MaviMelek
Hermes Kitap
"Şanssız kimselere hayatta en çok arzuladığı şeyi verirseniz asla suç işlemiş sayılmazsınız: Eziyet, daha doğrusu şehadet. Eğer siz bunu yapmazsanız Kader tanrıçaları bunu sizin için yaparlar." Irvine Welsh / Büyük Şeflerin Yatak Odası Sırları

"Editör'den" - Hasan Uygun Büyük Şeflerin Yatak Odası Sırları

"BİR PUT KIRICININ OLGUNLUK ÇAĞI"

Kimilerine göre o "kimyasal neslin" (chemical generation) resmi şairi. Kimilerine göreyse bir put kırıcı… Yeni işçi sınıfının yeni yazarı* tanımlamaları da yapıldı bir süre önce onun için. Ama kim ne derse desin o, artık sekizinci kitabını da yayımlayan ünlü bir yazar. Büyük yayınevleriyle pazarlığa oturuyor, her kitabı bir şekilde yüz binlerce satıp sinemaya da aday oluyor. Bir kısmı zaten çekildi.

Ve şimdi de o, sağlık müfettişi Danny Skinner'ın Edinburgh'tan başlayıp San Francisco'ya doğru uzanan tutkulu yolculuğunda, "Büyük Şeflerin Yatak Odası Sırları"yla baş başa bırakıyor bizi.

On altı yaşına kadar Edinburgh'un bir işçi mahallesi olan Muirhouse'un sokaklarında sürttü. Lise çağındaki birçok genç gibi önce müziğe merak saldı. Amerika'da ve İngiltere'de yetmişli yılların ortalarında Ramones, Sex Pistols, The Damned ve The Clash'ın punkrock piyasasını kasıp kavurduğu bir ortamda, onun da bu ana akımdan uzak durması beklenemezdi. Liseyi bıraktı ve üç dört yıl boyunca Londra'da bu ortamlarda sürttü. Garsonluk, bulaşıkçılık dahil birçok işte çalıştı. Dikiş tutturamadı. Uyuşturucuyla da bu yıllarda ve ortamlarda tanıştı.

Ancak daha sonra aklını başına topladı ve tekrar Edinburgh'a dönüp üniversiteli olmaya karar verdi. Bilgisayar gibi teknik bir konuda eğitim alırken bir yandan da yazmaya merak saldı. 1994 yılına gelindiğinde artık kitap sahibi bir yazardır. "The Acid House" avandgarde-underground çevrelerde büyük yankı buldu. Ancak asıl patlamasını bir punk roman olan "Trainspotting"le yaptı. Ki, "The Acid House"tan önce yazmış olmasına rağmen, "Trainspotting"in yayımını neden ikinci sıraya aldığı ayrı bir soru olmakla birlikte, romandaki çarpıcı anlatım ve güçlü İskoç aksanı anında sinemacıların ilgisini çekti. Danny Boyle bu işin kompetanıydı. Zaten müzik ile birlikte sinemaya da teşne olan yazar için ise bu konu Şam'da kayısı oldu.

Şimdi, kimdir bu yazar, bilene haftaya iki adet kitabını hediye ediyoruz (hatta beş mi desek!) diyerek konuyu burada bağlamak isterdim; ancak uzatmak zorundayım. Çünkü sevgili yazarımızın hayattaki bütün marifeti bu iki olayla sınırlı kalmadı. Sonrakiler, şu ana kadar hâlâ "Trainspotting"in şöhretine ulaşamamış olsa da, üçüncü romanı olan "Marabou Stork Nightmares"ta hastanede koma halindeki bir holiganın düşüncelerine yoğunlaşarak başarılı bir roman çıkardı.

Daha sonra yazdığı ve üç uzun hikâyeden oluşan "Extasy" (Türkçe'de, "Olağanüstü - Üç Kimyasal Romans", Stüdyo İmge) kitabı da eleştirmenler tarafından olumlu notlarla ödüllendirildi.

"Filth", Irwine Welsh'in (Bu arada yazarın adını ilk kez anıyoruz ve beklenilebileceği gibi bu yazının sonunda herhangi bir soru veya tuzak yoktur. Rahatlayabilirsiniz.) her zamanki birinci tekil şahıs anlatımından ahlaksız, şiddet yanlısı ve kindar bir polisin hikâyesidir. Kitap olumlu eleştiriler alır ve Village Voice adlı gazetenin edebiyat ilavesi tarafından 1998 yılının en iyi 25 kitabı arasında sayılır.

Welsh'in en uzun ve tutkulu çalışması "Glue" 2001 yılı baharında satışa çıktı. Edinburgh'un sosyal konutlarında dört çocukluk arkadaşının hikâyesi yaklaşık 40 yıl sürer ve onları orta yaşlarına kadar takip eder. Yazarın imzası haline gelen kara mizah ve makineli tüfek hızındaki diyaloglar yerli yerinde dursalar da, eleştirmenler romanın yazarın olgunluk çağını ve dinginliğini haber verdiğini söylerler.

Ama Welsh, öte yandan da olgunluk çağını olabildiğince ertelemek niyetindedir ve aklı hâlâ "Trainspotting"tedir. Mark Renton, kitabın sonunda paraları cebe indirip kayıplara karışıyordu. Ya peki sonra ne oldu?

Çok sevilen bir ilk hikâyenin devamının anlatılması, edebiyatta ve sinemada çok rastlanılan bir durumdur. Ama nedense ikincisi, hiçbir zaman o başlangıçtaki tadı vermez. Biraz imitasyon kokar her zaman. Zorlanmışlık hissi rahatsız eder bakanı. Fakat yazar öte yandan iyi de bir sosyolog ise, (elbette diplomalısından bahsetmiyoruz) yaşadığı ortamdaki toplumsal değişimi de kitaplarında anlatmak zorundadır. Ve Welsh, kusursuz bir gözlemcidir. Dolayısıyla Welsh'in "Porno" romanına salt "Trainspotting"in devamı olarak da bakamayız.

Kitaptan biraz bahsedersek; 2000'li yıllarda eski tüfek cankiler, punkçılıktan istifa edip clubber olmanın erdemlerini keşfetmişlerdir. Ona göre de uyuşturucu/uyarıcılarını değiştirirler. Kahramanlarımızın daha klas bir duruşları vardır artık. Ve tabii ki bir kısmı da ev yapımı, ucuz porno sektöründedir.

Ne yani, yeraltından gelenler, bir şirkette muhasebe elemanı veya herhangi bir postanede pul yalayıcısı olacak değillerdi ya…

Welsh'in kışkırtırcı, sert ve keskin dili şu ya da bu şekilde "Porno"ya kadar bütün kitaplarında hâkimiyetini korur. "Trainspotting"de, yoksul mahallelerindeki sidik kokulu, maganda kaynayan ve ucuz bira içilen mekânlarında gezinen kahramanlar, bu kez bu mekânların üst katlarında kurdukları küçük stüdyolarda, ucuz yollu porno filmleri üretip yine bu mekânlara takılan hanzolara pazarlayarak parayı kırmak niyetindeler.

Anlatımı cesur, dili etkileyici ve ironiktir; şaşırtıcı bir aksiyonu vardır "Porno"nun.

Porno'dan sonra herkes (yani en azından Welsh hayranları) şimdi sırada ne var diye beklerken büyük bir sürprizle çıkageldi yazar: "Büyük Şeflerin Yatak Odası Sırları".

Kitabın adını okuduktan sonra, "Eyvah! Bu adam kafayı pornografiyle bozmuş" diye düşündüyseniz, hemen düşüncenizi geri alın. Olay tam olarak düşündüğünüz gibi değil. Evet, elbette yatak odası var, uyuşturucu var, küfür var, ortalıkta bol bol osuran adamlar, yokuş aşağı giden hayatlar ve anti kahramanlar var… "Ama büyük şefler var mı," diye soracak olursanız, işte o durum biraz belirsiz.

Kim mi bu anti kahramanlar? Birisi Edinburgh'lu sağlık müfettişi Danny Skinner. Rimbaud okumayı, içmeyi ve kadınlarla düzüşmeyi seviyor. Çalıştığı daireye muntazaman gidip gelerek sakin bir hayat yaşamaya çalışıyor. Terfi beklentisi içinde; ama bunun için de çok çabalamıyor. Zaten sicili de pek parlak değil. Eski punkçı annesi, ondan babasının kim olduğunu ısrarla saklıyor. Ama ufak tefek pürüzlere rağmen Danny Skinner için hayat hâlâ kâbus haline gelmemiştir. Ne zaman mı hayatı kâbusa dönüşür? Elbette ki Brian Kibby'nin çalıştığı daireye gelişiyle.

Dağcılık kulübü üyesi, "Star Trek" sever düzgün insan Brian Kibby, aynı zamanda sicili parlak bir memurdur ve Skinner'ın gözünü diktiği rütbe için bu saydığımız meziyetlerinden ötürü biçilmiş kaftan gibidir. Bu yüzden keyfi kaçan Danny Skinner, bunların üstüne tuz biber ilavesi olarak bir de kız arkadaşı tarafından terk edilir.

Berbat ruh halleri, alkol, uyuşturucular, sefalet ve seks... "Büyük Şeflerin Yatak Odası Sırları", nefretin aşka, rekabetin dostluğa dönüştüğü zekice kurgulanmış bir roman. Yozlaşmışlığın doruğundan yokuş aşağı giden hayatları betimlemesindeki başarısı ise, Welsh'in yeni kitabını okunmaya değer kılıyor. Zaten bu yüzden de kitabın kısa sürede bir fenomene dönüştüğünü düşünenler var.

Siz okuduktan sonra nasıl düşünürsünüz bilmiyorum; ama Irvine Welsh'in "Porno" romanından önce girmesi beklenen olgunluk çağına, bu kitabıyla girdiğini artık müjdeleyebiliriz.

*Radikal Kitap, 02/05/2003

"Büyük Şeflerin Yatak Odası Sırları"
Irvine Welsh
Roman / Say Yayınları

30/08/2007

hasan@mavimelek.com

 

Editör'den - "Sisteme Direnen Şair"

Editör'den - "SimSiyah Kitaplar Her Cebe Sığıyor"

Akın Olgun / Avrupa Ajansı (Röportaj) - "Mavi Melek Sınırları Aşıyor..."

Editör'den - "Milliyetçilik ve Dil"

Editör'den - "Gündemin İçinden"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? III"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? II"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz?"

Editör'den - "Cümle Kapısı Edebiyat"

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics