MaviMelek
Hermes Kitap
"Siz de avcı mısınız?" dedi avcı. "Hayır," dedi cellat. / "İkili". Binbir Hece / Ferid Edgü

[Editör'den] | Hasan Uygun Bir Dakikalık Öyküler | İstván Örkény

"BİR COĞRAFYA DERSİ OLARAK
EDEBİYATIN KISA ÖYKÜ HALLERİ"

Eleştirmen sıfatıyla, Türkiye'deki edebiyat ortamı hakkında söz alıp durum değerlendirmesi yapanların genel alışkanlığı, bu durumu öncelikle bir coğrafya dersine dönüştürmektir. Bu derste genellikle, ortalıkta tek tük canlının yaşam savaşı verdiği, sefalet ve düşkünlüğün kol gezdiği, güneşin insafsızca kavurduğu, çorak bir arazi parçasıdır tasvir edilen. Bu alan üzerinde yaşam savaşı vermeye çalışanların başında da edebiyatçılar yer alır tabii. Diğer bütün canlılara göre edebiyatçılar, çok daha zor bir durumdadır ve soyları tükenecek korunmaya muhtaçlar listesinin en başında yer alırlar; çünkü var olan kaynaklardan en az onlar yararlanır.

Efendim, popüler başlıklar dışında zaten hiç kimse kitap okumuyor bu ülkede. Otobüslerde insanlar sadece gazetelerin spor ekleri, at yarışı ve iddia bültenlerini okuyorlar. Bunların dışında basılı bir şey girmez belediye otobüslerine. Minibüslerde kitap okumak zaten mümkün değildir. Belki tek çizgiyle şehir haritalarında yerini bulan metromuzda bu biraz mümkün olsa da, mesafe çok kısa olduğu için insan kitap okuma zevkini tam anlamıyla tadamıyor. Geriye evlerimiz kalıyor. Dizimiz vardır mesela o akşam. Ya da zaten her akşam dizilerimiz var. Diziler edebiyata ve edebiyatçıya yer bırakmıyor.

Varılacak olan sonuç bu mu?
Elbette herkes istediği sonucu kendi sebepleriyle birlikte üretir. Ancak bir şey kırk kere söyleniyorsa artık hiç kimse o anlatıcıya deli gözüyle bakamaz.

Her şey kendi sebebiyle birlikte vardır. İyi ve kötünün ölçütünü kim koyabilir ki! Yüz binlerce adet kitap satıyor bazı yazarlar bu ülkede… Uluslararası alanda ödül sahibidir birçoğu. Farklı dillere çevrilmiştir eserleri. O zaman bunlar nasıl olur da bahsedilen çorak coğrafya parçası üzerinde yaşam bulup bu kadar serpilebiliyorlar? Bu denklemde bir illüzyon mu var yoksa!
Aslında bu tasvir edilen coğrafya parçasındaki yaşam, tek örnek değildir elbette dünya üzerinde; cennet ve cehennem tezatlığı gibi, karanlık ile aydınlık; güneşin sadece ılık olduğu, yeşillikler içinde bir dünya da mümkün. Ve orada olanlar da var…

Haz için kim nasıl bir parametre koyabilir ki! Herkes istediği şeyi yapar. Kim kitap okuyor kim okumuyor, sana mı kaldı bunun çetelisini tutmak, diyorsanız… Bu yazıyı hemen burada bırakabilirsiniz. Hâlâ okumaya devam ediyorsanız, şu ana kadar yazdıklarım hakkında bir fikir sahibisinizdir.

Her yakınmanın içinde bir gerçek olasılığı vardır; her masumiyetin de günahı… Ortam ve şartlar ne olursa olsun, Türkiye'de edebiyata duyulan ilgi çerçevesinde, yakınma tonlamasının ağır bastığı tüm cümlelerde çoğunlukla ıska geçilen ve hakkında en az kaygı duyulan bir tür var ki, bunun üzerinde artık özel olarak oturup düşünmek gereğini şiddetle öneriyorum.

Bir bütün olarak edebiyat ortamını ele aldığımızda, genel kötü manzaranın içinde soluk alabilen bazı köşeler de vardır ki, bunların başında da roman gelir. Özellikle son yıllarda bu böyledir. Bazı gazetelerin verdiği kitap eklerindeki listelere ve diğer bazı parametrelere göre, son beş on yıldır çoksatanlar merdiveninin tepesinde hep roman vardır. Onun dışında hayat bulanlar, günün popüler gündeminin etkisinde yazılmış anılar, anlatılar ve ispatlanmak için bin bir dereden su getirildiği izlenimi veren, ipe sapa gelmez bazı teoriler…

Şairler alınmasın; yayınlanan dergiler, internette yer alan sitelere bakılırsa on binlerce şairimiz var. Ancak on binlerin içinden sıyrılanların yüzlerle ifade edilmesi gerektiği varsayımımı ister çürütün ister yok sayın, onlara indirgenmiş ifadeler 70 milyonun kaçıyla ilgili olunduğu sorusunu da ciddi ciddi sorduruyor bana. Şöyle ki, bin adetin üstünde satan şiir kitabını parmakla gösterebilirim mesela.

Hayat Siyah Ölüm Beyaz | Turgay Kantürk

Ya öykü… Öykücüler… Öykü kitapları?.. Aslında şiire ihtiyaç duymayan bir toplumun, "şiirin uzun saçlı kız kardeşi"ne de* ihtiyaç duymayacağı da çok açıktır ya… Ben yine de sebepler üzerinde kafa yormak istiyorum.

Şiir gibi, damıtılmış sözcük toplamıdır aslında öykü. Eleğin üstünde kalanla kurulur. Ancak bunu salt bir mühendislik problemi olarak görmeden ve teknik bir kuruluğa indirgemeden şunu da söyleyebiliriz ki, öykü aynı zamanda ve aslında ânın yansımasıdır bir ustanın elinde.

Ânı önemseyendir ancak bütünün farkına varabilen. Bazı salgın hastalıkların etkisindeki bazı özel yönelimleri konu dışında bırakırsak, Türkiye'de öykü adına söz alıp kalem oynatanların romanın etkisinden bir türlü kurtulamamasını ve ısrarla uzun anlatılara girişmesini bir türlü anlayamıyorum.

İnternet üzerinden basit bir araştırılma yapıldığında, Türkçe girilen tüm kitap başlıklarının içinde "kısa öykü" tanımı içeren kitap sayısı öylesine az ki… Ben öyle bir araştırma yaptım ve karşıma iki isim çıktı. Biri, Macar öykücü İstván Örkény diğeri ise Turgay Kantürk. Bu listede yer almadığı halde özel olarak ilgimi çeken bir diğer yazar da Rus avandgarde eksantrik öykücü Daniil Kharms'dır.**

Binbir Hece | Ferit EdgüKısa öykü konusundan dem vurmuşken, Ferid Edgü'nün adını burada anmazsam biliyorum ki, bu yazı eksik kalacak; Binbir Hece kitabında Edgü, kısa kısa öykünün en damıtılmış örneklerini sunar okura. Ferit Edgü'nün diğer bütün eserlerindeki minimal anlatım tarzı, kısa öykünün, Aysu Erden'in de tanımıyla, "yazılmamış olanların, okuyucuya metnin derin yapısında bulunan simgesel altyapılarla aktarılması"nda*** saklıdır. Edgü'nün Binbir Hece kitabında yer alan öykülerinden bir tanesini vermek gerekirse… Mesela "Kıyıda" isimli öyküsü, sadece üç cümleden ibarettir: "Ali ile Veli denize açıldılar. Bense adada tek başımayım. Yüzmek de bilmiyorum."

"Kısa öykü" tanım ekini almadan, ama aynı içeriğe sahip başka kitap isimleri de sayılabilir burada. İki adet de antoloji vardır; artık yaygın satışta olmayan. Ancak genel manzara itibariyle, tavşan suyunun, suyunun suyunun çorbası olarak minimal bir kaygıya indirgersek sorunu, görünen coğrafyanın kılavuza ihtiyaç duymayacağı da açıktır.

Bir tespitin varsa, önerini de düşünmüşsündür herhalde, diyerek durumdan sonuç çıkarma telaşı içinde olacak olanların biraz daha sabretmesi gerekecek. Zira vardığım bu durum, tek başına yapacağım bir çözümlemeyi kaldırmaz.

Bir varsayım olarak bile ele alındığında ve aksini ispat etmek çok kolay olabileceği halde, ısrar ediyorsam, bir nedeni vardır kendimce… Hepimizin nedenleri zaten kendince değil midir hep!

Genç öykücülerimizin bu damıtılmış tadı bize sunmak için çırpınmamaları mesela… Öncelikle onların haz eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir mi bu durum? Ya da akımına maruz kaldıkları cereyanların etkisiyle şuursuzca mı savruluyorlar sağa sola…

Ortada o kadar çok kural koyucu var ki… O kadar da çok oluşum… Dergi ve internet sitesi… Buna rağmen ifade alanlarının eksikliğinden de dem vurulur hep. Genç yazarlara yolların hep kapatıldığı serzenişi fısıldanır kulaklara… Bazı merkezlerde yoğunlaşmış olan bazı güç odaklarının dışında, geriye kalan tüm seslerin bastırıldığı, tıpkı siyah beyaz televizyon döneminde olduğu gibi bir tek kanala hapis olmuşluk duygusu…

Kapitalizm sadece bu kadarına mı izin veriyor yoksa? Ya da gereksiz teferruatlarla beynimiz daha ne kadar işgal edilebilir?

Ânı hissetmeyen bütünü kavrayamaz; anların toplamıdır çünkü bütün. Tek bir cümle bile bazen bir romana bedel olabilir! Ya da tüm romanlar tek bir cümlede özetlenebilir sonuçta.

Bir şeyin öneminden bahsederken diğerini yerme basitliği değildir öte yandan da ifade etmeye çalıştığım. Bu anlamda romanın önemi üzerine uzun cümlelere girişmeme gerek yoktur sanırım.

Sonuç olarak, "Deli Dumrul" durup durup aynı şeyi söylüyorsa, üzerinde bir düşünmek gerek derim…

21. sayımızı da keyifle okumanız dileğiyle…

* Cemal Süreya
** http://www.mavimelek.com/simsiyah.htm
*** Aysu Erden, Kısa Öykü ve Dilbilimsel Eleştiri, Gendaş Kültür

24/02/2008

hasan@mavimelek.com

Başa dön

Editör'den

Editör'den - "Aykırının, Ayrıntının, Ayrıksının Sesi: MaviMelek"

Editör'den - "Bir Bebekten Nasıl Katil Yaratılır?"

Editör'den - "Dehanın Hükmettiği Tek Amerikalı Yazar: William S. Burroughs"

Editör'den - "İşkencecilerinizi Seviniz; Zira Başka Şansınız Yok (mu)!"

Editör'den - "Yazmak Üzerine Pencere"

Editör'den - "Ölümünün 44. yılında Aldous Huxley…"

Editör'den - "Kendi Dininin Peygamberi ve Müridi"

Editör'den - "Hâlâ Tepebaşı'nı Özlüyoruz"

Editör'den - "Hastalıklı Yaratıcılık ya da Chuck Palahniuk"

Editör'den - "Geç Gelen Mutluluk: Bir Yazarın Türkiye Macerası (Nick Hornby)"

Editör'den - "Bir Put Kırıcının Olgunluk Çağı / Irvine Welsh"

Editör'den - "Sisteme Direnen Şair"

Editör'den - "SimSiyah Kitaplar Her Cebe Sığıyor"

Akın Olgun / Avrupa Ajansı (Röportaj) - "Mavi Melek Sınırları Aşıyor"

Editör'den - "Milliyetçilik ve Dil"

Editör'den - "Gündemin İçinden"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? III"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? II"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz?"

Editör'den - "Cümle Kapısı Edebiyat"

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics