MaviMelek Edebiyat
"Fiziksel güçle ve mülkiyetle olan bağlarımı niçin koparıyorum? Çünkü ancak kendimi mahvederek ruhumun gerçek gücünü keşfedebilirim." Chuck Palahniuk

[Gündem]"Chuck Palahniuk - Kültün Gizemi ve Münzeviliğin İpuçları" | Zeynep Alpaslan

Chuck Palahniuk

"OKUMAK İSTEDİĞİNİZ KİTABI YAZIN"

Dövüş Kulübü'nden (Fightclub) sonra Tıkanma da (Choke) film oldu. Yazdığı her şey anında kült mertebesine yükselirken, o, başarısını, kendisine fanatik bir sadakat duygusuyla bağlı okurlarıyla paylaşmaktan mutluluk duyuyor. En üretken dönemini yaşıyor, zengin ve ünlü bir yazar olmanın rehavetine kapılmıyor. Genç yazarlar için atölyeler düzenliyor, dersler veriyor, sırlarını onlara açıyor. Paylaşmaya yanaşmadığı tek şey, özel hayatı. Yarattığı karakterler ve öyküler, uçarı olmalarına rağmen öyle gerçekler ki, meraklı hayranları ipuçlarını takip ederek onun dünyasıyla ilgili çok şey öğrenebiliyorlar kitaplarından. Chuck Palahniuk, yazdığı her şeyin otobiyografik olduğunu söylüyor. İçimizde, kafamızda, bilinçdışımızda olup bitenleri yaşanmamış sayamayız. Aslında yazdığı (belki de bu şimdiye kadar yazılmış tüm metinler için geçerli) kendi hayat hikâyesi.

"Sıradan insanın sıradışı gizli hayatı"ndan daha klişe bir konu haline gelmiş "toplum dışına itilmiş karakterlerin keşisen hayatları" meselesi, popüleritesini biraz da Chuck Palahniuk külliyatına borçlu. Yine de, onda diğerlerinden daha fazlası, farklı bir şeyler var. Her öyküsünde farklı bir mit ve bu mitin esiri olmuş karakterler yaratıyor. Azizleri ve kahramanları aşağılarken, karakterlerini aziz ya da kahraman mertebesine yükseltmeden yüceltiyor. Onları okuyucunun gözleri önünde süründürmekten, sakatlamaktan, öldürmekten, parçalara ayırmaktan ve yeniden birleştirmekten çekinmiyor. Bütün zaaflarını ve utançlarını gözler önüne seriyor, üstelik her şeyi gören "tanrı-yazar"ların kendilerini "insanlaştırmak" adına sıkça yaptıkları gibi bir itiraf sezdirmecesi sisiyle bulanıklaştırmadan, olduğu gibi, çırılçıplak yapıyor bunu. Bütün bunların yanında, okuyucunun karakterlerine acımalarına asla izin vermiyor. Onları sevmekten ve ne kadar aykırı, yalan yanlış, yasadışı eylemlerde bulunurlarsa bulunsunlar onları desteklemekten ve "diğerlerinden" nefret etmekten başka çaremiz yok. Bir kültü daha iyi ne tanımlayabilir?

Chuck Palahniuk

Romanlarındaki içerik aşağı yukarı herkesin aşina olduğu bir şey. Biçime gelince… (biçim ve içeriği birbirinden ayrı ele alıp alamayacağımız meselesi başka bir tartışma konusu ama…) Kitaplarını ardı ardına okuyan biri aralarındaki şematik benzerliği kolaylıkla görebilir. Belirli aralıklarla kendini gösteren tek ve can alıcı bir cümlecikten ibaret olan "leitmotif", her "sahne"nin girişi ve kapanışı arasındaki sinemasal paralellik, karakterlerin belirli aralıklarla verdiği ve okuyucu için şok etkisi yaratan bilgiler, bir de yine belirli aralıklarla, sahne sonlarında karşımıza çıkan ve hem biz okuyucular için, hem de karakterler için sürpriz niteliği taşıyan başka artçı şoklar. Kısaca, olay örgülerinin yapılarındaki benzerlik. Burada, insanları Chuck Palahniuk yazınını formüllerle açıklamaya iten (ve birçok akademisyenin "kolaycılık" olarak niteleyebileceği) bir şey var: Şu belirli aralıklar meselesi. Kitapları ard arda okuyan biri rahatlıkla, Palahniuk'un elinde bir şema olduğunu ve romanını yazarken, bu şemanın üzerinde farklı karakter kombinasyonları ve öykü varyasyonlarıyla deneyler yaparak, şipşak bir yaratımda bulunduğunu iddia edebilir. Ama iş bu kadar basit değil. İşi zorlaştıran, fikirlerin nereden geldiği kısmı. Ve bizzat Palahniuk'un kişisel yaşamından alınma bu fikirler, bize onun yapıtlarını formüllere döküp çözümlemek, yorumlamak, anlamak yerine, onları sadece sevmekle de yetinebileceğimizi gösterecek kadar değerliler. Ama dikkat: Sevginin fanatizme dönüşmesi an meselesidir. Yine de, fikir arayışında olan fanatik genç yazar adayları için 13 öneri hazırlamış Palahniuk. Basit gibi görünse de, önemliler. Çünkü aslında yazma işi, en zor olanı, yani basit olanı becerebilmekle gelişebilir.

Yazar adaylarına Chuck'tan 13 öneri

Chuck Palahniuk1- Canınız yazmak istemediğinde saatinizi bir saat sonrasına (ya da yarım saat sonrasına) kurun ve alarm çalana dek yazı masanızda oturun. Eğer hâlâ yazmak istemiyorsanız, bir saat sonra nasıl olsa özgür olacaksınız. Ama genellikle, alarm çaldığında işinize o kadar gömülmüş ve bundan o kadar keyif alıyor olursunuz ki, durmayıp devam edersiniz. Bunun için saatinizi kurmak yerine çamaşır makinenizi çalıştırmak gibi bir alternatifiniz de var. Hem, çamaşırlarınızı asmak için verdiğiniz mola sırasında, aklınıza yeni fikirler de gelebilir. Bir sonraki satırda ne yazacağınızı bilmiyorsanız: Tuvaleti temizleyin. Nevresimleri değiştirin. Hatta, bilgisayarınızın tozunu alın. O sırada aklınıza mutlaka iyi bir fikir gelecektir.

2- Okur düşündüğünüzden daha uyanıktır. Değişik hikâye anlatma biçimleri denemekten ve zamansal kaymalar yaratmaktan korkmayın. Genç okurlar birçok kitaba mesafeli yaklaşırlar. (Bugünün okurları daha aptal olduklarından değil, tam tersine.) Filmler bizi hikâye anlatma sanatı hakkında çok fazla deneyimli ve bilgi sahibi kılmıştır. Bu yüzden okuru (seyirciyi) şaşırtmak her zamankinden zor hale gelmiştir.

3- Aklınızdaki sahneyi yazmadan önce iyice kafa yorun ve bu sahnenin amacının ne olduğunu bildiğinizden emin olun. Bu sahne için, ondan önce gelen sahnelerde nasıl bir hazırlık yaptınız ve bu sahne, kendinden sonra gelecek sahneler için ne hazırlıyor, düşünün. Bu sahne tek başına hikâyeyi ilerletebilecek mi? Aklınıza gelenleri not alın. Ve ancak, sahnenin iskeletini oluşturduğunuzda onu yazmaya başlayın. Tozlu bilgisayarınıza henüz aklınızda hiçbir şey yokken yaklaşmayın bile. Ve asla, okurunuzu içinde hiçbir şeyin olmadığı, sıkıcı bir sahneyi okumaya mahkum etmeyin.

Haunted | Chuck Palahniuk4- Kendinizi şaşırtın. Hikâyeyi sizi şaşırtan, heyecanlandıran bir yere götürürseniz (ya da hikâye sizi oraya götürürse) okuru da şaşırtabilirsiniz demektir. İyi planlanmış sürprizleri siz algılıyorsanız, okurunuz da algılayacaktır.

5- Tıkandığınızda en başa dönün ve "gizli silah" olarak kullanabileceğiniz detaylar ya da unutulmuş, önemsiz yan karakterler arayın. Bunlar hikâyenizi (ve sizi) son anda kurtarabilirler.

6- Yazma işini her hafta parti vermek (ya da atöyle çalışması yapmak) için bahane olarak kullanın. Yazıya değer veren, yazan insanlarla birlikte geçirdiğiniz saatler, tek başınıza yazı yazarak geçirdiğiniz saatleri dengelesin. Yazmayı, insanlarla bir arada olmak için, yalnız kalmamak için kullanın, bu sizin ödülünüz olsun. Kitabınız basılsa ve başka ödüller alsanız bile, yaşamınızın sonuna geldiğinizde yalnız geçirdiğiniz saatleri değil, bu partileri hatırlayacaksınız.

7- Kendinizi bilinmezliğin akışına bırakın. Hikâyenin şekillenmesi için ne kadar zaman geçerse, ortaya o kadar iyi bir iş çıkar. Kitabı bitirmek için acele etmeyin. Kendinizi zorlamayın. Tek bildiğiniz, bir sonraki sahnede ne yazacağınız olsun, başka bir şey değil. Baştan sona her şeyi bilirseniz çok sıkılırsınız.

8- Hikâyenin içinde sıkışıp kalmışsanız ve özgür hissetmeye ihtiyacınız varsa, karakterlerin isimlerini değiştirin. Karakterler gerçek değildir. Ve onlar, kesinlikle siz değilsiniz. İsimlerini değiştirerek onlara karşı daha mesafeli durabilirsiniz, ve bu, size onlara istediğiniz gibi işkence etme özgürlüğü verir. Daha da iyisi, hikâyenin akışı için gerekli değilse, bazı karaklerleri silip atabilirsiniz bile.

9- Üç yol vardır: Tasvir etmek (…güneş tepeden yükseliyordu…), öğretici olmak (…koşma! Yürü!…) ve dışavurmak (Aaah!). Çoğu yazar bunlardan yalnızca birini kullanarak yazar. Üçünü birden kullanın, birbirine karıştırın, oynayın, çünkü çoğu insan böyle konuşur.

10- Okumak istediğiniz kitabı yazın.

11- Henüz gençken en "yazar" halinizle fotoğraf çektirin ve bu fotoğrafların negatiflerini ve teliflerini alın.

12- Sizi gerçekten etkileyen ve üzen meseleler hakkında yazın. Bir tek onlar yazılmaya değerdir çünkü. Hayat, sizinle hiçbir kişisel bağı olmayan hikâyeler uydurmakla harcanamayacak kadar kısa.

13- Son olarak, tavsiye yerine küçük bir hikâye: Yılbaşı öncesi bir kafede, içerideki müşteriler kahvelerini yudumlarken, dışarıda, bir adam, kafenin camına süslemeler çiziyor. Mola verip de elindeki karton bardaktan içtiğinde, müşterilerden biri ona acıyarak bakıyor. Bu müşteri, adamın muhtemelen başarısız bir sanatçı olduğunu, içtiği şeyin muhtemelen viski olduğunu, evinde muhtemelen yüzlerce satılmamış resminin bulunduğunu ve para kazanmak için vitrin boyamak zorunda kaldığını söylüyor. O sırada gelen garson ise vitrindeki renkli süslemeleri görünce bir sevinç çığlığı atıyor ve imrenerek içini çekiyor. Ve işi bitince, adam birden ortadan kayboluyor. Bir başarısızlık abidesi ya da bir kahraman… sonunda, geriye kalan sadece işi oluyor.

Not: Daha fazlası için, http://chuckpalahniuk.net/ sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Sayı: 33, Yayın tarihi: 17/12/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics