MaviMelek
"Usandırıcı teklik. Bıktırıcı dönenme. Çocuksun! Büyüksü, bilgicimsi soğukluğunla olur şey değilsin sevgilim." - "Yaşamasız" / Vüs'at O. Bener

[Öykü]"Masal Olmayan Bir Masal - Kurbağa Prenses" | Arzu Eylem

Kurbağa Prenses | Onur Saylam

"HER ÖPÜCÜKTE DAHA BİR KENDİLERİ OLMUŞLAR"

Bir kız çocuğu… Saçları belinde, elleri yanında, başı önünde, gözü yukarılarda gezermiş. Geceleri, annesinin anlattığı masalları dinler, fakat hiçbirini beğenmezmiş. Sıkıldığı için parmaklarının ucuna basa basa masalın içinden geçip, kendi masalına uzanacağı sırada, annesinin sesi, denizin kıyıya seslenip dalgaları geri çağırması gibi, onu yeniden kelimelerinin arasına alırmış. Anlamış sonunda. Bu masalların çıkış kapısı yokmuş. Yaptığı kaçamaklar yanına kâr kalmış ama, yine bildik sonlar zafer kazanmış.

Bir gün dayanamayıp annesine kendi sonlarından bahsetmiş. Annesi kızmış: "Bu masallar geçmişten günümüze böyle geldi, sonunu değiştiremezsin. Olduğu gibi kabul etmelisin" demiş.

Bütün hayalleri ufalanıp yere dökülmüş. "Annemin bir bildiği olmalı" demiş, durumu zamanla kabullenmiş. Bir gün sıra prenslerle ilgili masallara gelmiş. Çünkü her prenses gibi o da günün birinde evlenecekmiş. Öyleyse bir prensin karşısında nasıl davranması gerektiğini öğrenmeliymiş. Annesini can kulağıyla dinliyor, fakat tarif ettiği prensleri bir türlü beyninde canlı hale getiremiyormuş. Prenseslerle bir sorunu yokmuş, onlar zaten her masalda bekleyen, naif, pek konuşmayan, kusursuz güzellikte kızlarmış. Kendisini pekâlâ onların yerine koyarak masala bir yerinden ortak olabiliyormuş. Prensler mevzu bahis olduğunda, bu hiç de kolay değilmiş. Ne vakit bir prens canlandırmaya kalksa zihninde, en yakından tanıdığı sıra arkadaşı yüzünde sivilceleri, her geçen gün kalınlaşan sesiyle önünde diz çöküyor, kendisine masallardaki iltifatları sıralıyormuş. Dayanamayıp tasavvurunu annesine açmış.
— Anne, prenslerin de sivilceleri olur değil mi?
Annesi bu düşünceye şiddetle karşı çıkmış.
— Prensler kusursuzdur kızım. Öyle yakışıklı ve kültürlüdürler ki, karşı karşıya geldiğinde bunu anlarsın.
— Peki, anne babam da bir prens mi? Öyleyse geçen gün sana niye bağırdı?
Kadıncağız bu pabuç dilli kıza ne diyeceğini bilememiş.
— Hayır, kızım, nereden çıkarıyorsun bunları, o bana şarkı söylüyordu. Tabii ki baban da bir prens…

Gün gelmiş, prenses büyümüş. Çevresinde hayranlık uyandıran bir güzelliğin yanı sıra, mütevazı ve iyi huylu bir kadın olmuş. Prensini bulma vakti gelmiş. Annesinin anlattıklarından yola çıkarak, prensleri beyaz atın üzerinde hayal etmeye başlamış. Külkedisi'ni zalim üvey annesinden kurtaran, uyuyan güzeli kapatıldığı yerden çıkaran, pamuk prensesi öperek dirilten hep bu prenslermiş. İşte böyle bir kahraman kendisini bir gün bulacak, önünde diz çökerek aşkını ilan edecekmiş.

Etrafına bakına bakına gezmiş yeryüzünde. Beklediği gibi birini görememiş hiçbir yerde. Saklanıyor muymuş bu muhteşem adamlar? Yoksa yanlış yerde mi arıyormuş onları. Hayır, yanlış olan zamanmış. Bekleye bekleye, beklemenin kendisi olmuş. Dünyaya gözlerini yumup öğretilen sonu düşünmüş, dilek bahçesine her gün bir dua daha eklemiş. Her gece balkona çıkıp, yıldızlarla konuşmuş, ayın haline göre fallar bakmış. Kimi zaman gözünü yoldan ayırmayıp prensin atıyla göründüğü, buğulu ve gür sesiyle ona serenat yaptığı sahneler kurmuş. Böyle zamanlarda da kendisini en çok Rapunzel'e yakın hissetmiş.

Umutlarını beklettikçe, mutsuzluk boş kalan yeri doldurmuş. Ve bir gün masalları bir yerlerde unutmuş. Bir gece balkona da çıkmamış. Odasında kâh oturup kâh turlayarak çıkış yolu aramış. Aniden kütüphane raflarında duran bir kitabı fark etmiş. Annesi ona daha önce bu masaldan hiç bahsetmemiş. Masalın adı, "Alice Harikalar Diyarında" imiş. Eli zihninden daha meraklı olmalıymış ki, önce davranıp hemen kitabın sayfalarını karıştırmaya başlamış. İlginçmiş. Bu masalda ne prens ne de prenses varmış. İnsanı, düşlerin üstünden atlatıp, bilmediği yerlere sürükleyen; yaşamın umulmadık sırlarına götüren, mümkün olmayanı bile mümkün kılan bu masalı okudukça, hayat zihninde bir gösteriye dönüşmüş. Alice'in ablasına söylediği sözler bir zamanlar onun annesine anlatmaya çalıştıklarıymış: "Zihnimi, içinde resim bulunmayan bir kitaba nasıl verebilirim" diyen Alice, tüm duygularının tercümanı olmuş. O da anlatılanları kafasında canlandıramadığı, bir türlü hayatla bağdaştıramadığı için sıkıntı yaşamıyor muymuş? Böylece başka bir masal kahramanı onu yalnızlığından uzaklaştırmayı başarmış. Sanki bu küçük kız onun düşünüp de dile getirmeye çekindiklerini dönüp yüzüne haykırmaktaymış. Sadece "benim dünyam saçma olmalı" dediği için Alice'le tartışmış. Çünkü ona göre dünya zaten yeterince saçmaymış. Elinde tuttuğu kitap onu beyaz tavşanla da tanıştırmış. Bundan böyle onu takip etmeli, gerekirse pek çok tünelden geçmeli, hayatın her bir saniyesinden zevk almalıymış.

Yıllardır beklediği yerden bir anda uzaklaşmış. Olan bitenin içinden hızla çıkıp gitmiş. Bundan böyle iğne deliğinden geçecek; kapı, pencere dinlemeyecek kadar sadeleşecekmiş. Hayatın görmediği, bilmediği harikalarını bulmak üzere keşfe çıkmış. Islanıp ıslanıp kurumuş. Hiçbir şeyi ertelememiş, tüm saatleri kendine göre ayarlamış.

Böylece yeni bir masal yazmaya başlamış. Bilmenin ve keşfetmenin dünyasında su gibi akmış, hiçbir şeyin üzerinde çok uzun süre durmamış. Fakat tanık oldukları, annesinin masallarından o kadar uzak ve de dramatikmiş ki, her seferinde adını ‘harika' koyduğu dünyası şiddetli depremlerle sarsılıyormuş. Masal her geçen gün kalabalıklaşıyor; elini, burnunu, gözünü, dilini kapan geliyormuş. Eller, gözler, diller, burunlar bir olmuş, ona dava açmışlar. Mahkeme salonuna giren hâkim, "önce hüküm, sonra karar" diyerek, masalını orta yerinden yırtmış. "Fikirlerinden koparın, sonra da doğmama gününü kutlayalım" diye kahkahalar atmış. Herkes dört bir koldan alkış tutmuş. Kendisini ne kadar savunmaya çalışırsa çalışsın, anlatamamış. Bir çırpıda suratına vurulan kararlar çelişki olup derinlerinde bir yerlere yerleşmiş.
Etrafındaki hâkimler, savcılar arttıkça içinde bir yer kanamaya başlamış. Annesinin sesi kulağına yerleşmiş, onu ha bire dürtmeye başlamış.

"Sen prensessin ve her prensese bir prens gerek, zaman geçiyor, elini çabuk tut"

Bir anda "geç kaldım, geç kaldım" diyerek telaşa kapılmaya başlamış. Masallar masallara, sesler seslere karışmış, berrak olan her şey bulanıklaşmış. Annesinin masallarını terk ettiği için pişman olmuş. Çıkınca bir kez düşlerin üstüne, kendine ait bir masal yazmaya başlayınca geri dönmek ne de zormuş. Dönüş yolunda tüm bildiklerini, yaşadıklarını, hissettiklerini, içinde doğan arzuları unutabilecek miymiş? Sınırları kalınca çizilmiş resimlerde kendisine yer bulabilecek miymiş? Bunları anlatmaya kalkıştığı her vakit, rüyalarının tek tanığı olduğundan kimse onu anlamayacakmış. Öyleyse gözleri kör, kulakları sağır ve dili lal olmalı, masallardaki prensesler gibi çok fazla konuşmamalı, söz hakkını ve masalın seyrini prenslere bırakmalıymış. Onca yoldan sonra kendisini başladığı yerde, balkonunda, saçlarını uzatıp bekleyen Rapunzel olarak bulmuş. Hayat bir oyun sahnesiymiş. O da rolünü değiştirmeye, yeniden prensini beklemeye karar vermiş. Prensegemen toplumda çaresiz başka bir çıkış görememiş.

Ne zaman ki boyun eğmiş, etrafını eş adayları kuşatmış. İlk bakışta gördüğü tüm yanlışların üstünü örtmüş, sözlerin altından kat kat manalar üretmiş. Yürüyerek gelen prenslerin, atlarını kapıya bağladıklarına kanaat getirmiş. Yüreğini alıp götürecek sihri, ilk öpücükten sonrasına sakladıklarını düşünmüş. Kendi masalını feda ettiği adamların dünyasına hiç sorgusuz ortak olmuş. Ne zaman bir terslik olduğunu sansa, içine bir kurt düşse, annesinin sesi diye bildiği iç ses haykırırmış: "Bir prenses prensini mutlu etmek için yaşar, sus ve kabullen." Kabullenmezse pes etmiş, becerememiş, uyumsuz olacakmış. Bunu göze alabilir miymiş? Sanki pek çok ağız bir araya gelmiş de çaresizlik adlı şarkıyı söylüyormuş. İtiraz etse, koroyu bozan çatlak sesi yüzünden, müzik hayatına son verilen bir şarkıcı gibi yapayalnız kalacakmış. Bu sığlığı sineye çektikçe kendini unutmuş. Mutluluk adına, çelişkilerinden soyunmak adına her seferinde başka bir mutsuz masala imza atmış. Öyle ki kalbine, bedenine el koyan prensler, ilk öpücükten sonra kurbağa oluyorlarmış. Aynı zamanda tersi geçerli masalda, kurbağa cinsine de hakaret edildiğini de anlamış.

Masallara uyduramadığı hayat, çoğalan acılarla geçip gitmekteymiş. Bir zaman sonra içine kaçtığı yerde de saklanamaz olmuş. Günler kavgalarla, bağrışmalarla, karşılıklı suçlamalarla geçmeye başlamış. Artık masalların, kavuşma sonrasındaki bölümlerini öğrenmeye başlamış. "Hayat boyu mutlu yaşadılar" ile biten sayfaların devamını yazmaktaymış, yaşayarak.

Meğer prensini içeri almak için saçını uzatan Rapunzel, saçı uzun aklı kısa olmakla suçlanmış. Uyuyan Güzel, bir anlık uyanmanın ardından, ömür boyu uyutulmuş. Pamuk Prenses, zehirli elmanın etkisi geçince, yıllarca yedi cücelerle yaşadığı için prensin kıskançlık krizlerine maruz kalmış. Külkedisi'nin giydiği pabuç prensin talepleriymiş. Ayağına küçük gelse de, yürürken sıksa da, inatla giymeye devam ediyor, çıplak ayakla yürümeyi aklına bile getirmiyormuş. Anlaşılmış ki, masalların büyülü öpücüğünün etkisi geçtikten sonra, prenseslerin hepsi Külkedisi'ne dönüşüyormuş. "MUTLU YAŞADILAR!" diye haykıran ses, diğer sesleri susturmak içinmiş.

Yazıkmış. Kendisi gibi kaç kadın, prenses olmak için kusursuz olmaya çabalamış. İç güzelliklerini aynaların karşısında harcamış. Bedenlerini olmadık işkencelerden geçirmiş. Yine de hiçbiri mutlu bir son görememiş. Mutsuz olan prensesler, prensleri nasıl mutlu edebilirlermiş? Olmamış. Herkes Kaf Dağı'nın tepesinden yuvarlanıp düşmüş… "Ayna ayna söyle bana" ile çıkmışlar yola, aynalara küskün tamamlamışlar yolu. Yaşamı kusurlarıyla kabullenememişler. Güzelin kusurlu olduğunu sezememişler. Sevgiyi ve emeği anlatan masalları görmezden gelmişler. Onlar rafların ardında kalmış.

O da, çaresizliğini tek çare bilmiş, her şeyi arkasında bırakmaya karar vermiş. Eğer biraz daha kalırsa çevresi kurbağaya dönüşen prenslerden geçilmeyecekmiş.

Yazdığı masalına boş ve temiz bir sayfa açmış. Kendi halinde, beklentisiz bir hayat kurmuş. Yıllardır özlem duyduğu huzurlu günlerine kavuşmuş. Adına aşk denilen duyguyu bir insana bahşetmektense, her bir canlıya özenle dağıtmış. Yaşadıklarından dolayı kimseyi suçlamamış, kin beslememiş. Eğer bir suçlu varsa o da şu masallarmış. Masal dediğin masal kalmalı, gerçeğe giydirilmemeli, daha da ötesi yaratıcılığı ateşlemeliymiş. Yel değirmenlerini düşman sanıp savaşan Don Kişot gibi, alçakgönüllü olmalıymış kahramanları. Kusursuz, insan ötesi kahramanlara bu hayatta hiç ihtiyaç yokmuş.

Çevirdiği sayfalar hızla ilerlemeye başlamış. Gün olmuş, an gelmiş, hiç beklemediği bir gün yolu bir adamla kesişmiş. Kendisi nasıl prensesliği reddetmişse, o da prens olmayı reddetmiş. Sohbetlerinin birinde adama, prens ve prensesler hakkında ne düşündüğünü sormuş. Adam, "ben olsam olsam kurbağa olurum" demiş. Bunu duyan prenses şaşkın ve sevinçli gülümsemiş. Ruhunu ele geçiren anlayış, içini ısıtan şefkat, gözlerine dalan olgun bakış onu yavaş yavaş aşka düşürmeye başlamış. Bu kez hissettikleri farklıymış, sahiciymiş. Vücudundaki her hücre yoğun bir etki altındaymış ama, adına büyü denilen ruh hali ile açıklanamazmış. Çünkü gözleri görüyor, kulakları duyuyor, ayakları yere basıyor ama güzel bir şarkının eşliğinde dans edercesine masalını adamın kollarını bırakıyormuş. O kolların sarılmaktan başka bir eyleminin olmayacağına neredeyse tamamen eminmiş. Bir tek hâlâ kafasında olanı biteni sürekli tartışması canını sıkıyormuş. Üstüne yapışan prenseslikten tamamen sıyrılamıyormuş. Ve bir gün nihayet adam prensesi öpmüş. Prenses bir anda kurbağaya dönüşmüş. Her öpücükte daha bir kendileri olmuşlar. O güne değinki sıfatlarını, isimlerini bir bir çıkarmışlar üstlerinden. Sonuçta kurbağalar prens ve prensesleri yenmişler. Hangi cadı, hangi kral gelirse gelsin bu gerçeği değiştiremezmiş. Bundan böyle kral çıplak, aynalar dürüst ve elmalar zehirsizmiş. İki kişilik ülkelerinde, huzurla ve aşkla yaşayıp gitmişler.
~~~

Sayı: 47, Yayın tarihi: 07/07/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics