MaviMelek Edebiyat
Hermes Kitap
"bu eşiği buradan olduğu gibi çıkarıp mezarıma dikseler,,, isterim isterim,,, ölünce,,, tam bir heykel,,," Üç Başlı Ejderha | Leylâ Erbil

[Gündem]"Üç Başlı Ejderha – Leylâ Erbil Söyleşisi" | Tuğçe Ayteş

Nalan Barbarosoğlu

"YÜZLEŞME KENDİNLE
HESAPLAŞMAYLA BAŞLAR"

“Zile basışından geldiğini anlarım,,, sık gelmez yılda birkaç kez,,, unutacakken onu,,, tıka basa roman dolu sanki,,, sanki boşaltmaya hazır yazamadıklarının zehrini,,, yazar değil kendisi,,, helecan,,, ya değilsem evde,,, bir seferinde döndüğümde bakkaldan,,, eşiğe oturmuş bekliyordu beni,,, zeytin ekmek almıştım,,, çay yaptım,,, ilk kez görmüş gibi yedi yuttu zeytinleri,,, zavallı yavrum Alamanya'da yok mu zeytin,,, kapılara sığmayan koca bir adam oldu şimdi,,, en küçüğümle eşti,,, ilk cümlesi önemlidir,,, sonunu bilmediğim bir ilk cümle fırlatır ortaya,,, 'Böylece o hayata bir süre daha dayanma gücü elde ediyorum'…" (s. 13)
Kör Fotoğrafçılar Projesi kapsamında Leylâ Erbil'le bir söyleşi gerçekleştirdi,,, geldiğinde Galapera'da adım atacak yer kalmamıştı,,, her köşe onu görmek isteyenlerle dolup taşmıştı,,, söyleşiye başlamadan önce herkese tek tek baktı,,, bir insanın gözleri sevinçten nasıl da parlarmış,,, ben orada gördüm,, bir ara göz göze geldik,,, gülümsedi,,, gülümsedim,,, az okuduğunu söyleyen,,, az okunduğunu düşünen bir yazar,,, ama o gün fikri değişmiştir belki,,, bence o gün,,, onun en mutlu günlerindendi,,,

Leylâ Erbil'in yanında,,, kendisi gibi yazar olan arkadaşı Tülin Tankut da vardı,,, Üç Başlı Ejderha için,,, "şiirsel, son derece güzel bir metin, artistik, estetik okumayı hak eden bir metin" diyor,,,
Söyleşinin sunucusu Nalan Barbarosoğlu, Tülin Hanım'a hak veriyor,,, "hakkında ne söylense az, Türk edebiyatının soy yazarları"ndan,,, İlk kitabı Hallaç,,, ama ondan önce de dergilere yazılar yazmış,,, Nalan Barbarosoğlu devam ediyor,,, "Hallaç'tan sonra kendine özgü dilini, algılamasını getirdi… Kendinden önceki kuşağı etkilemiş ve hâlâ etkileyen yazarlarımızdan biri… Edebiyat, edebiyatın 'felsefesi' üzerine de düşünce üreten… çok üretken yazarlarımızdan birisi. Her zaman başka bakış açısıyla çıkan… bizi şaşırtan… birkaç yazıda toparlayabileceğimiz bir yazar değil"…
Söyleşi ağırlıklı olarak Üç Başlı Ejderha üzerine,,, Leylâ Erbil'in son kitabı,,, (yeni bir kitabı da yayıma hazırlanıyormuş),,, "toplumsal bellek, unutmak, unutmamak üzerinde çok duran bir kitap… Bu belleğin, yaşantıların paylaşılmasında anlatıcının da sorularının olduğu bir kitap. O soruları bizle paylaşarak bizi de bu konuda düşünmeye yönlendiriyor. Kitabın paylaşıcısı bu paylaşımdan çok da umutlu değil… Paylaşmak istemiyor yaşadıklarından ötürü. Bunu sürü toplumuna bağlıyor. Sürü toplumunda ne söylesem az diyen bir tavrı var,,," Nalan Barbarosoğlu, Leylâ Erbil'in kendisinin de,,, anlatıcı gibi,,, başkalarının bizi anlamasının zor olduğunu düşünüp düşünmediğini soruyor,,,
"kara gözlüklerimi takarım,,, kumral peruğum başımda sakin,,, tanıdık bildik çıkarsa,,, onlardan çok korkarım,,, kimseyle konuşmak istemem geçmişi,,," (s. 15)
"Evet tabii. Bir kere bir yazarı anlamanın çok zor olduğunu düşünüyorum. Ne kadar sevseler de bir insanın da bütünüyle anlaşılmasının çok zor olduğunu düşünüyorum. Yazar da paylaşmak istediği düşünceleri [belleği]. Bu belleğin herkeste aynen, aynı bilinçle… aynı deneyimlerle yaşandığını sanmıyorum. Edebiyat bir açıdan bize… yaşanan deneyimleri başkasına aktarıyoruz. Ama bu aktardığımız kişiler kimlerdir? Orada ne ölçüde kabul görüyor, ne ölçüde reddediliyor, bunları bilemeyiz… en zor şey de budur,,,"
Bu düşünce bana solipsizmi (tekbencilik) anımsatıyor,,, bu görüşe göre,,, düşünüyoruz, o halde varız,,, ama başkalarının benlikleri öyle değil,,, var olduklarından emin olamayız,,, bizim zihnimizin bir oyunu bile olabilir,,, buna istinaden anlaşılmak bir yana,,, anlatmak bile aslında imkânsıza kürek çekmek,,, bu noktada şu soru gelebilir akıllara,,, o zaman anlaşılmak, okurlar için yazmak mı,,, anlatmak, kendi için yazmak mı,,,
"Ben çok ortalama bir okur için yazdığımı düşünmüyorum… Ben kendimi anlatmak istiyorum. Benim anlatmak istediğim şeyler hangi okurun süzgecinden geçebilir? Bu benim için her zaman problem olmuştur. Ama ben burada bir seçim yaptım. Okura taviz vermeden, kendimi yetiştirmekte, geldiğim yerden onlar için vazgeçmemekte direndim. Kitaplarımın satmaması, eleştirmenlerle karşılaştığım güçlükler buralardan kaynaklanıyor."
Nalan Barbarosoğlu Leylâ Erbil'in,,, "soyut bir düzlemde" yazmasına rağmen,,, böyle bir paylaşıma inandığını düşünüyor,,, çünkü Leylâ Hanım bizzat yazıyor,,,
"karşılıklı olduğu kadar. Ne kadar algılanıyorsa o kadar. Bunu zorlamıyorum… Taviz vermiyorum, ödüllere katılmıyorum, televizyonlara çıkmıyorum, çok az röportaj yapıyorum… Orada çok zor bir nokta var, okura yaranmak gibi geliyor bana… Her dönemde edebiyat zevkleri de değişiyor, okuru da değişiyor… bakış açısı da değişiyor. Her dönemde bazı yazarlar tanıyorum bukalemun gibi değişiyorlar… bu duruma girmemek için diretmeye çalışıyorum, sonuna kadar bunu yapmak isterim,,,"
"tanır eşik beni,,, ben de onu,,, oyulmuştur ortası hafifçe,,, çok estetik bir eğim oluşmuştur,,, çiğnene çiğnene yüz yıldır,,, delinmek üzere neredeyse,,, ortası,,, röntgenci deliği gibi,,, bu eşiği buradan olduğu gibi çıkarıp mezarıma dikseler,,, isterim isterim,,, ölünce,,,, tam bir heykel,,, vasiyetime bunu koymayı unutmamalıyım,,," (s. 16)
Sonra katılımcılardan Civan, eser hakkındaki övgülerini anlatıyor,,, Leylâ Erbil mutlu,,, anlatmak,,, anlaşılmak derken,,, böyle okunmuş olmak onu sevindiriyor,,, "Böyle okurlarım varsa sırtım yere gelmez," diyor,,, Nalan Barbarosoğlu da "Bizim her zaman gördüğümüz, baktığımız ve düşündüğümüz ve bizi etkileyen şeyleri Leylâ Erbil kaleminden okuduğumuz zaman farklı bir nitelik kazanıyor…" diye devam ediyor,,, Söyleşinin sonlarında yine katılımcılardan Sara Hanım da,,, her zaman gittiği,,, gezdiği,,, Yılanlı Sütun,,, Sultanahmet'i,,, farklı bir açıdan algıladığını belirtiyor,,,
Nalan Barbarosoğlu - Leylâ Erbil
Sait Faik de,,, betimlemeleri zengin bir öykü üstadı,,, Leylâ Erbil tanışma fırsatı bulmuş,,, "Sait Faik'i tanıdım ve sonra onu çok eleştirdim. Hayal ettiğim Sait Faik başkaydı, o başkaydı. Bu duygumu ona anlattığım zaman bana şey dedi: 'Bir yazarın yazdıktan sonra posası kalır, ona bakma' dedi… Nasıl yazdığım… pek zaten açıklanamaz. İnsan yaptığını anlatamıyor,,,"
Daha sonra katılımcılardan Levent de iki soru soruyor,,, ikincisi,,, kitabın anlatıcısının 12 Eylül'le birlikte bellek yitimi… "Bu toplum 12 Eylül'le yüzleşebilecek mi",,, "Eylül'den evvel toplumun kendinden önceki tarihlerle de yüzleşmesi gerekiyor. Şöyle ki orada Burmalı Sütun'u alışım Roma'ya götürüyor bizi… Üzerinde yaşadığımız toprakların tarihini bilmeyen, o tarihle yüzleşmeyen bir toplum ve onu inkâr eden her şeyi biz yaptık, her şeyi Osmanlı yaptı diyen vs vs geliyor ve 12 Eylül'de de ben böyle yaparım toplumu diyen bir yere getiriyor bizi,,,"
"başka kültür yaratması engellenmiş bir ulusuz çünkü,,, öteki dünya korkusuyla tutarız kendimizi,,, yalvarırlar bana,,, turistler,,, gözleriyle,,, kanlı tarihlerinden mi almışlar insanlık dersi,,, biz niye alamamışız,,," (s. 27)
birincisi Leylâ Hanım'ın kitabındaki virgüller ve parantez içlerinin,,, "özgün kullanımları dışında anlam ifade edip etmediği",,, "Başından beri söz dizimini değiştiren bir yazarım. Benim yazdığım şeyler yukarıdan verili bir gramere uygun değil. İnsanlar hasta, insanların hasta olduğuna inanıyorum, hepimizin sakatlanmış olarak yaşadığına inanıyorum ve bu bizim suçumuzdur diye söylemiyorum ama gerçeği böyle görüyorum. Hepimiz hastayız, bir yerimizden hastayız bir biçimde. Dolayısıyla bunu ne şekilde anlatabilirim ben? Bir normal insanın ne bileyim bize sunulu bir insan var, dikte edilmiş bir insan, bu insanı anlatırken siz noktalara, virgüllere, gramer kurallarına uyabilirsiniz. Ama benim anlattığım bu hasta insanlar. O hasta insanların o gramer kurallarından haberi bile yok. Şimdi ben bir şizofreni konuştururken nasıl olup da o şizofren virgülü buraya koyayım, noktalı virgül de buradadır falan diye düşünsün? Böyle bir şey yapamaz. Onun için onların gelişine göre işaretlerimi de değiştirmek zorunda kaldım… Elimden gelen kadar o kadar değiştirebildim. Elimden başka şeyler gelse hepsini değiştireceğim,,,"
Nalan Barbarosoğlu soruyor,,, "Yüzleşmekten bu kadar uzak bir toplumun… yüzleşmekle bir refleks geliştirmesi için neler yapması lazım,,," Leylâ Erbil yanıtlıyor,,, "[yüzleşmenin] pek çok metotları var dünyada. Budizm'e de kayıyor insanlar, kör inançlara da kapılıyor, dine de adıyor kendini, işte kurtulmaya çalışıyor. Bu dünyadan kurtuluş biçimleri, yüzleşme biçimleri değil. Yüzleşme kendinle hesaplaşmayla başlar… Bir insanın kendini terbiye edişi çok önemli, kendi kendini aşarak terbiye edişi, kendi olarak, kendini yakalayarak terbiye edişi. Artık bunu her insanın kendi huyuna suyuna göre becermesi gerekiyor. Burada reçete gibi bir şey yok."
"çekildim artık inime,,, pencerelerini örümcek ağıyla örttüğüm,,, unuttum yaşımı da,,, gençsin der içimden bir ses,,, paylaş birikimlerini,,, fıkırdayıp durur ikinci bellek,,, paylaşma,,, paylaşma bu sürü toplumuyla paylaşma sakın hiçbir şeyi,,," (s. 18)
"…Körleşme dedikleri zaman Canetti'nin Körleşme kitabı aklıma geliyor çünkü o, gören insanların bu toplumda nasıl körleştiklerini anlatıyor, bir toplumu nasıl çökerttiklerini, toplumun erdemlerini… nasıl sinsice yiyip çökerttiklerini anlatıyor. Bu gibi kitaplar çok var… şu sıralarda bir kitap furyası da var. Bunların içinden seçip de bizi biz yapan şeyler nedir bunları bulup okumamız da çok zorlaştı artık… 24 Ocak'la gelen o meşhur serbest piyasa ekonomisi bizi buralara kadar götürdü. Ben çok umutlu değilim,,,"
Katılımcılardan Bekir,,, Leylâ Hanım'ın neleri yazdığını,,, nelerden etkilendiğini,,, müzikle ilgili fikirlerini öğrenmek istiyor,,,
"Ben bir kentli yazarım… Ben bir destan yazamam. Ben bir Yaşar Kemal olamam hiçbir zaman… Benim sınırlarım, bir edebiyatçı ne kadar aşabiliyorsa o kadar aşılabilir. Ama bir köy romanı yazamam. Bir işçi romanı da yazamam. Çok iyi bilmediğim şeyleri yazamam. Müzikte de bulunduğum konum bakımından türkülerle büyümedim… Ruhi Su'dan başlayarak öğrendim. Onları severim. Ama daha çok Batı müziği dinledim. Annem alaturka Müzeyyen Senar'ları dinlerdi. Onlar da var kulağımda… Eşim iyi bir piyano çalıcısıdır. Bıktırana kadar çok çalmıştır yani. Her gün dinleyince bıkarsınız yani, böyle bir şey vardır. Bütün bunlardan kalma bir ritim duygusu… Müziğin insana verdiği özelliklerden bir kısmını kapmışımdır herhalde. O ve şiir… Şiirin de tutkunuyum. Birçok şair dilimde vardır yani. Dolayısıyla benim düzyazılarıma bunlar aktarılmıştır sanıyorum bir biçimde,,,"
Üç Başlı Ejderha | Leylâ Erbil"ama insandaki yaşama içgüdüsü beter bişey kızım,,, inan bana arsız yüzsüz ölümsüz bişey,,, uyduruyorsun her bahaneyi,,, ölmemek için,,," (s. 22)
Tam olarak anlaşılamasa da paylaşmaktan memnun,,, toplumun tarihiyle,,, kendisiyle yüzleşebileceğinden,,, bir devrim olacağından şüpheli,,, ama bence,,, Nietzsche kadar,,, umudun kötü olduğunu düşünmüyor,,,
"Umut insanda hiç bitmiyor. Ama bilinç yukardan bize bakıyor ve bize 'Sen yanlış yapıyorsun,' diyor. 'Öyle düşünme,' diyor. 'Karşında çok büyük güçler var… nasıl çıkacaksın bu işin içinden,' diyor. Böyle bir durum yaşıyorum yani… Bu bakımdan umutsuzum. Ama umudun ve umutsuzluğun şöyle bir yönü var; bir gün umulmadık bir yerden bir şey patlayıverir. İşte benim umudum o kadar,,,"
Sara Hanım,,, kitabın ikinci öyküsü "Bir Kötülük Denemesi"nin de çok etkisinde kalmış,,, Tanrıçay gibi bir adamın önce yüceltilip,,, sonra yerin dibine geçirilmesi,,, Leylâ Erbil,,, öykünün kurgusuyla eş bir şekilde,,, başta ve sonda,,, Foucault'dan alıntı yapmış (Alıntıyı aktarmıyorum),,, "gücün kül haline gelişi, o kadar büyük güçlerin kül haline getirilişi bir umut belki,,," diyor Leylâ Hanım.
Ve Nalan Barbarosoğlu son sorusunu soruyor,,, "Sizin için evrensel ortak insanlık hali ne ifade ediyor,,," Leylâ Hanım yine içtenlikle cevap veriyor,,, "Çok büyük bir şey ifade ediyor tabii. Yani bizim ütopyamız olan şeyi ifade ediyor… İnsanlığın eşitlik, özgürlük ve hürriyet üzerine kurulacağı bir günün ifadesi."
Söyleşi dolu dolu,,, salona sığamayıp çıkanlar kaçırıyor,,, Leylâ Erbil dile hâkim,,, yenilikçi,,, usta bir yazar olduğunu kanıtlamakla kalmıyor,,, ne kadar insan olduğunu da gösteriyor bize,,, mütevazı her hareket ve sözünde,,, yorgunluğuna rağmen,,, önceden bir saat olarak belirlenen söyleşi uzuyor,,, imza için sıraya giriyoruz,,, Üç Başlı Ejderha,,, Leylâ Erbil'in imzasıyla taçlanıyor,,,
~~~

Sayı: 37, Yayın tarihi: 01/05/2009

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics