MaviMelek
Hermes Kitap
"Akşamı nasıl istersiniz - nasıl istenir akşam - / Bir kaşımayla kanar yaranız / Bu sizin akşamınız. Sonra" Kirli Ağustos / Edip Cansever

[Editör'den] | Hasan Uygun Adları Saklıdır | Akın Olgun

"İŞKENCECİLERİNİZİ SEVİNİZ;
ZİRA BAŞKA ŞANSINIZ YOK (MU)!"

Bir edebiyat, kültür-sanat dergisi olmamız itibariyle, bugüne kadar MaviMelek'teki editörden yazılarımda siyasi konulara girmeme ilkemi bu yazıda bozmaya karar verdim. Türkiye'nin insan hakları alanındaki kötü sicilinin önemli birer belgesi olan iki kitaptan bahsetme isteğim, bu ilkemi bozma nedenim olarak açıklanabilir.

19 Aralık 2000 tarihini hatırlayanlar, 20 cezaevinde birden başlatılan ve 32 kişinin yaşamını yitirdiği cezaevi operasyonlarını da hatırlar. 32 kişinin ölümüne rağmen "hayata döndürülen" bu insanlardan biri de Akın Olgun.

Türkiye genelindeki birçok cezaevinde "F Tipi" cezaevlerine karşı, önce açlık grevi ve devamında ölüm orucu olarak gelişen direnişin, bugüne kadarki toplam bilançosu ise 122 ölü, 600'ü geçkin sakat insan…

Dezenformasyonu kendisine yayıncılık ilkesi olarak benimsemiş olan ulusal basının da katkısıyla, önce cezaevlerinde kalan siyasi tutukluların oraları kendilerine nasıl üs edindikleri manipülasyonuyla dolduruşa getirildik. Sonra da ölüm orucundaki tutukluların aslında ölüm orucu yapmadıkları, sadece kamuoyunun zaafını kullanmak istedikleri; hatta direnişi sürdürdükleri cezaevlerinde kaldıkları koğuşlarda zevk-ü sefa sürdükleri kandırmacasıyla kilitlendik şiddetin, katliamın kutsandığı, allandığı pullandığı renkli ekranlara…

Peki ya 26 Aralık 1995 tarihini hatırlayanınız var mı? Zorlananlar ya da hafızasını tazelemek isteyenler için ben aklımda kalanları sizinle paylaşayım: Soğuk bir aralık gecesi, Manisa merkez ve ilçelerinde ikamet eden, çoğu lise çağlarında olan 16 genç yataklarından kaldırılarak apar topar Manisa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde sorguya alınır. Ve bu sorgulamalar esnasında her türlü kaba dayak dahil sistemli işkenceyle bu gençlere yasadışı bir örgütün üyeleri/yardım yatakçıları oldukları suçlamaları kabul ettirilmeye çalışılır. Yasadışı örgüte üye olma delilleri ise, bir trenin vagonuna yazdıkları "Paralı Eğitime Hayır" sloganıyla, evlerinde bulunan siyasi birkaç sol dergi… Hem de her yerde satılanından…

"Eeee? Ne olmuş yani!? Bu ülkede, bugüne kadar binlerce, hatta yüz binlerce genç/yaşlı bu şekilde gecenin bir yarısı yatağından kaldırıp apar topar sorguya alınmamış mıdır? Bu olayın diğerlerinden ne farkı var?" diye soracak olursanız, bu olayın önemini şu şekilde açıklayabilirim: (1) Bahse konu yıllarda kamuoyunun işkenceye, insan hakları ihlallerine, çeteleşmeye, devletin içindeki gizli örgütlere vb. yasadışı oluşumlara tepkisi daha canlı olduğu için "Manisalı Gençler"e yapılan işkencenin izinin peşi bırakılmadı ve onlarca yıl süren çetrefilli bir dava sürecinin ardından, 44. duruşmada işkenceci polisler çeşitli hapis cezalarıyla cezalandırıldı. Tabii mahkemeler tarafından bugüne kadar alınan kararların çeşitli gereçlerle bozulmuş olması, bu kararın da nihai olup/olmadığı konusunda bizi düşündürüyor; ama en azından şimdilik sonuç bu. (2) Günümüzde iletişim teknolojisinin yaygın kullanımı ve medya manipülasyonuyla bombardımanı altında olduğumuz bilginin, giderek değersizleşmesi ve insani değerlerimizle yaşadığımız yabancılaşma, "hak alma mücadelesi" denen kavramın giderek hafızalarımızdan silinmesi; hatta "hak alma mücadelesi" içinde olan insanları suçlu olarak görme psikolojine toplum olarak itildiğimizi görmek, bugüne kadar "Manisalı Gençler"in etrafında oluşturulan duyarlılığın önemini bir kez daha hatırlatıyor.

Soğuk bir aralık ayının ayazında, sabahın bir saatinde, emniyet müdürlüğünün tuvaletlerinde üzerlerine sıkılan soğuk suyla titreyen bedenlerin soğukla imtihanı, benzer bedenlerin de bombaların, ateşin, kurşunların, lav silahlarının kustuğu alevlerin cehennem sıcağıyla, ateşle imtihanına dönüşmüştü 2000 yılının Aralık ayında.

"Adları Saklıdır" isimli kitabında bu cehennemi tüm yakıcılığıyla gözler önüne seren Akın Olgun, aynı zamanda bu cehennemin içinden geçip de sağ kalan ender insanlardan biri. Sivas-Divriğili yoksul bir ailenin çocuğu olarak 1975 yılında Ankara'da doğan Akın Olgun, 7 yıl süren cezaevi yaşamının ardından Londra'ya yerleşti.

Dergimizin de yazarlarından olan Akın Olgun'un kitabı "Adları Saklıdır", 90'lı yıllardan itibaren siyasi-sol mücadeleyle tanışan bir gencin hayat hikâyesine odaklanır. Ancak bireysel yaşam, toplumun çeşitli katmanlarıyla harmanlanıp, birtakım olgularla da desteklenen bir süreç olduğu için ve bu süreç kendi bağlamından koparılamayacağına göre, bu bireysel yaşamın gelgitleri içinde, toplumsal bir yaranın tüm kanatıcılığını da Akın Olgun'un kitabında görmek mümkün.

Şiirsel dili ve akıcı üslûbuyla ilk gençlik yıllarından, devrimci solla tanışma, ilk gözaltı deneyimi, akabinde 7 yıllık cezaevi yaşamı ve "F Tipi" cezaevlerine karşı başlatılan ölüm oruçları; cezaevi baskınları, direnişler; kalıcı sakatlıklar ve ölümlere kadar birçok konu "Akın Olgun"un kitabında çarpıcı bir şekilde aktarılmış.

Ateş Manisa'ya da Düştü | Hüseyin KorkutHâkim basının da desteğiyle, günah keçisi ilan edildikleri yıllarda, mazoşist birer bireymişçesine, direnenlerin kendilerini yaktıkları, etkisi altında kaldıkları bazı örgütlerin zoruyla ölüm orucu yaptıkları; hatta tek başlarına bırakılsalar güle oynaya "F Tipi" cezaevlerine gireceklermiş yalanına, birer cephanelik(!) haline dönüştürdükleri cezaevi koğuşlarından nasıl "ateşe karşılık ateş"le cevap vererek iki askerin ölümüne neden oldukları kandırmacasına, yıllar sonra yapılan balistik incelemelerin sonucunda şahit olduk ki, bunu da sanırım kimse görmedi ya da halen görmek istemiyor. Ölen iki asker, arkadaşlarının silahlarından çıkan kurşunlarla ölmüş! Bu gerçeğin yıllar sonra ortaya çıkması, kendi hakları için mücadele eden bu insanları günah keçisi ilan etme kararımızı bir nebze de olsa gözden geçirmemize vesile olur mu bilmiyorum; ama faşizmin karakteristiği olan sistematik işkence, baskı ve yıldırma politikası ile iliklerimize dek işlemiş olan korku kültürünü/totaliter zihniyeti parçalayabileceğimiz konusunda bir başka umuttur Hüseyin Korkut'un "Ateş Manisa'ya da Düştü" kitabı.

1996 yılının aralık ayından başlayarak, 16 arkadaşıyla birlikte işkenceden geçirildikleri, cezaevinde kaldıkları, mahkemelerde yaşadıkları dahil tüm süreçleri bir roman kurgusu ve akıcılığında anlatan Hüseyin Korkut, "Ateş Manisa'ya da Düştü" kitabında "Manisalı Gençler"in insan hakları mücadelesine odaklanıyor. Bu mücadele ki bizlere çok şey öğretiyor; en başında tabii, kırılmazmış gibi görünen işkence çarkının dişlileri…

Gerek "Adları Saklıdır" gerekse de "Ateş Manisa'ya da Düştü" kitabı, bir dönemin gençlerinin geçtikleri şiddet koridorlarını, uğradıkları yaşam duraklarını, aldıkları yaraları görmemiz, faşizmin vahşi yüzüne tanık olmamız açısından önemli birer belge.

İnsanın, insanca yaşadığı; lümpenliğin, şiddetin, ölümün, korku kültürünün yeşertilmediği, taraf olmaya zorlanmadığımız; ve bir arada yaşam umudunu sevgiyle büyüttüğümüz bir ülke hayaliyle… Yeni yılınızı kutlar, 17. sayımızı keyifle okumanızı dilerim…

24/12/2007

hasan@mavimelek.com

Başa dön

Editör'den

Editör'den - "Yazmak Üzerine Pencere"

Editör'den - "Ölümünün 44. yılında Aldous Huxley…"

Editör'den - "Kendi Dininin Peygamberi ve Müridi"

Editör'den - "Hâlâ Tepebaşı'nı Özlüyoruz"

Editör'den - "Hastalıklı Yaratıcılık ya da Chuck Palahniuk"

Editör'den - "Geç Gelen Mutluluk: Bir Yazarın Türkiye Macerası (Nick Hornby)"

Editör'den - "Bir Put Kırıcının Olgunluk Çağı / Irvine Welsh"

Editör'den - "Sisteme Direnen Şair"

Editör'den - "SimSiyah Kitaplar Her Cebe Sığıyor"

Akın Olgun / Avrupa Ajansı (Röportaj) - "Mavi Melek Sınırları Aşıyor..."

Editör'den - "Milliyetçilik ve Dil"

Editör'den - "Gündemin İçinden"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? III"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? II"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz?"

Editör'den - "Cümle Kapısı Edebiyat"

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2007 MaviMelek            website metrics