MaviMelek
"İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları "kişi"yi anlatırlar." - Aylak Adam / Yusuf Atılgan

[Öykü] "Mutlu Köpekler, Ölü Kadınlar" | Çetin Kalafat

Mutlu Köpekler, Ölü Kadınlar | Onur Saylam

"ARTIK BIKMIŞTIM ONDAN"

Bir yıldır beraber yaşıyorduk Melek'le. İlişkimiz hep sallantıdaydı. Ama bir türlü bir yerden kırılmıyordu. Bazen ben onu takmıyor, o benim üzerime çok düşüyordu; bazen de o beni takmıyor, ben de onu umursamıyordum. Böyle gidip geliyordu ilişkimiz.

Bir akşam Semih'in çalıştığı bardan gelirken yolda bir köpek yavrusu buldum. Tramvaydan inmiştim, eve doğru yürüyordum. İnsanın iliklerini titreten rüzgârlı bir hava ve yağmur vardı. Yolun kenarındaki çalılıkların arasında bir ses duydum. İlk önce anlayamadım ne olduğunu. Sonra, “Bu bir yavru köpek sesi,” dedim. Çalılıkların arasına gizlenmişti. Görünmüyordu. Araladım çalılığı. Daha bir haftalık beyaz yavru bir köpekti karşımda duran. Beni gördüğünde sesi kesilmişti. “Köpekçik, sen de nerden çıktın?” dedim. Yer yer sarı lekeler vardı tüylerinde. Bu sık çalılığa nasıl girdi anlayamadım. Küçük yavru, yalvarır gibi gözlerime bakıyordu. Anlaşılan uzun zamandır bir şey yememişti. Elime almak için uzandığımda hiç tepki vermeden yüzüme bakmaya devam etti. Sırılsıklam olmuştu. Yerin tozu, toprağı da üzerine yapışmıştı. Leş gibi bir köpek olmuştu. Aldım. Üzerindeki pisliği umursamadan montumun içine soktum yavru köpeği. Eve gidene kadar da ben konuştum o dinledi.

Eve girdiğimde Melek salonda abajuru açmış, girişin karşısındaki koltukta bacak bacak üzerine atmış sigarasını üflüyordu. Üzerinde sadece siyah dantelli sutyeniyle siyah şeffaf mini eteği vardı. Gözleri bir noktaya odaklanmıştı. Rahatsız etmedim. Neden sonra beni fark etti.

“Ooo.” dedi. “Demek sonunda eve gelebildik!”
“Gene başlama,” dedim.
“Neredeydin?” dedi. Sesi titrek çıkıyordu. Gözlerindeki kan rengi damarlar da sanki dışarı fırlayacaktı.
“Semih'le beraberdim.”
“Semih'le beraber demek. Beni becermek isteyen adamla beraberdin yani.” Sigarasını koltuğun kenarındaki küllükte söndürmek için sertçe bastırırken küllük yere düştü.
“Seni becermek istediği falan yok,” dedim.

Oturduğu koltuktan kalktı. Salonun ortasında olduğu yerde duruyor, saçını başını çekiştiriyordu.

“Ne yani, bana güzel değilsin mi demek istiyorsun?” Sesi kulaklarımı tırmalıyordu.
“Öyle bir şey demedim.”
“Evet, onu dedin.”
“Bak, onun bir karısı var ve hamile.”
“Bak işte, hamile kadınla ilişkiye giremiyor, beni becermek istiyor.”
“Peki,” dedim. “Sen ne yapıyorsun bu durumda?” Melekle konuşmaya çalışırken diğer taraftan da içki dolabında bira arıyordum.
“Ne mi yapıyorum? Tabii ki ondan kaçmaya çalışıyorum.”
“Bira kalmadı mı?” diye sordum.
“Sen beni dinlemiyor musun?” Sutyenini yırtıp attı üzerinden. Ellerini duvardaki resimli çerçevelere vurmaya başlamıştı şimdi de.

Karşımda koca memeli, kıpkırmızı suratlı bir manyak duruyordu. Artık bıkmıştım ondan. Bir son bulmalı her şey diye düşünürken koynumdaki yavrucağın kıpırtısını hissettim. Montumu çıkarmamıştım daha. Montun ilk düğmesini çözdüğüm an başı dışarı çıktı. Şaşkın bir bakış almıştı gözleri şimdi. Yabancı olduğu mekânı meraklı bir halde izlemeye başladı. Melek köpeği gördüğünde ilk önce donuklaştı bakışları. Ne söyleyeceğini düşünüyordu sanki. Bir süre o halde köpeğe baktı. Sonra, “Bu, bu ne ya?” diye bağırdı.
“Neye benziyor?” dedim.
“Nereden buldun o hayvanı?”
“Ona hayvan deme.”
“Ne dememi istiyorsun, çocuğun mu yoksa?”
“Daha makul.”
“Nereden buldun onu dedim sana.”
“Semih verdi.”
“Semih verdi ha. Oh ne güzel. Buraya gelmek için ne güzel bir bahane.”
“Hiç düşünmemiştim bunu.”

Sağ eliyle sabit tutamadığı sol kolunu ovuşturarak, “Evet evet. Sen evde yokken köpek nasıl diye bakmaya gelecek, hazır sen yokken de beni becerip gidecek,” dedi.
“Güzel bir düşünce. Semih'in her zaman benden daha zeki olduğunu düşünmüşümdür.”
“Aman Tanrım. Bir köpek yüzünden başıma neler gelecek.”
“Köpek seni korur,” dedim. Bir sigara yaktım. Yere düşen küllüğü de aldım sigaranın külleri için.
“Bu mu?” dedi. Şaşırmıştı.
“Yapamaz diye mi düşünüyorsun?”
“Hiç zannetmiyorum.”
“O zaman başının çaresine bakman gerek. Veya kendini bırak,” dedim. “Belki de hoşuna gider.”
“Beni başından savmaya çalışıyorsun sen,” diye çığlık atmaya başladı yine. Camdaki perdeleri, tülleri çekiştirmeye başladı. “Off,” dedim “Yine başladı.” Perdeleri bıraktı, sehpanın üzerindeki boş vazoyu aldı, yere çarptı.
Hiçbir şey demedim.
“Konuşsanaaaaaaa!” diye bağırdı. Camın kenarında duran masanın üzerinden kahvaltı bıçağını alıp bileğine dayadı bu sefer.
“Tanrım,” dedim içimden. “Peki. Seni başımdan savmaya çalışmıyorum. Sadece biraz saçma düşündüğünü söylemek istiyorum. Bileğini mi keseceksin?”
“Yapamaz mıyım zannediyorsun?” Bıçağı bileğinin üzerinde tutarken çenesi, yüzü, her yeri titriyordu.
“Neden olmasın? Karşımdaki normal bir kadın değil.”
“Evet yaparım,” dedi.
“Biliyorum yaparsın, ama elindeki bıçak pek iş görmez.”
Bıçağa baktı. Elinden fırlatıp mutfağa ekmek bıçağını almaya koşarken tuttum onu. “Saçmalama,” dedim. “Otur şu koltuğa.” Yine başlamıştı çığlıkları.
“Kes sesini,” dedim.
Susmuyordu.
“Peki,” dedim. “Ne halin varsa gör. Ben banyoya giriyorum.” Banyoya girdiğimde sesi kesildi. Hiç ses yoktu şimdi.
Küçük dostumla beraber güzel bir banyo yaptık. Harika olmuştu. Bir an düşündüm. Bu köpek bana Melekten daha anlayışlı bir arkadaş olurdu. Evet evet. Mutlaka olurdu. Konuştuğum zaman beni dinleyebilirdi. Beraber gezmeye çıkardık. Yalnız olmazdım. İyi bir dert arkadaşı olurdu.

Banyodan çıktığımda Melek üzerini giyinmişti.
“Gidiyor musun?” dedim.
“Evet.”
“Peki,” dedim. “Her şeyin bir sonu vardır. Üzülme lütfen.”
Yüzüme bakmadan kapıyı açtı ve çıktı gitti.
Köpeğe dolaptan bir şeyler hazırlayıp önüne koydum. Sonra dışarı şarap almaya çıktım.

Geldiğimde ufaklık yemeğini bitirmiş beni bekliyordu. İçeri girdiğimde yerinden hiç kıpırdamadı. Tembel tembel beni izliyordu. Mutfakta kendime patates kızarttım, köfteyle beraber. Piyaz da yaptım yanında. Yemekten sonra da radyoda bir caz kanalı buldum ve sabaha kadar caz dinleyerek, küçük dostumu izleyerek şarabımı bitirdim. Hava aydınlanmaya başlamıştı. Şarabım da bitmişti. Köpeğim de uyumuştu. “Köpekçik,” dedim “Sana artık yarın bir isim buluruz.” Ve olduğum yerde sızdım.

Uyandığımda saat öğleden sonra dört olmuştu. Bizim ufaklık ortalıkta yoktu. Evin içini keşfe çıkmıştı anlaşılan. Mutfaktan da sesler geliyordu, ama onun sesleri olamazdı. Bulaşıkları yıkıyordu biri. Kalktım, mutfağa gittim.

Melek'ti yine.

~~~
Sayı: 43, Yayın tarihi: 26/12/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics