MaviMelek
Hermes Kitap
"Bu dünya ikiye ayrılır amigo. Boyunlarına ip geçirilmiş olanlar ve o ipi kesenler." (Tuco/Çirkin)

[Öykü]"Güzel Bir Gün" | Hasan Uygun*

Birinci Tekil Şahıs | Güneş Bozkurt

"GARİP BİR BÜYÜYDÜ BAŞLANGIÇ"


Birinci Tekil Şahıs

Güzel bir gündü. Saat altıda uyanmış, uzun bir aradan sonra ilk kez tan sessizliğinde sabah ezanını dinlemiştim. Neden bilmiyorum, sabah ezanı hep duygulandırmıştır beni. Belki de o saatlerde şehrin bütün gürültüleri eridiği içindir, çünkü kayıp bir zamanın izinde yürüyen bir derviş çıkıp gelecek ve o sessizliği sonsuza kadar koruyacakmış gibi gelir bana. O, açık penceremden odamın içine yayılan salkım söğüdün, taze sürgünlerinin sakız kokusu. Bir daha odamdan çıkmayacak ve baharın coşkun zamanları sonsuza kadar sürecekti.

Güzel bir gündü, ama ben, sanki ölüme gidiyordum. İçim içimi kemiriyordu ve o işe ihtiyacım vardı. Gece ancak üç saat kadar uyuyabilmiştim. Ona da uyku denirse.

Tuhaf inançlarım var; kâbuslarımdan artakalan sürelerde, rüyalarımda, çok takmışsam eğer, bir sonraki güne dair kareler belirir. O karelerdeki görüntüler eğer olumsuzsa sevinebilirim demektir. Yok eğer olumluysa, o zaman durum kötü.

Çocukluğumdan kalma bir şey bu. Ne zaman rüyamda misket bulduysam ertesi gün mutlaka misketlerimi çaldırmışımdır.

Güzel bir gündü o gün, hatırlıyorum. Üç otobüs değiştirmiştim, en az on-on beş kişiye adres sormuş sonunda bulmuştum. Uzaktı, ama olsun. Ne de olsa iş işti. Ama ekranın karşısına geçtiğimde… Elim ayağım tutuldu sanki. Bu son şansımdı. Ama olmadı. Keşke daha dikkatli olsaydım.

Keşke o an eriseydim. Ya da keşke diyebileceğim anları bir daha olmamacasına hayatımdan kovabilseydim. Evet 'ben çok iyi bir insana benziyormuşum, çok kısa zamanda adapte olabileceğime inanıyorlarmış, ama üzgünlermiş, çünkü onların bir profesyonele ihtiyaçları varmış.' Bu kadar işte. Bir de 'erkek adam ağlamaz' derler. Nice badirelerden sonra kiralayarak da olsa sahip olabildiğim bir sığınağım vardı ve onu kaybetmek üzereydim. Daha ne yani?

Yok yok, babamı dinlemeliymişim. Her koşulda işim hazırdı.

Güzel bir güne başlamak için ne yapmam lazım. Hadi siz söyleyin. Ben işin içinden çıkamıyorum. Ve bu yüzden de bir aydır evden dışarı adımımı atmıyorum. Kolaysa buraya gelsinler. Beni kimse evimden çıkaramaz tamam mı!

Peki, tamam birazdan dışarı çıkacağım, ama o maymun suratlı heriflerden birini görmek için değil, karım aradı az önce… Cep telefonundan. Biber kaybolmuş. Köpeğimiz.

Evet, bugün güzel bir gün dışarı çıkacağım.

İkinci Tekil Şahıs | Güneş Bozkurt
İkinci Tekil Şahıs

Güzel bir gündü, ama sen, sanki ölüme gidiyordun. Bütün gece çok huysuzdun. Taviz vermek istemeyen bir halin vardı. Tamam, kendini her türlü kötü ihtimale karşı hazırlamıştın. Ama bir acemi sekişi vardı adımlarında. Oturduğun koltuktan sürekli bir şey batıyormuş gibi zıplıyordun. Televizyonu sadece izliyormuş gibi yapıyordun. Gözümden kaçmadı. Dizlerin titriyordu. Ne pahasına olursa olsun evden dışarı adımını atmak istemiyordun. Aynayla aran iyi değil, biliyorum. O sabah bakıyordun. Uzun uzun inceledin karşındaki görüntüyü. Keşke duygularını da okuyabilseydim. Ama artık bir yerlerden başla.

Şimdi, dur bir hatırlayalım. Metruk bir evdi, kupkuru bir servi ağacının tepesinde de sen. Ağaçla birlikte sallanıyordun. Ve tutunabileceğin tek yer, metruk evin çatısı. Rüzgârın savurduğu ağaç seni eve doğru her ittiğinde saçaklarına tutunmaya çalışıyor fakat evin neresinden tutarsan tut bir parçası elinden kalarak geri dönüyordun.

Nerde kalmıştık derken şimdi hatırladım:

Rüyalarında gördüklerini hatırlıyordun. Rüyalarınla ilgili tuhaf inançlarını. Belki de o yüzden aynaya bakıyordun. Çaresiz dışarı çıkacaktın. Karın aramıştı. Cep telefonundan. Biber kaybolmuş. Köpeğiniz.

Evet, bu gün güzel bir gün, dışarı çıkacaksın.

Üçüncü Tekil Şahıs | Güneş Bozkurt
Üçüncü Tekil Şahıs

Güzel bir gündü, ama o, sanki ölüme gidiyordu. Aslında belalar birkaç gün öncesinden yağmaya başlamıştı. Artık yaptığı işten hiç mi hiç keyif almıyordu. Başlangıçta çok istekliydi. Garip bir büyüydü başlangıç. Ama iyi kullanamadı. Gerçi çok fedakârca davrandı. Ancak fırsatı kaçırmıştı. Çok hata yaptı. Çok acemilik çekti. Ve görünen o ki, daha çok pişmesi gerekiyordu. Deyip yerindeyse yumurta gibi. Orta ateşte.

Henüz sabah olmasına rağmen küllük neredeyse sigara izmariti dolmuştu. Yemin etmişti. Dışarı çıkmayacaktı. Onu kapının önünde bekliyor olabilirlerdi. Gerçi işkillenecek bir durum olsa karısı haber verirdi. Ne de olsa onun da evi.

Bazen onun da hayrete düştüğü garip inançları vardı. Bir kere 'erkek adam' asla yemini bozamazdı. Aslında yeni, sadece kendisine bir söz verme biçimiydi. Mesela, sırf ailesinden baskı görecek diye değil, sadece öğrenmek için ders çalışıyordu ilkokulda. O zamanlar da yemini vardı. Babasının en büyük oğlu olarak işlerine yardım etmesi gerekiyordu. Ama yemin etmişti, ortaokula gidebilirse bütün misketlerini kardeşine verecekti. Yazın tavan arasına kaldırmıştı. Zaten okullar açılmadan kardeşi de oynayamazdı. Köyde bütün çocuklar yazın ailelerine yardım ederdi. En azından kendinden biliyordu.

Vedalaşmadı işte. Babası zaten kardeşine harçlık veriyordu. O da alsındı işte. Hem o hiçbirisine para vermemişti. İyi oyuncuydu. Onar onar oynardı. Bir vuruşta en az on tanesini üçgenin dışına çıkarabiliyordu. Onları kazanmıştı işte. Teneke kutusundan çıkarıp önüne yaydığı hercai misketlerinden hiçbirini veremezdi.

Sonra her şey kötü gitti. Teneffüs aralarında, sınıf kapılarını tutmuş erkek arkadaşları, kız arkadaşlarının bir taraflarını mıncıklarken o ceplerinde misketlerle herkesin alay konusu olmuştu. Zar zor bitirebilmişti ortaokulu. Lise ise fiyaskoydu. Üniversiteyi de ikinci yılına kadar okudu.

Yemini bozamazdı. Nasıl adanan adağın yerine gelmesi gerekiyorsa, edilen yemin de tutulmalıydı. En son bir ay önce. Görüştüğü on beşinci kişi de aynı şeyi söylüyordu. Artık hiç umudu kalmamıştı. Neredeyse evini de kaybediyordu. Hayır, dışarı çıkamazdı. Şimdi bu Biber meselesi de nerden çıkmıştı? Köpekleri canım… İlk sahibi o adı koymuş.

Karısı aramıştı. Cep telefonundan. İki adım öteye, fırına kadar gitmişti. Aksi çocuklar işte. Çocukların ilgisinden ürken hayvan bir anda karısının boşluğundan yararlanarak kaçmış. Bulunması gerekiyordu.

Güzel bir gündü. Önce Biber bulunacak, sonra da yeminini bozma pahasına on altıncı iş randevusuna gidecekti.

Dışarıda güzel bir gün başlamıştı. Sonrası yoktu.

* Kül Öykü, Mayıs-Haziran 2003

Diğer Öyküler

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2007 MaviMelek            website metrics