MaviMelek
"Bir aptal mutluluk oyunu. O oyuna kapılabilmek için, tüm yanlışları doğru saymak gerek." - "Sayıklama" / Vüs'at O. Bener

[Gökçeyazın]"Her İnsanın Kapan’ı Kendi İçindedir" | Levent Açlan

Kapan | Vüs'at O. Bener

"AKIL BİR SAPANDIR,
KUŞKU BİR TAŞ"

Duvarlar örülür dört bir yandan,
Utanırım, lakin geçemem candan
Düştüm bir Kapan'a amansız!
Ben değilsem, kimdir bana bunları yapan?..

Vüs'at O. Bener'in son kitabı Kapan (2001), özyaşamöyküsel, iç içe geçen anlatıların yer aldığı kendinden önceki üçlemenin (Siyah-Beyaz, 1993; Mızıkalı Yürüyüş, 1997; Kara Tren, 1998) dördüncü ve nihai durağıdır aynı zamanda.

Kitapta yer alan öykülerin birçoğu son derece samimi ve sanki yakın bir Dost'tan dinliyormuşçasına bir duygu yaratır okurda. Bazı öyküleri ise normal/anormal nedir ve sınırları çizenlere bu hakkı kim vermiştir türünden sorular sordurur, üzerinde düşündürür. “Silinebilenler ne kadar azınlıkta. Eklenebilenler ne kadar uydurma, gerçek dışı. Tümünün yok olduğunu algılayamamak korkusu delirtebilir insanı.” (“Kapan”, s. 24) veya “Boylu, çiğ mavi gözlü ruh sağlığı uzmanı hatun doktor, deneme tahtası olarak gördü beni, kuşkum yok. İlaçla sağaltma yöntemine başvurdu.” (“Sayıklama”, s. 30)

Kapan'da, toplumsal ilişkiler ve değer yargıları mercek altına alınır. Bellek ağacının anıları sık sık ve özenle budanır. Vüs'at O. Bener, insan olmanın korkularını hem yüreğinde taşır hem de okuruna kanırta kanırta yaşatır.

Kapan'ın genel özelliklerine bakıldığında şu noktalar göze çarpar:
A) Öyküler, birinci tekil kişinin ağzından aktarılır. “Devrek bastonuma dayana dayana Tıp Merkezi'nin yolunu tuttum.” (“Mahmut Bey”, s. 62)
B) Siyah Beyaz, Mızıkalı Yürüyüş ve Kara Tren kitaplarında yer alan karakterlerin bazıları, daha ziyade aile bireyleri Kapan'da da mevcuttur. “Anneme, 'oldu olacak babasını da getir!' demişler, erkekler hamamına gitmeye başladık babamla.” (Siyah Beyaz, “Reji Yangını”, s. 49) ya da “Hukuk Fakültesi üçüncü sınıfındaydı yanılmıyorsam Sinan. Gûya eğleneceğiz.” (Mızıkalı Yürüyüş, s. 12)
C) Klasik öykü kahramanı yoktur.
D) Kapan kendinden önceki üç kitap gibi bir yapboza benzer. Temelde bir bütünlük arz etmekle beraber, parçaların saçılmış yayılmışlığı, zamanın öncesizliği ve sonrasızlığı, önce yıkıma uğratılan metinde bir zayıflık gibi algılansa da kurgu, temel temaları o denli güçlü kavrar ki, zayıflık olarak düşünülebilecek bir süreç, tam tersi metnin asıl güçlü yönü haline dönüşür.
Vüs'at O. BenerÖrneğin, “Kurtuluş” öyküsünde adı anılmayan kadının ismini, “Palto” öyküsünden çıkartmak mümkündür, ya da “Kurtuluş” öyküsünden, “Palto”daki anlatıcının memur olduğunu anlarız.

İncecik bir kitaptır Kapan ve içinde 21 öykü yer alır. Öyküleri üç ana başlık altında değerlendirebiliriz.

1- Otobiyografik ve aile
2- Varoluşsal ve iç monologlar
3- Gündelik yaşamdan kesitler ve toplumsal konular

Her üç başlığın birbirleri ile kesişen yanları olmakla birlikte, genel anlamda yukarıda sayılan başlıklar halinde okumak pekâlâ mümkündür.

Bu yazımızda yukarıda sınıflandırılan öyküler ve bu sınıflamanın dışında kalan diğer öyküler üzerinde durulacaktır.

“Palto”
Bir akşam evinize döndüğünüzde o çok kıymetli, devetüyü paltonuzun çalındığını fark edersiniz. Camınız açıktır ve kapıcınız olan, yan komşunuz ile aranızda, laf olsun diye konmuş bir kapı veya benzeri bir maniden başka bir şey yoktur.

Böyle başlar “Palto” ve birinci tekil anlatıcı hemen geriye dönüş yapar ve “Gogol'ün ünlü öyküsüyle ilgisi yok, deve tüyü, kolunu Nihal'in okşadığı paltomun çalınması öyküsünün.” (s. 7) der ve aynı anda “Kurtuluş” öyküsüne bir çengel atar. Daha sonraki öykülerden memur olduğunu anladığımız anlatıcımızın içinde bir kuşku ateşi parlar ve çekine çekine yan komşusu kapıcı Musa'ya sorar yollu sorgu sual eder, aldığı net ve öfkeli ret yanıtı anlatıcının başkaca bir şey demesine fırsat tanımaz türdendir. Gel zaman git zaman sözü geçen komşu bir kaza geçirir ve karısı da, komşu komşunun külüne muhtaçtır lafına uyup anlatıcının kapısını çalar. Anlatıcı hastayı alır ve doktora götürür. İyileşir Musa ve kör olmaktan son anda kurtulur. Ama kızgınlığı hiç geçmez, memur olan ve statüce kendinden yüksek bu adama karşı. Öykünün sonunda anlatıcı bunu doğrular ve şöyle sona erer öykü:
Yine de kuşkulandığım için bağışlanmadım. Hep asık kaldı suratı. Biraz yumuşadı o kadar.” (s. 8)

Bu öyküde anlatılan durum ve kapıcının takındığı tavır oldukça gerçekçi şekilde yansıtılır. Muhtemeldir ki öykünün geçtiği tarihsel dönem, 1970 ila 1980 yılları arasına denk düşmektedir. Memurun önyargısı, kapıcının sönmeyen nefreti, akla ister istemez dönemin sosyal karmaşasını ve sosyal tabakalaşmanın neden olduğu ayrışmayı getirir. Üstünlük/eziklik duygularınınsa, gündelik yaşantıda ilişki kurmayı nasıl güçleştirdiğini görürüz “Palto” öyküsünde.

Dönüşsüzlüğe Övgü”
Bu öyküyü okurken gözümün önüne elleri başının arasında ve kara kara düşünen bir adam görüntüsü geldi. İç monolog halinde akar öykü. Anlatıcı içine düşmüş olduğu cenderenin çıkışını bulmak ümidiyle intihar bağlamında Virginia Woolf ve Hemingway'e sarılır. Lakin gördüğü çözüm de bağlamaktadır elini ayağını.
Ölüm korkusu, alışkanlığın verdiği esaretten duyulan o iç bunaltıcı duygu ve teslimiyetin utancı sinmiştir adeta öykünün her sözcüğüne. Oysaki ne ölümden korkmak ayıptır ne de engel olabilir insan ölümü düşünmeye.
Öykünün son cümleleri ise şöyledir: “Salı günü karım gelecek. O alacak dizginleri eline. Ben bir doğa çarpığı, köpek dürtüsüyle boyun eğmek zorundayım koyduğu yasaklara.
Susayım en iyisi. Uyumaktan başka çarem yok. Uyandığımda acılara katlanmayı sürdüreceğim yaşadıkça.
” (s. 10)

Varoluşun mümkün olması, kişinin özgür iradesi ile kendini gerçekleştirebilmesine bağlıdır. Anlatıcı batı kültürü üzerinden hayatın ve varoluşun sorgulamasına girişir. Öykü bu düşünce ve soruların yankı bulduğu noktada kendini bir açmazda bulur. Düşünmek eylem olmaksızın ne kadar anlamlıdır?

“Ya Herru Ya Merru”
Bu öykü bir hayli otobiyografik öğeler içermektedir. Vüs'at O Bener babasının ölümünü anlatır özetle. Babasının ölüm karşısında sinmeden fakat sükûnet ile duruşu öyküye damgasını vurur.
Ölüm karşısında hayata ne anlam yüklenebilir? Hele ki bu geri dönüşsüz bir hastalık sürecindeyse. Hayatın her rengine rastlarız bu öyküde. Yapay mutluluklar, gizlenen korkular ve masum arzular ölümün uvertürü ya da tadı tuzu haline gelir.

Aile ve geçmiş yaşantılar Kapan 'da değinilen konulardandır. Zaman zaman ailenin tarihçesine atıfta bulunulur. “Bodur ağaçlar arasından yürüyoruz. Düvene bineceğim. Ninem, 'Tarhana çorbası, keşkek pişireceğim,' demişti.” (“Nine”, s. 37)
“Uyumak”, “Nine” ve “Ya Herru Ya Merru” Kapan'da sadeliğin belki de en fazla hissedildiği öykülerdir.

“Her birinci tekil kişili anlatıcı yazarın kendisi midir?”
Kapan'da yukarıda saydığımız başlıkların dışında kalan başka öyküler de yer alır. Bu ilginç öykülerden biri de “Yanılgı mı?”dır. Öykü bir yazarın okurundan aldığı mektup ile başlar. Mektupta yazarın bir öyküsü eleştirilmektedir. Kendince bir öykü kaleme alan okurun yazara yönelttiği şu sorularla son bulur.
Hâlâ çözebilmiş değilim yapımı. Ne dersiniz Sayın Yazar, ben kimim? Haklı mıydı öteki? Haklı olması ya da olmaması pek mi önemli? Yöntem sorununun anlamsızlığını da unutmayalım.” (s. 18)

Italo Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı kitabında, okur nasıl kuşkuya düşürülürse metnin gerçekliğine dair, (“Aaa! Siz de mi? Daha önce de şikâyetler geldi. Yayımcıdan daha bu sabah mektup aldım; bakın. Dağıtımı yapılan son yayımlarımız arasında, Italo Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı kitabının kimi nüshalarında baskı yanlışı olduğu görülmüştür ve bunların satıştan çekilmeleri gerekmektedir. Adı geçen kitabın basılan formaları bir başka yeni yayımın, Polonyalı yazar Tasyo Bazakbal'ın Malborg Kasabasından Irakta, adlı romanının formalarıyla ciltleme sırasında, yanlışlıkla karışmış. Bu talihsiz olay için gerçekten de özür dileyen yayımcı en kısa zamanda onları değiştirecektir, falan falan.”) “Yanılgı mı?” adlı öyküde de, benzer bir şekilde ama farklı bir durumla, her sakallının dedemiz olmayabileceği alttan alta hissettirilir. Zira Siyah Beyaz'ı okumuş bir okur bu öykünün derinliğini ve Vüs'at O. Bener'in bütünlükçülüğünü ıska geçmeyecektir. Çünkü “Her birinci tekil kişili anlatıcı yazarın kendisi midir?” sorusu ile bu sefer yazar, okuru baş başa bırakır.

Varoluş, Kapan'ın temel sorunsallarından biridir. 2001 yılında yayımlanan Kapan'da, insanın güçlü görünen yanlarına rağmen temelde oldukça güçsüz oluşu vurgulanır. Kişinin bu durumun farkına varmasınınsa kendisini daha da zor bir duruma düşürdüğü sık sık dile getirilir. “Tiryaki” öyküsünde bu durumu şöyle okuruz: “Kendisini öldürecek gücü olsa sorun yoktu. Oysa biliyordu güçsüzdü, veremezdi böyle bir kararı.” (s. 39)

“Yorumsuz”, ise bir başka ilginç öykü. Sanki fantastik bir çizgi film vardır karşımızda. Hayırdır inşallah, dedirtecek türden bir rüyayı anıştırır. Diğer kitapları (Siyah Beyaz, Mızıkalı Yürüyüş ve Kara Tren) ile bağları alttan alta hissedilir.

Sonuç:

Akıl bir sapandır, kuşku bir taş,
Yığınlar müpteladır safsataya, alır baş
İrade denen, iradesizliğin ta kendisi;
Ölüm cesaret ister, o da herkeste bulunmaz.

Birtakım tansıklıklara inanma, safsatalara boyun eğme şizofrenisi, büyük çoğunluğa yaşam olanağı sağlıyorsa, hiçbir öğreti başarı sağlayamaz.” (“Sayıklama”, s. 29) der Vüs'at O. Bener ve aslında her insanın Kapan'ı kendi içinde yarattığını ve kendi ayaklarıyla buna yakalandığını gösterir.

levent@mavimelek.com

~~~
Sayı: 47, Yayın tarihi: 29/06/2010

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics