MaviMelek Edebiyat
Hermes Kitap
"Yıkandım / Koku sürdüm / Rüzgâr dinledim / Şarap içtim / Denize baktım / Hazırdım…" Mehmet Zaman Saçlıoğlu

[Gündem]"Mehmet Zaman Saçlıoğlu ile «Geçmiş Zaman Olur ki»" | Tuğçe Ayteş

Mehmet Zaman Saçlıoğlu

"SAİT FAİK'İ OKUSALAR
DEĞİŞECEK GÖRÜŞLERİ"

Pazar günü alelacele evden çıktım. Usta Öykücülerle “Yazmanın Öykü Hali” röportaj serisinin 8. konuğu olan Mehmet Zaman Saçlıoğlu'nu izlemek için Beyoğlu'ndaki Galapera'ya gidecektim. Ama içimdeki sesin Tünel yolunu kullanmamı söylemesine rağmen ben, Meydan'ı tercih ettim. Tabii daha yolun yarısına gelmeden içinde olduğum otobüs, önünde ani fren yapan bir minibüse tosladı. Bütün yolcular hep beraber otobüsten indik mecburen. Aksiliklere rağmen, Taksim'e gitmekten vazgeçmeye hiç niyetim olmayarak, içimden ilk geldiği şekliyle Tünel'de buldum kendimi. Bir yandan da kötü hava şartlarından dolayı etkinlik iptal olur bu azmim boşa gider diye de çekiniyordum. Galapera'nın kapısından içeri girdiğimde etrafıma şöyle bir bakmak aklıma gelmedi telaştan. Eğer bakınsaymışım, bu haftaki konuk Mehmet Zaman Saçlıoğlu'nu ve yine onun gibi yazar olan arkadaşı Adil İzci'yi de görecekmişim.

Mehmet Zaman Saçlıoğlu'nun diğer konuklardan farklı bir duruşu vardı. Tabii sonradan anladım durumu. Galapera'da, Öykünün Yazma Hali etkinliği kapsamında şu ana kadar konuk olan yazarların birçoğu reklamcılık yapıyordu veya yapmıştı; bir kısmı da emekli olduktan sonra sadece yazıyordu. Ama Mehmet Bey'de bir “öğretmen havası” vardı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar'dan emekli, İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde Güzel Sanatlar'da öğretim üyesi. Sorulara yanıtlama şeklindeki kesinlik ve anlatım tarzındaki netlikte kendini ele veriyordu öğretmenliği.

Aziz Nesin, Ömer Seyfettin ve Sait Faik ilk okuduğu yazarlar

Mehmet Bey'in kitaplarla ilk tanışması evdeki kütüphaneyle olmuş. Evden dışarı çıkamadığı çocukluk yıllarında kitaplarla haşır neşir olurmuş. Vanlı olan ailesi 1916'dan sonra Mersin, Adana, Ankara, İstanbul gibi çeşitli illere dağılmış. Babasının doğu hizmeti dolayısıyla bir süre Siirt'te kalmışlar; Mehmet Bey dört-dört buçuk yaşına gelene kadar.

Ailesinde yazar yok, ama onun yazarlığını etkileyen aile bireyleri olmuş. Mesela küçük amcası İstanbul Radyosu'nda Nursel Duruel'in arkadaşı, Behçet Necatigil'in öğrencisiymiş. Büyük amcası asker kökenliymiş ama şiir yazıyormuş, bu şiirler hiç yayımlanmamış. Babası da hukukçu olduğu için dile hâkimmiş.

İlk okuduklarından bir tanesi resimli bir dergi olan TEF'miş. (Biraz araştırdım. Şimdilerde sahaflarda ve İnternette bulunan siyasi-mizahi bir dergi. Oğuz Aral'ın adı geçiyor içinde.) İlk okuduğu yazarlarsa Aziz Nesin, Ömer Seyfettin -ki “Diyet” ve “Kaşağı” gibi nice öyküsü benim gibi pek çok çocuğun kâbuslarına senaryo olmuştur- ve Sait Faik. Köy edebiyatının revaçta olduğu ilk gençlik yıllarında, Köycü Oktay romanı da onu çok etkilemiş. Oktay, köyünden üniversite okumak için ayrılan, sonra da köyüne öğretmen olarak dönen bir roman kahramanı. Kendi seçimiyle aldığı ilk kitap ise İnce Memed 'miş. Seçiminin nedenini hatırlamıyor, ama muhtemelen o zamanlarda etraftan duydukları ve bir yerlerde okuduklarından etkilendiğini düşünüyor.

Lisede Dante'nin İlahi Komedya'sını okumuş ve çok beğenmiş. Mitolojik bir anlatı olmasından derinden etkilenmiş. Bilgi gözüyle bakmamış esere, ondan haz almış. Onun üstüne yazılmış kısa metinler okusa da İlahi Komedya üstüne yazılmış kitapları okumamış. Lisede onu yazmaya teşvik eden öğretmenleri olmuş. (Böyle lise öğretmenlerinin tarihe karıştığını düşünmeye başladım. Gerçi arada tek tük idealist olanlar çıksa da onlar da öğrencilerin umurunda olmuyor.)
Daha sonra okuma yelpazesi daha da genişliyor tabii. Don Kişot, Güliver'in Seyahatleri… Çehov, Hemingway, Jack London… Calvino, Borges ve Kafka'yı severek okuyor. Füruzan, Sevgi Soysal, Tomris Uyar, 70'li yılların kadın öykücüleri… Etkilendiği şairler; Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil, Melih Cevdet Anday, Edip Cansever; bu yanda da Nâzım Hikmet. Yeni yazarları pek okuyamamış. Son zamanlarda okuma performansının düştüğünü söylüyor. Genelde 40 ve 50 kuşağı yazarlarını okumuş.

Ödüllü dosyasını yayımlatacak yayınevi bulma konusunda sıkıntı çekmiş

Yazmaya ilk olarak şiirle başlamış. Halen de şiir ağırlıklı yazıyor. İlk şiirini orta son civarında yazdığı halde, ancak otuzlarındayken Yeni Düşün dergisinde ilk defa bir şiiri yayımlanmış. Sabahattin Kudret Aksal'dan (şair/sanatçı/felsefe öğretmeni) destek görmüş. Salâh Birsel ve Adil İzci arkadaşları. Melih Cevdet Anday ve Edip Cansever ile de tanışma ve şiirlerini paylaşma fırsatı bulmuş. Şiir yazmaya başlarken “birisi gibi yazmanın” yararlı olacağını vurguluyor kendi sesini keşfetmeden önce.

Kitap yayımlanma serüvenleri de ilginç. İlk şiir kitabı Yazko'dan çıkmış, ancak kitabı dağıtılamadan Yazko batmış. Kendi parasıyla bastırdığı ve kitap dağıtılamadığı için kitabın masraflarına karşılık Yazko, Mehmet Bey'e kitap olarak ödeme yapmış. Koli koli o kadar çok kitap almış ki uzun yıllar boyunca üç beş kitaplık paketler halinde öğrencilerine hediye etmiş bunları. (Öğrencileri ne düşündü bilemem ama bence en güzel hediye.)
Daha sonra Yunus Nadi Öykü Ödülü alan dosyasını yayımlatmak istemiş, ancak bu ödüle rağmen Yapı Kredi ve Aka gibi yayınevleri tarafından geri çevrilmiş. Cem Yayınları ise, ancak birisinden referans alırsa basabileceğini söylemiş. O da kitabının arka kapağını Fethi Naci'ye yazdırmış. Fethi Naci'nin “Zarımı Mehmet Zaman Saçlıoğlu için atıyorum,” demesi üzerine kitap Cem Yayınları'ndan çıkmış ve hatta ikinci baskısı yapılmış. Yaz Evi adıyla kitaplaşan dosyası yayımlandıktan sonra Sait Faik Hikâye Armağanı da almış. Daha sonra da “Topaç” adlı öyküsüyle Haldun Taner Öykü Ödülü'nü almış. Arka arkaya gelen ödüllerden sonra bütün kapılar açılmış zaten.

Yazma serüveninde dergilerin çok önemli olduğunu düşünüyor

İlk okumalarını yaptığı yıllarda edebiyat dergilerini pek takip etmemiş. Ona tavsiye eden de olmamış. Eve siyasi dergiler giriyormuş genelde. Üniversiteden itibaren Varlık dergisini düzenli olarak takip etmiş. Son birkaç yıldır düzenli olarak dergi takip etmiyormuş. Notos, (yayın hayatına son vermeden önce) Adam Öykü ve Eşik Cini dergilerini okuyormuş. Ama çok yer kapladıkları için taşınırken mecburen aralarında eleme yapıp bazılarını gözden çıkartmak durumunda kalmış. Yazma serüveninde dergilerin çok önemli olduğunu düşünüyor, özellikle de internet çağında. Ona göre, matbu dergiler daha seçici, dergilerin aktüel tarafları da var, dosyalarında konulara derli toplu ulaşılabiliyor. (Hasan Uygun, MaviMelek'in basılı dergi kıstaslarıyla yayımlandığını anlatıyor.) Bu kıstaslar uygulanabilirse internet dergisinin daha avantajlı olacağında Mehmet Bey de hemfikir.

Onk Ajans aracılığıyla yirmi öyküsü İngilizce'ye çevrilmiş. Öykülerinden bir tanesi bir İngiliz yayınevinin seçkisine alınmış. (Darısı, MaviMelek English Pages'deki [MaviMelek İngilizce Sayfalar] öykü ve şiirlerin de başına…) Rüzgâr Geri Getirirse, kitabı ise Macarcaya çevrilip yayımlanmış.

Bu arada öykü kitapları sırf Türkiye'de değil, dünyada da pek rağbet görmüyormuş artık. “Öykü postmodernizme daha uygun kısa ve parçalı bir yapıda olduğu halde romana yönelim var,” diyor Mehmet Zaman Saçlıoğlu, öykünün bugünkü durumunu nasıl gördüğüne ilişkin bir soru üzerine. Jale Sancak da öykünün yoğun, romanınsa kolay akabilen bir anlatı olmasına bağlıyor bu durumu.

Mehmet Zaman Saçlıoğlu, öykülerini önceden kurmuyormuş. İlginç bir konu olursa onu bir kenara not ediyormuş. Öykülerde kurgu sorunu olmuyormuş; çünkü öyküler kendilerini yazdırıyorlarmış. Yazmadan önce sonunu bildiği öyküsü çok azmış. Planlı yazılınca öykünün kuru olduğunu düşünüyor. Öykülerini yazdıktan sonra epey ayıklama yapıyormuş. Kişi sayısı az olan öykülermiş yazdıkları. Yazdıklarını eşi, kızı ve Adil Bey'le paylaşıyormuş.

Jale Sancak - M. Zaman Saçlıoğlu - Hasan Uygun

Senaryolara veya sipariş öykülere hiç yönelmemiş

Rüzgâr Geri Getirirse kitabında yer alan öykülerin arasında, akışa uymadığı için ayıkladığı ama duygu ve düşünce içeren metinleri geçiş metni olarak kullanmak istemiş. Bunlara ne diyeceğini bilememiş. Sonunda bunların adına “eşik metinler” denmiş. Böylece de Rüzgâr Geri Getirirse kitabının alt başlığı “eşikli öyküler” olmuş. Türk, hatta dünya edebiyatında bir ilk de bu şekilde gerçekleşmiş. Çok katmanlı anlatıma bilerek başvurmamış, kendiliğinden ortaya çıkmış. “Önemli olan, çağrışımları serbest bırakmak.”

Az ama öz eserler yayımlaması açısından Sunay Akın, onu “kaplumbağa yazar” olarak nitelemiş. “Ekonomik nedenlerden dolayı bir işinin olması gerekli.” Sadece kitaptan geçinenleri takdir ediyor ama pazarlamayı bilmek gerekiyor bu durumda. Senaryolara veya sipariş öykülere hiç yönelmemiş. Mehmet Zaman Saçlıoğlu, “Edebiyatın iki düşmanı vardır, derler: biri reklam, diğeri gazetecilik,” diyor. (Halbuki ikisi de edebiyata en yakın mesleklerden diye düşünürdüm. Edebiyatın doğallığının aksine bir yazım gerektirdiklerinden olsa gerek.)

Mehmet Zaman Saçlıoğlu, yazması en zevkli türün şiir olduğunu düşünüyor. Öyküleri rahat yazıyor. Ama yine de türler arası keskin bir ayrıma inanmıyor. Romanı elli yaşında denemiş. Deneyimleri ancak birikmiş. Fakat zamansızlık, diğer pek çok yazarda olduğu gibi, en büyük sorunuymuş. Ne yazmaya, ne okumaya ne de gençlerin ona yolladıklarını incelemeye yeterli vakit bulabiliyormuş.

“Büyük yazarlar tuzak”

Gençler demişken Mehmet Bey'in yeni nesil yazar adayları için neler düşündüğünü de belirtmek gerek. Genç yaşlarda yapılacakların nereye varacağının belli olmadığını, kişinin ileride kendini oturtacağını söylüyor. Varlık 'ın Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödüllerine gelen öykülerin çoğunda dikkatini çekenler umut eksikliği, hayata ilişkin bir tedirginlik, postmodernizm ve parçalanmışlıkmış. Bütünselliğin yok olduğunu, şiir ve öyküde kopukluk olduğunu ve çok fazla iç dökme haline geldiğini gözlemliyormuş. Ayrıca metinler üzerine yazı deneyimi çok artmış. Eğer iyi yapılmazsa, sıkıcı olduğunu düşünüyor. Yıllar önce Melih Cevdet Anday ona “Şiirden kendini çıkart,” demiş. Mehmet Bey'in de gençlere önerisi öyküden kendilerini çıkartmaları. Son zamanlarda gençlerin yeraltı edebiyatından başka yazmayı ve okumayı reddettiklerini gözlemliyor. Fantastik edebiyatın da hayranlarında artış var, Mehmet Bey de seviyor bu edebiyatı okumayı. Daha önceden belirttiğim gibi mitolojik anlatılara, efsanelere, (eklemek gerekirse) masallara ve kutsal kitaplardaki metinlere ilgi duyuyor. Ama biraz da yakınıyor:
“İnsanın sürrealist yanını kurcalayan düş dünyası. [Ama] öbür edebiyatın farkında değiller. Sait Faik'i okusalar değişecek görüşleri. Daha karanlık yazınca daha ciddi olacağını düşünüyorlar… Bilgisayarla birlikte doğadan, hayattan ve sosyal ilişkilerden kopma var. Gerçekten insanın içini titreten aşk, kavga şiiri yok… Daha önceden söylenmiş denilirse hiçbir şey yazılamaz. Büyük yazarlar tuzak… Ama kavga şiirinin Nâzım'dan başka bir sesi olabilir.”

Ben de bir genç olduğum halde Mehmet Bey gibi düşünüyorum; yazılardaki umutsuzluk, içe kapanma, hatta kopukluk konusunda. Günümüz şartları insanları öyle etkiliyor, ona lafım yok. Belki ben de Sait Faik'ler, Melih Cevdet'lerde, (kendim adına) Hüseyin Rahmi'lerde kaldım… Mehmet Zaman Saçlıoğlu'nu dinlediğimde hiç yaşamamış olsam da o eski edebiyata, eski yazarlara, eski öğretmenlere özlem duydum. Belki de bu yazıya yeni baştan başlamalıyım, hem de şöyle: “Geçmiş zaman olur ki…”

Kısa Biyografi:

Mehmet Zaman Saçlıoğlu; 1955 yılında Bursa'da doğdu. Mimar Kemal İlkokulu, TED Ankara Koleji ve Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nu bitirdi. 1977-81 yılları arasında Ege Üniversitesi'nde asistanlık, 1981'den sonra M.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi'nde öğretim üyeliği yaptı. 1996'da profesör oldu. Belçika'da ve Avustralya'da kısa sürelerle konuk öğretim üyeliğinde bulundu. 2008 yılında M.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi'nden emekli oldu. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde Tekstil Bölüm Başkanlı'ğı görevini sürdürmektedir.
İlk şiir kitabı Günden Önce, 1985 yılında Yazko Yayınlarından çıktı. Yazko, Türk Dili, Düşün, Broy, Varlık, Gösteri, Milliyet Sanat, Atika, Yaşasın Edebiyat ve Adam Öykü gibi dergilerde şiirleri ve öyküleriyle göründü.
Yedi öyküden oluşan dosyasıyla 1993'te Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü, yayımlanmamış öykü dalında Vüs'at O Bener'le paylaştı. Bu dosyadaki öykülerin de içinde bulunduğu Yaz Evi adlı kitabıyla 1994 yılında Sait Faik Hikâye Armağanı'na layık görüldü. İkinci Öykü kitabı, Beş Ada adıyla 1997 yılında yayımlandı. “Topaç” adlı öyküsüyle 1998 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü'nde 1. oldu. 3. öykü kitabı Rüzgâr Geri Getirirse, 2002 yılında yayımlandı. Yazarın, ayrıca İş Bankası Yayınları'nın Nehir Söyleşi dizisinden çıkan Güneş Umuttan Şimdi Doğar isimli Prof. Dr. Türkan Saylan biyografi kitabı mevcuttur.

Mehmet Zaman Saçlıoğlu hakkında daha detaylı bilgi: http://www.saclioglu.com/index.htm
~~~

Sayı: 38, Yayın tarihi: 01/05/2009

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics