MaviMelek
Hermes Kitap
"… olduğumca, oturuyordum oralarda, dinlemek minlemek, beni ille de bi nenlerle ilgili sanmak nedendi?" - "Yatak" / Leylâ Erbil

[Editör'den] "Anlatının Sınırlarını Kurcalayan Bir Yazar: Leylâ Erbil" | Hasan Uygun

Leylâ Erbil

"VARLIĞIYLA BİR BÜTÜNDÜR ONUN İÇİN İNSAN"

“Oyuntuma gömüldüm. Kuş gelmiş gazete okuyordu. “Senin elinde” dedi, “istersen…” “Ben de öyle sanıyordum” dedim. Sol yarımın saçlarına tünedi. Yumuşak, sıcacık tünedi saçlarıma KUŞ. Uyuduk. Nuh ne güzel esmerdi.”*

Anlatma aracı olageldiği gibi, edebiyat aynı zamanda insanı anlama aracıdır da. İnsanı anlamak söz konusu olduğunda ise, bugüne kadar bu işe soyunan; başta felsefeciler, sosyologlar, psikologlar ve psikiyatrlar olmak üzere tüm sosyal bilimciler hep insanı bir bilimin konusu olarak incelediler. Uyumsuzluğuna, kural tanımazlığına ya da itaatkârlığına, hatta bencilliğine insanın, makul yanıtlar bulmaya çalıştılar. Ancak her anlama çabası bilimcilerin, bir tanımlamayı da beraberinde getirdiği için, ister istemez dar bir alana da sıkıştırıyorlar insanı.

Pasif, depresif, şizofren, fobik, melankolik, psikopat ya da ana kuzusu; inançlı, inançsız, gerici, ilerici, solcu ya da sağcı… Oysa insan bir tanıma sığamayacak kadar çetrefil bir varlık; saydıklarımızın tümü olabileceği gibi, hiçbiri de olmayıp yine kendine münhasır tarafını ortaya koyabiliyor.

Edebiyat insanı bilimciler gibi anlamaya çalışmaz. Onu etiketlemez. Kararı okura bırakır. Onun sesi, rengi olmaya soyunur. Tüm ruhsal ve bedensel varlığıyla, çırılçıplak bırakır insanı. Onu en olağan haliyle görmemizi, anlamamızı ve kendi kararımızı kendimizin vermesini sağlar.

İnsanı anlamaya çalışan günümüz büyük edebiyatçıların başında gelir Leylâ Erbil. Öykülerini anlattığı karakterlerin iç dünyalarına derinlemesine nüfuz eder. Beyin kıvrımlarında dolaşır adeta. Ve oradan çekip kopardıklarını paylaşır okurlarıyla. Bu yüzden onların ifade biçimlerini, anlatım dilini tercih eder. Kopuk kopuk ya da yığın halinde, geldikleri sırayla, bilincin ardındakini kurcalayarak, ama tüm savrukluğuyla insanın duygularını çarpıştırıyor Leylâ Erbil öykülerinde.

Cüce | Mustafa Horasan

Duygusu, düşüncesi, eylemleri ve varlığıyla bir bütündür onun için insan. Ne bir yanını eksik bırakır ne de abartır. Yapmacıklıktan uzaktır onun cümleleri. İnandırıcı olmak için zorlamaz. Öykü kahramanlarına mizansen hazırlamaz. Kahramanlarını okurun duymak isteyeceği gibi de konuşturmaz. Alışılmış öykü yazımını zorlayarak, öykünün sınırlarını da kurcalar.

İlk öyküsünden (“Uğraşsız”, Dost Dergisi, 1956) itibaren büyük bir özgüvenle kendi dilini yarattı Leylâ Erbil. Dönem olarak içinde bulunduğu edebiyat atmosferinden, hâkim dil kurallarından ve anlatım geleneğinden etkilenmeden kendi biçimi ve biçemini yarattı. Dildeki ve anlatım biçemindeki avangard tutumu, beraberinde ödül mekanizmasını da reddetmesini getirdi. Kendisine verilen onur ödülleri dışında kitapları hiçbir ödüle katılmadı.

1931 yılında İstanbul'da doğan Erbil, Kadıköy Kız Lisesi'nde (1950) ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili Edebiyatı'nda okudu. İskandinav Hava Yolları (1953-55), Ankara Devlet Su İşleri (1956-57) başta olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşlarda, sekreter, çevirmen, daktilo memuru olarak çalıştı. Türkiye İşçi Partisi'nin Sanat Kültür Bürosu'nda görev aldı.

Dost'taki ilk öyküsünün ardından Yeni Ufuklar, Yeditepe, Ataç, Papirüs, Yelken gibi dergilerde öykü ve yazılarıyla görünen Erbil'in ilk öykü kitabı Hallaç, 1960 yılında yayımlandı. Hallaç; Leylâ Erbil'in kendi yazım kurallarını da ilan ettiği bir manifesto gibidir. Daha ilk kitabından itibaren dönemin hâkim edebiyat söylemini reddetti; popülerliğin ayartıcı tuzağına düşmedi.
Roman, öykü ve denemelerinde Ortodoks Marksçıların karşısında yer aldı.

Hallaç'ın ardından Gecede (1968) ve Eski Sevgili (1977) adlı öykü kitapları; Tuhaf Bir Kadın (1971), Karanlığın Günü (1985), Mektup Aşkları (1988), Cüce (2002) ve Üç Başlı Ejderha (2005) adlı romanları ile Zihin Kuşları (1998) adlı deneme kitabı yanı sıra Tezer Özlü'den Leyla Erbil'e Mektuplar (1995) adlı “yaşantı” metni de yayımlanan Erbil'in, 2009 itibariyle yeni bir kitabının müjdesini daha verdiğini söylemeliyim. Uzun aralıklarla eser veren bir yazar olan Leylâ Erbil, geçtiğimiz günlerde (28.03.09) Galapera Sanat'ta Kör Fotoğrafçılar Projesi kapsamında gerçekleştirilen söyleşide okurlarının sorularını yanıtlarken verdi bu güzel haberi.

Bu söyleşinin izleyicilerinden dergimiz yazarı Tuğçe Ayteş, söyleşi konusu olan Üç Başlı Ejderha kitabı bağlamında izlenim notlarını aktardı bu sayımızda.

Leylâ ErbilGece'de isimli kitabından izniyle yayına aldığımız “Ölü” isimli öyküsüyle Leylâ Erbil ise, bu sayımızın onur konuğu.

Öykücü Feryal Tilmaç'ın “Ser Cücesi” başlık denemesi, Erbil'in Cüce isimli romanı üzerine. Yine Erbil'in Cüce'sine bir gönderme olan “Serzeniş” isimli öyküsüyle Feryal Tilmaç bu sayımızda iki kez konuğumuz oluyor. Geçtiğimiz günlerde açıklandığı üzere, Feryal Tilmaç, 2009 Sait Faik Hikâye Armağanı'nın sahibi de oldu. MaviMelek ailesi adına kutluyorum kendisini.

Usta Öykücü Jale Sancak'ın bu sayımızda ilk kez yayınlanan “Tersten Okunduğunda” isimli öyküsü üç kişilik bir ilişki üzerine. Bilinç akışının karanlık koridorlarında, bir ada hikâyesinde çarpıştırıyor kahramanlarını Sancak.

37. sayımızda yazı kategorilerimizde de bir yenilik oldu. “Sinema-Müzik” kategorisi altında, Emre Karacaoğlu ve Hikmet Temel Akarsu sinema müzik ilişkisini irdeliyorlar yeni yazılarında. Bu sayıdaki ilk yazıları ise, yönetmen David Lynch ile film müziği besteci Angelo Badalementi birlikteliği üzerine.

Başta Leylâ Erbil, Jale Sancak ve Feryal Tilmaç'ın öyküleri olmak üzere, bu sayımızda da yayınlan yazılara çizdiği orijinal illüstrasyonlarıyla Kara Çizme dergimizi renklendirmeye devam ediyor. Resimli bir edebiyat dergisi olmak yolunda, MaviMelek'e katkılarından ötürü kendisine özel olarak teşekkürlerimi yolluyorum.

37. sayımızı da Leylâ Erbil'e ithaf etmek istedik. Türkçe edebiyatın bu usta isminin, edebiyattaki avangard tutumumun tüm genç yazarlara örnek olması dileğiyle.

~~~

*Leyla Erbil, “Yatak” (1959); Hallaç (1961).

Sayı: 37, Yayın tarihi: 10/05/2009
hasan@mavimelek.com

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics