MaviMelek
"Di'li geçmiş, en kötü çekim türü, 'geçiyor' diyebilmeli, hep şimdi almalı tüm zamanların yerini; bir boş, zavallı, zırva istek." – Kara Tren / Vüs'at O. Bener

[Deneme]"Otobiyografiyle Kurmacanın Sınırındaki Öyküler" | Yusuf Turhallı

Mızıkalı Yürüyüş - Kara Tren | Vüs'at O. Bener

"ÖLÜMLÜ OLMAK BUNCA MI ACIKLI, KORKUNÇ."

"Ben zaten hiç beceremedim, hiçbir şey,
iç yangını anılar yaratmaktan başka.
"
Kara Tren / Vüs'at O. Bener

Ölmekten korkmayan ama ölümün karanlığından korkan bireyin çıkar yol bulamaması... Arkasında bırakabileceği onca esere rağmen, unutulacağını bilmenin verdiği o dayanılmaz acı... Varoluşunu sorgulayan öyküleriyle 1950 kuşağının yazarları içinde, gerek seçtiği konularla, gerek anlatım tekniğiyle kendi yolunu çizen Vüs'at O. Bener, yazdıklarını geleceğe taşır. Bütün umutsuzluğuna rağmen...

1952 yılında Dost'la başlayan öykü serüvenine, verdiği kırk yıllık aradan sonra 1993'te yayımlanan Siyah-Beyaz'la devam eden Vüs'at O. Bener, ardından yayımlanan Mızıkalı Yürüyüş (1997) ve Kara Tren'le (1998) aynı zamanda bir üçleme olarak da kabul edilen seriyi tamamlar. Her ne kadar ardı adına gelen bu üç öykü kitabı bir sacın ayakları olarak yorumlansa da (hatta payandaları güçlendirmek için eleştirmenlerin dördüncü bir ayak olarak tarif ettikleri Kapan'a [2001] rağmen) Mızıkalı Yürüyüş ve Kara Tren daha sonra tek kitap haline getirilir. Yapı Kredi Yayınları tarafından 2004 yılında Mızıkalı Yürüyüş-Kara Tren adıyla yayımlanan bu iki (tek) kitapta da ilk dönem öykülerinde olduğu gibi, yazarın karamsar bakış açısının öne çıktığı söylenebilir. Yaşam bağları, ölüm, var olma kaygısı, unutulma korkusu gibi temalarıyla öne çıkan bu iki (tek) kitapta da, tüm bu karamsar atmosfere rağmen, alabildiğine sade bir dili tercih eder yazar.

Niye yazdığımı da anlayamıyorum.”
Mızıkalı Yürüyüş ve Kara Tren'deki öyküler benanlatıcının dilinden aktarılır. Özellikle Mızıkalı Yürüyüş'te anlatının günlük-anı türüne daha yakın durduğunu söylemek mümkündür. Kitabın henüz başında “yetmiş bir yaşını sürdürüyorum” diyen anlatıcı bulunduğu dönemden bazen anılarını anlatarak bazen bugününe dönerek anlatıyı sürdürür. Metnin yazıldığı tarih ve metinde verilen tarihlere bakılarak da bu fark edilebilir. Kitaptaki metinlerin bölümlendiriliş biçimine bakıldığı zaman yazılanları birbirinden ayırmak için farklı başlıklar kullanılmadığı görülür. Ayrıca metinlerde geçen tarihlerin çoğu yerde yazarın hayatıyla birebir uyuşması da dikkat edilmesi gereken bir noktadır. “Oysa Kıbrıs'ta verildiğim İngiliz Koleji'nde epeyce sökmüştüm bu dili. Yıl 1928. … Lefkoşe'de kirayla oturduğumuz ev iki katlı güzel bir evdi. Sinan 1929 yılında Lefkoşe'de doğdu.” (s.33) Yazar 1928'de Lefkoşa'da İngiliz Koleji'nde ilkokula başlar.(1) Yine bu bölümden kitap boyunca anlatıcının kardeşim diye bahsettiği Sinan'ın, Vüs'at O. Bener'in kardeşi Erhan Bener olduğu çıkarılabilir. Çünkü Erhan Bener 1929 yılında babasının görevi nedeniyle gittikleri Lefkoşa'da doğar.(2) Ayrıca kitap boyunca anlatıcı ile ilişkileri hakkında okurun emin olamadığı Gülten karakterinin de ilk adının Ayşe olması, Vüs'at O. Bener'in son eşi Ayşe Bener'le olan benzerliği açısından dikkat çekicidir.

Öykülerinde aynı zamanda günlük hayatını da aktaran yazar, yazdıklarının ve kendinin var olma nedenlerini sorgular ve yaşadığı döneme de tanıklık eder. “Niye yazdığımı da anlayamıyorum. Kendi yaşamımda yaşadığım acılar, geçirdiğim sıkıntılar, boğuntular cüce kalır bütün bu olup bitenler karşısında.” (s. 43) Aslında yaşadıklarından başkasını yazamayacağını dile getiren bir yazar için bu pek de şaşılacak bir durum sayılmayabilir.(3) Kitapta, Sivas Katliamı'nı neredeyse tam gün ve tarihiyle birlikte çıkarabilir okur. Bu tip bulgulardan yola çıkarak metne biyografi ya da günlük-anı denebilir. Fakat yazarının hayatından kesitler taşıyan her metne biyografi ya da anı demek doğru sayılabilir mi? Zira Vüs'at O. Bener metni oluştururken tasvir ettiği anlatıcı karakterin hayatını tam bir kronolojik sıra içinde vermez. Dönemlere bölerek bir geçmişe bir bugüne dönerek çapraz ilmekler atar. Mızıkalı Yürüyüş'teki bu geri dönüşlü anlatım, okurun sık sık zaman algısını yitirmesine de sebep olur.

Vüs'at O. Bener, Mızıkalı Yürüyüş'te genellikle dostlarının isimlerini çekinmeden söylerken anlatıcının adını okurun sezmesini bekler. “Yaşamımda ilk kez çek yazılıyor adıma. Çekte adımı noktasız yazmışlar. Bir terslik çıkmasın? Uykum kaçtı. Dedim ki, (U)'nun üzerine aynı renk kalemle iki nokta konduruver, ne çıkar? Bakarsın kimlik sorarlar, efendim burada (U), kimliğinizde (Ü); olamaz. Bu paraya çok acele ihtiyacım da var. Anasını satayım dedim, kondurdum. Bu kez de pişman oldum. Provizyon ister bunlar. İstanbul (U) derse ya? Al başına belayı.” (s.41)

Vüs'at O. Bener - "Küçük Ev"de. Yanda, Cemil Eren'in yaptığı portresi“Senin duyarlı beynine girebilmem olası değil artık.”
İlk baskısı 1998 yılında İletişim Yayınları tarafından yapılan Kara Tren ise, birbiriyle alakalı otuz kısa öyküden oluşur. Mızıkalı Yürüyüş'ün tek parça izlenimi uyandıran başlıksız bölümlerinin aksine, başlıklarıyla da güçlendirilen bu kitaptaki metinler, aynı zamanda birbirinden bağımsız öyküler gibi de okunabiliyor.

Mızıkalı Yürüyüş'teki gibi benanlatıcı tarafından aktarılan bu kitaptaki öykülerde de yine sade bir dil hâkimdir. Okuyucunun, anlatıcılarının ortak olduğu sonucuna varmasına çalışılan bu öykülerde ortak karakterler de vardır. Öykülerde anlatılan olaylarla Vüs'at O. Bener'in yaşamı arasında yine benzerlikler vardır. Anlatıcı ilk eşini menenjitten kaybetmiş, ikinci eşiyle boşanmış, bir dönem meslek olarak askerlik yapmış, komünizm propagandası yüzünden kardeşiyle beraber gözaltına alınıp cezaevine girmiş, askerlikten istifa etmiş biridir. Ayrıca öykülerde anlatıcı, anlatı zamanından geçmişine bakmak yerine geçmişi direk anlatmayı seçer. Zaman algısında fazla bir parçalanma yoktur Mızıkalı Yürüyüş'teki gibi. Yazar, öykülerin kendi arasındaki bağları kurmayı da okura bırakır.

Vüs'at O. Bener, Kara Tren'deki bazı öykülerinde ise anlatıcı karakterin anıları yerine, o anda bulunduğu ruh durumunu da aktarmayı seçer. Örneğin “Tepede” adlı öyküsünde “Senin duyarlı beynine girebilmem olası değil artık. O zaman, adına anımsama oyununa kaptırmam gerekli; kesin yokluğun sahte inancına alışmam böylece. Kendi belleğiyle baş başa kalabilme yetimliliğine dayanabilecek miyim? Yaşamaya ne denli razı, daha doğrusu hükümlüysem, o denli direnecek zavallı canlılığım. Yaşamayı yok edebilecek gücüm olsaydı, yok edebilseydim, eşitlenirdik.” (s. 111) derken, anlatıcının yaşam karşısındaki çaresizliğini dile getirir. Ve öykü genel olarak bu atmosferde ilerler. “Tepede” öyküsünden başka “Saklı Tutulan”da saklı tutulması gerekmiş bir aşkın anısı, “Final Yaygarası”nda kitabını bitirmeden son bir kez haykıran bir yazar, “Zaman Kıskacı”nda yazma nedenlerini sorgulayan bir anlatıcı, “Gaipten Bir Ses”te de geçmişini özleyen yaşlı bir adam anlatılır. Bu öykülerde de olaydan ziyade anlatıcının ruhsal durumu ön plana çıkarken, bunları onun bir nevi hezeyanı olarak adlandırmak da mümkündür.

Kara Tren birbirinden bağımsız değerlendirilebilecek otuz metinden oluşmakla birlikte metinler bazı düzenleyici ilkeler etrafında bir bütün oluşturur. Bu düzenleyici ilkeler anlatıcının bütün öykülerde ortak olması, öykülerde ortak karakterler bulunması olarak gösterilebilir. Bu bağlamdan bakıldığı zaman kitap “bileşik roman” olarak da tanımlanabilir.(4)

Öncü bir edebiyatçı, Vüs'at O. Bener
Aslında kendini yaşamaya mahkûm edilmiş hisseden bir yazarın hayatının damıtılmış hali olan bir üçlemenin son iki kitabıdır Kara Tren ve Mızıkalı Yürüyüş. Hatta öykülerindeki anlatıcıyla hayat hikâyeleri bu kadar çok noktada kesişen Vüs'at O. Bener, anlatıcısına yaşamaktan utandığını bile söyletir. Yazarken NİÇİN'ini kaybeden bir öykü kişisi vardır onun. Kimi yerde kendini alkolik ihtiyar bir bunak olarak gören anlatıcı kimi zaman intiharı bile beceremeyen bir yeteneksiz olduğunu düşünür. “Ölümlü olmak bunca mı acıklı, korkunç. Peki olmamak sanısına kapılıp yaşayabilmek mi beceri isteyen kolay iş.” (s. 171) derken ölüm karşısındaki çaresizliğini dile getiren anlatıcı, “Di'li geçmiş, en kötü çekim türü, 'geçiyor' diyebilmeli, hep şimdi almalı tüm zamanların yerini; bir boş, zavallı, zırva istek.” (s. 170) derken de geçmişe duyduğu özlemi dile getirir.

Vüs'at O. Bener'in söz konusu iki kitabında da otobiyografik anlatının öne çıktığı konusunda hemen hemen tüm eleştirmenlerin hemfikir olduğunu söylemek yanlış sayılmaz. Ama bu iki kitaptaki metinler otobiyografik türün bütün özelliklerini de yansıtmaz. Aslında bakıldığı zaman bu iki kitaptaki metinler otobiyografi ile kurmacanın sınırında dolaşır. Orhan Koçak bu duruma, “Vüs'at O. Bener'de Kurmaca ve Otobiyografi” adlı makalesinde, “… kendi yaşamını otobiyografi biçimine sahip bir kurmaca olarak mı sunuyordur Bener, yoksa otobiyografiyi andıran bir kurmaca mı yapıyordur,”(5) diyerek dikkat çeker.

İçinde bir belirsizlik barındırmakla birlikte sınırlarda dolaşan, hatta sınırları zorlayan her hamle tabii ki içinde var olunan alanı genişletmeye/genleştirmeye de dönüktür. Bu da aynı olanakları kullananlar için bir gelişme hatta yeniliktir. Öncülüğün doğasındandır yenilik. Öncü bir edebiyatçı olan Vüs'at O. Bener, salt otobiyografiyle kurmacanın sınırlarını zorlamıyor, aynı zamanda kurgu masasında anlatı denklemini de alt üst ederek metinlerine kendi imzasını koyuyor. Bu noktada Enis Batur'un Bener'le ilgili “Vüs'at O. Bener İçin Çağrı” makalesinde yazdıkları dikkate değerdir: “Dost yazarı ilk II. Yeni hikâyecisiydi: Anlatı denklemlerini kurgu masasında altüst etmeye giriştiği için. Üç hamleden ortadakini çarçabuk devreden çıkarıyor, ardı ardına dizdiği iki öğenin toplamının üzerine seçerek eksilttiği ara öğenin gölgesini düşürüyordu. Okuru bir açıdan bakıldığında tökezleten, bir başka açıdan bakıldığındaysa örgünün tamamlanması işlemine ortak kılan 'işin içine' katan bir dokuma anlayışıydı bu.”(6)

Vüs'at O. Bener otobiyografiyle kurmaca/öykünün sınırlarını zorlar
Bir dönem, iş hayatının ağır koşulları yüzünden zorunlu bir ara vererek öykücülük serüveni ikiye bölen ve yine Enis Batur'un deyişiyle, verdiği bu arada harflerinin susmuş olmasından “dehşet” korkan(7) Vüs'at O. Bener, anlatı denklemine getirdiği kendine has çözümle de öne çıkar. Okuru da bir anlamda işin içine katan bir dokuma anlayışıdır bu denklemin çözümü –her ne kadar, bu aynı zamanda tökezleten bir dokuma olsa da kurgunun ilmeklerini okurla birlikte atan yazar, bu yolla onu anlama da dahil eder.

Ele aldığı temalar, kurguya, anlatı denklemlerine getirdiği yenilikçi çözümler ve üzerinde yoğunlaştığı hem tanıdık hem de bir o kadar da yabancı duran karakterle Mızıkalı Yürüyüş-Kara Tren'de, yukarıda da belirtildiği gibi, Vüs'at O. Bener otobiyografiyle kurmaca/öykünün sınırlarını zorlar. Öykücülüğümüzün gelişiminde kilometre taşlarından biri olan yazarın bu iki (tek) kitabı hakkında bugüne kadar yapılan pek çok incelemeye rağmen, yeni araştırma/incelemelerin yapılmasına da müsait yapısıyla okur ve eleştirmenler tarafından hâlâ keşfedilmeyi bekliyor.
~~~

Dipnotlar:
(1) Reyhan Tutumlu, Yaşamasız Yazabilmek – (Vüs'at O. Bener'in Yapıtlarına Anlatıbilimsel Bir Yaklaşım), Metis Yayınları, İstanbul, İlk Basım: Mayıs 2010, s.151.
(2) Tanzimat'tan Günümüze Edebiyatçılar Ansiklopedisi - Cilt I, s.199; İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2001.
(3) Necip Tosun, “Bir Öykü Olarak Hayat: Vüs'at O. Bener Öykücülüğü”; Eşik Cini, Sayı 9; Mayıs-Haziran 2007.
(4) Reyhan Tutumlu, Yaşamasız Yazabilmek, s. 113
(5) Orhan Koçak, “Vüs'at O. Bener'de Kurmaca ve Otobiyografi: Yazı Kurtarır mı?”, Virgül, Sayı: 16, 1999.
(6) Enis Batur, “Vüs'at O. Bener İçin Çağrı”, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=857469&Date=02.02.2010&CategoryID=40
(7) A.g.y.

yusuf@mavimelek.com

~~~
Sayı: 47, Yayın tarihi: 03/07/2010

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics