyüp, sahile iniyorum, kaldırımın kenarında işsiz güçsüz kalpazan duruyor. İşe yetişmek için karşıya geçmeye çalışan insan kalabalığına bakıyor:
- Bunca insan nereye koşturuyor anlamıyorum ki, diyor.

İşsizgüçsüzkalpazana gülümsüyorum.

Bir otobüs geçiyor, otobüse biniyorum ve en arka koltuğa geçip köşeye oturuyorum. Otobüs hızla doluyor. Artık önümü bile göremiyorum. Otobüsün buğulu camlarından kente bakıyorum, yaslı gibi duruyor kent… Aslında öyle değil, biz yıllarca hüzne alışmışız sadece hepsi bu.

Otobüste iki bilmiş amca konuşuyor… Metrobüs yaygınlaşsa bu trafik olmazmış, bilmişamcalara bakıyorum, içimden metrobüse binmek geçiyor. Sabahtan akşama kadar metrobüsle karşıya geçip tekrar tekrar geri gelsem. Nasıl olur diyorum, iyi bir intihar şekli mi? Bilmiyorum. Eskiden istasyonlar, duraklar vardı. Ama artık durmuyoruz ki… Hayatımızın en önemli parçası ve de aynası metrobüsler ve buralarda üstü üste giden insanlar…

Otobüsten iniyorum, telefon etmek istiyorum, bir telefon kulübesi arıyorum, sarı olanlardan ama bulamıyorum, peki mavi olanlar da olur. Ama yok. Hay Allah her öyküde filmde olurdu. Neyse kontörlü telefona gidiyorum. Rastgele bir numara çeviriyorum, ağlayan bir erkek sesi çıkıyor karşıma:
- Gitti, diyor. Sevgilim gitti. Günde on defa ağlıyorum. Erkekler de ağlarmış, her gün, günde on defa ağlıyorum… Çok acı çekiyorum, yalnızım bana dönmesini istiyorum, ondan başkası olamaz, bekâretini kaybetmiş kızlar gibiyim, ondan başkasını istemiyorum diyor. Ve ağlayanerkeksesi daha birçok şey söylüyor. Peki diyorum:
- Bekâretini kaybetmiş kız ne yapıyor?
- Bilmiyorum, bu onun sorunu bırakıp gitti beni, diyor.

Telefonu kapatıyorum, yürümeye devam ediyorum. Sokak simitçisinden simit alıyorum, derken karşıma küçük bir kız çıkıyor. Koşulsuz seven yaratık küçük kız çocuğu, beni de çok seviyor, sarı saçlı mavi gözlü, sivri burunlu, beyaz tenli sevimli bir şey. Gülümsüyor, annesine gösteriyor beni. Koşulsuzsevenyaratıkküçükkızçocuğu'na simit veriyorum. Saçlarını okşuyorum, gözlerine bakmaya cesaret edemiyorum… Nedense annesi de sevmiş beni, pullu patik hediye ediyor bana, Edirne işiymiş, alıyorum. Küçük kız ziyaretime gelmek istediğini söylüyor, ev adresimi soruyor. Birden bir evim olduğu aklıma geliyor. Eve geç kalmış gibi koşuyorum. Hızla merdivenleri çıkıp kapıyı anahtarla açıyorum. Odama giriyorum, üzerimi çıkartıp yatıyorum. Bu gece de kafasız, kolları bacakları kopmuş bebekler görüyorum, belki de hiç olmamış bebekler… Yine şizofren çığlıklar atıyorum geceye, gece başlıyor he-ce-le-me-ye kü-çük ço-cuk-la-rın ma-sal-la-rın-da-ki ö-cü-le-re ben-zi-yor ge-ce bu ge-ce he-ce-li-yor, he-ce-li-yor a-ma bit-mi-yor.

Zifiri karanlık gece, sonra sabah güneşi. Güneş maviye doğuyor yine, ama ben ara sokaklarını dolaşıyorum büyük kentin üzerine ağ gibi örülen ve dolaştıkça uzayan sokaklarını. Sonra eve gelip, odama ve yatağıma girip ölüyorum çünkü sokaklarda ölmekten korkuyorum…

~~~
Sayı: 45, Yayın tarihi: 11/03/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics