MaviMelek
"Huzur, suskunluk içinde sevmek olabilirdi. Ama bilinç ve insan var; konuşmak gerekiyor. Sevmek cehenneme dönüşüyor." Albert Camus

[Sinema-Müzik] "Çok Gururlu, Çok Kırılgan (Maria Callas’ın Hayatı)" | Petek Sinem Dulun

Çok Gururlu, Çok Kırılgan (Maria Callas’ın Hayatı) | Alfonso Signorini

"SEVİNÇ ve KEDER GÖZYAŞLARIYLA MARIA CALLAS"

"ben bu yaşıma kadar çok şeyler yaşadım ama
yanlışlıkla arka balkonun ışığını açık unuttum.
uyuduktan sonra ışıkları içimden söndürdüm"
Efe Murat

Yunanistan'dan Amerika'ya göç eden bir ailenin ikinci kızı olarak dünyaya gelir Maria Callas. Çocukluk anıları, annesinin ruhunda açtığı derin yaralarla doludur. Annesinin yakınmalarından ve hakaretlerinden kaçma fırsatı bulduğunda, koşarak babasının eczanesine gider ve sadece orada kendini bir ‘prenses' gibi hissedebilirdi. Sesindeki tuhaflığı da ilk kez babasının yardımcısı Rosalinda fark etmişti.

“Una paloma blanca…”

Daha o yaşlarda bile Maria şarkı söylemeye başladığı andan itibaren kendini bambaşka bir dünyaya ait hissetmeye başlar ve bu dünyanın büyüsüne kapılarak sesinin ritmini düzenlerdi.

Evde anne ve babası arasındaki gerilim her zaman bıçakla kesilecek derece belirgin olurdu. Sorun her zaman annesinin kıskançlık nöbetleri, babası Tatta Geo'nun az para kazanması ve bunun gibi sebeplerden çıkardı. Annesi büyük kızı Jackie için müzik eğitimi aldırıyor, onu zarif bir hanımefendi olarak yetiştirmeye çalışıyordu. Maria'nın ise; ayağına dolanan şişman, beceriksiz bir çocuk olduğunu düşünüyordu. Evde abla Jackie için piyano dersi alınıyorken, Maria sadece dinlemekle yetiniyordu. Çünkü ailenin -anne Litsa'ya göre- ‘paralarını saçacak' durumları yoktu.

Maria'nın tek arkadaşı, kendisinden birkaç yıl önce doğan ve daha üç yaşındayken ölen kardeşi Vassilis'ti.
Maria bir gün, babasının Roger&Gallet kokusunu taşıyan mendilini elinde tutarak yalnızca Vassilis için Paloma şarkısını söyledi, pencereden sokağa ulaşan bu çocuksu ama müthiş ses bir şekilde yankı bulmuş ve sokaktan geçen insanları durdurup alkışlanmasını sağlamıştı. Maria için bu olay hayatının dönüm noktası olmuştu. Şarkısı bittiğinde annesinin beklenti, ablasının kin dolu bakışlarıyla karşılaştı. Gözleri Vassilis'i aradı, ama o kardeşini savunmasız bırakarak gitmişti. Bu olayın ardından annesi bir gün Maria'ya üç olağanüstü şan öğretmeni bulduğunu söyledi. Annesi, Maria için üç küçük kanarya satın almıştı. Maria havayı ciğerlerine doldurmayı, ardından yavaşça notaya uygun olarak kuvvetlice çıkarmayı en küçük kanaryası Elmina'dan öğrenmişti.

Litsa, Tatta Geo'dan ayrılıp Yunanistan'a dönmeye karar verdiğinde Maria'yı da yanında götürmeye kararlıydı. Küçük kızın ağlamalarını umursamazken Tatta Geo kızına yolculuk için çok şık bir kazak ve etek aldı. Sevinç ve keder gözyaşlarını kurulaması için de dantel bir mendil. Tatta Geo, Maria'ya veda ederken “bu mendille ben hep senin yanında olacağım” dedi.

Yunanistan'da hayat hiç de bekledikleri gibi başlamamıştı. Litsa, Maria'yı kolundan sürükleyerek Pire'deki tavernalara götürdü. Yalnızca biri ‘beş drahmi ve bir tabak çorba' karşılığında Maria'yı işe almıştı. Annesi yanında yoktu, çaresizdi ve sarhoş seyircilerin karşısında yapayalnızdı. Üstelik; şişman bir çocuk olduğu için, ıslıklarla ve kahkahalarla karşılanmıştı. Maria tüm enerjisini toplayıp, tuhaf bir hipnotizmaya girdi ve ‘la paloma'yı söylemeye başladı. Şarkısı bittiğinde onunla alay eden ağızlar açık kalmış ve yerini sadece uzun süren alkışlar almıştı. İlk mucizesini gerçekleştirmişti.

Annesi Litsa, büyük kızı Jackie'nin sevgilisine durumlarının kötü olduğunu belli etmemek için Maria'nın bekaretini satmaya bile kalkışmıştı. Maria kışlaya şarkı söylemek için gittiğini sanıyorken bu acımasız gerçekle karşılaştı. Ama cesaretini yitirmedi. Oraya şarkı söylemek için gitmişti, öyleyse şarkı söylemeliydi. Kışladaki tüm askerler onun trajik ve sihirli şarkısıyla büyülenmişti.

Maria zorlu hayatına rağmen, mücadele etmekten hiç vazgeçmedi. Onu hayatta en mutlu eden şeye; müziğe doğru kararlı ve sağlam adımlarla ilerlemeye devam etti. Şanssız yaşantısına rağmen hayat bazı anlarda ondan yana çıkıyor ve başarıya giden kapılar önünde bir bir açılıyordu. Jackie'nin sevgilisi Milton; Maria'nın sesine hayran kalmış ve onun Atina Konservatuarı'da Helvira De Hidalgo'dan şan; George Karakaudis'ten oyunculuk ve sahne zarafeti dersi almasını sağlamıştı.

Ardından başarı merdivenlerini hırsla, coşkuyla çıkmaya devam etti Maria. Commendator Meneghini ile evlendi. Metropolitan'da, Scala'da ve daha nicelerinde sahneye çıktı. Fakat o; en iyi olmak istiyordu, hedefi Renata Tebaldi'den daha iyi olduğunu kanıtlamaktı. Sesindeki kusursuzluğu görünümüyle bütünleştirmesi gerektiğine inanıyordu. Kahyası Bruna farkında olmadan ona bir yol göstermişti: “Biliyor musunuz hanımefendi, siz de biraz Hepburn'e benziyorsunuz!”

Maria için atacağı adım netleşmişti, doktorunu aradı. Zayıflaması için tenya yumurtalarını yutmasını öğütlemişti Doktoru Lantzounis. Maria; Marilyn Monroe ve Greta Gabro ile aynı yöntemle, kendini ve sanatını yüceltmek istiyordu. Callas, bu fedakarlık sayesinde, büyüleyici, şık ve kendinden emin bir kadındı. Lucia di Lammermoor operasında seyircilerin haykırışlarıyla, artık bir ‘ilahe' olmuştu. Artık o, Audrey gibi bir efsaneydi!

Maria CallasMaria'nın; Duamo'da mum yakmak, Cova'da kahve içmek ve Montenapoleone'de gezmek gibi ayinsel takıntıları oluşmuştu. Sürekli yeni anlaşmalar yapıyor ve hiç durmaksızın çalışıyordu. Onuruna davetler veriliyor, yemekler düzenleniyor ve yüceltiliyordu. Bu davetlerde kendisiyle tanışmak istendiği söylenen Onassis için; “Onassis mi? Onun çok bayağı bir adam olduğunu düşünüyorum. Zenginliğini görgüsüzce gözler önüne seriyor” demişti. Fakat Onassis ile tanışmasının ardından, onun müthiş özgüvenine, kibarlığına, güzel ve bulaşıcı gülümsemesinin albenisine kapılmıştı. Bundan sonraki süreçte Onassis'in karısı bu aşkın doğuşunu iğrenme ve giderek artan bir öfkeyle izlemişti. Callas, bir süre sonra Meneghini ile ayrıldı. Christina yatında Onassis ile aşklarını yaşarken Callas hamile kalmıştı. Bebeği olacağını öğrendiğinde, Aristotelis Onassis'e bu müjdeli haberi vermek için sabırsızlanıyordu. Bebeğin ismini bile düşünmüştü, Omero; Yunan denizlerinin babası, şairi, ozanı Homeros gibi. Ancak, Onassis'in bebeğe tepkisi çok sert olmuş, Callas'ın günlerce ağlamasına ve bebeği kaybetmesine neden olmuştu. Ve Callas, Onassis'in ‘skandal olmamalı' sözüyle ölü bebeğini Bruzzano Mezarlığı'nda sahte bir isimle toprağa vermişti. (Bebeğe elleriyle kıyafetlerini giydirip fotoğrafını çektikten sonra, tıpkı yıllar önce Litsa'nın minik Vassilis'inin fotoğrafını çektiği gibi…) Callas, aşık olduğundan beri müziği geri plana itmiş, yalnızca aşkını diri tutabilmenin derdine düşmüştü. Aşkın zalim dünyasına kendini teslim etmiş, sadece güç ve iktidar peşinde olan Aristotelis için her şeyini feda etmişti. Onassis ise , eşinden ayrıldıktan kısa bir süre sonra Jackie Kennedy (suikast sonucu öldürülen John Kennedy'nin dul eşi) ile evlenmişti. Callas bu haberle yıkılsa da Onassis'e aşkından hiç bir şey kaybetmedi.

Öldüğü günden beri Callas, her ayın ilk pazartesisi Omero'yu ziyaret ediyor, onun canlandığını düşünüyor ve bakışlarında sevgi değil sadece terk edilmenin sitemini görüyordu.

Tüm yaşantısı boyunca, uzun ve çetin yollardan geçerek Olympos Dağı'nın doruklarına dek çıkmış, seyircilerinin gözünde efsaneleşmiş ve aşk'ın çalımıyla adı skandallarla anılır hale gelmişti. Callas, 16 Eylül 1977‘de Paris'teki evinde yardımcıları tarafından ölü bulundu. 17 Eylül 1977 hayranlarının Callas'sız geçirdikleri ilk gündü…

~~~
Çok Gururlu, Çok Kırılgan (Maria Callas'ın Hayatı) / Roman
Yazar: Alfonso Signorini
Türkçesi: Eren Yücesan Cendey
Turkuvaz Kitap, 2009; 248 s.
~~~
Sayı: 40, Yayın tarihi: 23/08/2009

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics