MaviMelek
Hermes Kitap
"Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık." Hrant Dink

[Editör'den] | Hasan Uygun Come and See

"BİR BEBEKTEN NASIL KATİL YARATILIR?"

Sinema tarihinin en iyi savaş karşıtı filmlerinden biri olarak nitelendirilen Elem Klimov'un "Come and See" (Gel ve Gör), filminde unutamadığım bir sahne vardır. Filmde Alexey Kravchenko'nun canlandırdığı genç, hatta çocuk sayabileceğimiz Flyora, II. Dünya Savaşı sırasında o kadar çok dehşet ânına tanık olur ki, savaşın sonlarına doğru adeta yetmiş yaşındaki bir insan kadar yaşlanmış hisseder kendini. Sovyet Rusya'sı yapımı filmin geçtiği mekân olan Belarus'ta, Nazilerin 600'den fazla köyü ateşe vermesini, Alman bombardımanlarını ve daha birçok Nazi zulmünü yaşamış, her seferinde ölümün kıyısından dönmüş olan Flyora, filmin sonuna doğru, Partizanlar'ın Nazileri geri püskürttüğü bir esnada, kaçarken boşalttıkları bir karargâhtan geri kalanlar arasında, çamurun içindeki bir Hitler posterini görür.
Çocuk yaşında Partizanlarla birlikte Nazilere karşı savaşmış olan Flyora, elinde silahı Hitler'in posteri karşısında kalakalır önce. Siyah beyaz, metal çerçeveli postere bakarken, bir anda gördüğü ve yaşadığı tüm acılar bir daha canlanır gözünde ve sonra silahının tetiğine dokunarak çamurun içindeki posterde gördüğü Hitler'in yaşayan halini öldürür. Ancak kini o kadar büyüktür ki Hitler'e karşı, bu canlandırma esnasında Hitler'in daha savaş başlamadan önceki görüntüleri gelir gözünün önüne. Ateşli propaganda konuşmalarıyla azdırılan Nazilerin çığlıkları arasında bir daha dokunur silahının tetiğine ve Hitler'in beş yıl önceki halini de öldürür. Derken biraz daha geriye gider. Hitler'in politikaya ısındığı dönemlere; o dönemine de hiç tereddüt etmeden saydırır kurşunları. Derken lise ve hatta ilkokul yıllarına gider; bütün dönemlerini öldürmek ister Flyora, posterde gördüğü Hitler'in. Ancak son bir sahne vardır ki, orada duraksar ve ateş edemez.
Hitler'in en son bebeklik haline gelmiştir bu sahnede Flyora, kundağının içinde altın sarısı saçları ve gözleri iki mavi boncuk gibi parıldayan bebeğe bakar uzun uzun. Ve bebek Hitler'i öldüremez Flyora; silahını indirip yoluna devam eder. Çünkü tüm bebekler aslında doğuştan masumdur; ve Hitler 1900'lü yılların Almanya'sı yerine, mesela İngiltere'de doğmuş olsaydı; yine gözünü kan bürümüş bir katil olmaya aday olur muydu?
Ya peki bir bebek nasıl bir katile dönüşür?
Come and SeeAlmanya'nın I. Dünya Savaşı yenilgisinin ardından yaşadığı travma ile 1930'lu yıllarda dünya çapında patlak ekonomik bunalım, yakın tarih bilgisine sahip birçok insanının bilebileceği konular. Bu dönemde dünyada kabaran ikinci milliyetçi dalga sadece katil Hitler'i yaratmakla kalmamış, aynı zamanda Mussolini ve Franco'yu da üretim fazlası olarak yanına ekleyerek, gardırobumuza sokmuştur.
Bu yönüyle bakıldığında, bebek Hitler'in katil Hitler'e dönüşmesi sürecini çok çıplak olarak görebiliriz.
Peki Türkiye'de bu işler ne oldu, nasıl oldu, neden oldu?
Türkiye söz konusu olunca, bu konuda söylenecek o kadar çok şey bulunabilir ki, en başta, belki de pedagogların üzerinde ciddiyetle durmaları gereken bir konu olarak, Türkiye'nin 1980 sonrası değişen kültürel ikliminde yetişen çocuklar, aslında psikologların bile çaresiz kalacağı derin bir travmayla karşı karşıyadır. Bu travma 90'lı yıllardan itibaren daha da katmerleşmiş, özellikle bu yıllarda doğan çocuklar, deyim yerindeyse tam bir değer bunalımı içine itilerek lümpenleştirilmiş, inançları etrafında köleleştirilmiş; durmadan bilgi yüklenen, soru sormayan birer robota dönüştürülmüştür.
Sonuç olarak geriye böyle bir insanın sadece düğmesine basmak kalmıştır ki, çoğu zaman artık düğmeye kimin bastığının çok da bir önemi kalmıyordur.
Öte yandan, krizden krize sürüklenen, bir günde en tepeye çıkanlarla tepetaklak olanların görüldüğü, Borsa'nın yaprak gibi sallandığı, her gün bir sürü insanın işsiz kaldığı, sosyal hakların günden güne budandığı, IMF borçlarının faizlerinin dahi artık hesaplanma gereği duyulmadığı, devletin varlığını sürdürmesi için elindekini avucundaki satmaya çalıştığı; ama öte yandan artık gözümüz kapalı bile yaşasak, kaçamayacağımız her türlü reklam materyalinden, ne pahasına olursa olsun tüketimin aşılandığı, hayatlarımızın ayrılmaz bir parçası olan kredi kartları borçlarının alıp başını yürüdüğü bir Türkiye manzarası vardır karşımızda yine 90'lı yıllardan itibaren.
Tıpkı birçok bilimkurgu filminin klasik sahnelerinden biri olan, Frankeştayn kılıklı bir bilim adamının, yarattığı canavar karşısındaki çaresizliğini simgeleyen ve tabii ki Amerika'nın dünyaya en kanlı hediyesi olan, Yeşil Kuşak projesinin bir parçası olarak yine 80'li yıllardan itibaren yoğun bir çabayla ve devlet eliyle palazlandırılan tarikatların etkinliklerinin giderek tehlikeli bir boyuta gelmeye başlamasıyla birlikte, Ordu'nun bu işte hiçbir suçu yokmuş, hatta başından itibaren bunun karşısındaymış gibi hareket ederek muhtıralarına, post, sanal vs. envai türden darbelerine tanık olduğumuz bir Türkiye daha vardır karşımızda ki, andaçların ve diğer manipülasyonların sürüsüne berekettir.
Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı'nın dünyada birçok ülkede kabul edilmesiyle uluslararası alanda iyice köşeye sıkışmış bir Türkiye vardır yine 2000'li yıllardan itibaren. Bu dönemde, Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'nin bir parçası olmasının, Kuzey Kıbrıs'ın ise uluslararası alanda hâlâ bir devlet olarak kabul görmemesinin, görmediği gibi de, geçerli konumunu korumak konusunda zorlanmasının milliyetçiler üzerindeki refleksi ise daha çok milliyetçilik; hatta ırkçılık olarak karşılığını bulmuştur.
Bir ara kesilir gibi bir hal alan, ancak kısa bir süre sonra hemen canlandırılan Güneydoğu'daki düşük yoğunluklu savaşın sürdürülmesi için gerekli olan "vatansever" ruhun yaratılması ihalesi ise, 2000'li yıllardan itibaren Kemalistlerin ve Ordu'nun ortak hediyesi olarak yine faşistlere kalmıştır.
Hrant DinkSoru şu: "Vatan, bayrak, namus" kodunun içerik bilgisi silinmiş bir vaziyette, sadece program olarak milliyetçi/faşist/dinci unsurlar tarafından bilgisayarlaştırılmış beyinlerimize "tek tuşla" yüklendiği böyle bir Türkiye ortamında hepimiz birer "Natural Born Killers" adayı değil miyiz? Hepimiz katil olmaya aday birer bebek değil miyiz?
Yaşasın hayali ihracatçılar, vergi kaçakçıları, hortumcular, envai türden mafyatik oluşumlar, haksız kazançlar, gasplar, kapkaçlar, tüm antidemokratik yasalar, tarikatlar, "yaratılış teorisyenleri"…
Kahrolsun ahlak, iyi niyet, dayanışma, empati, vicdan azabı, yürek sızısı…
Türkiye'nin yeni sloganları bunlar!
Ne demiş atalarımız: "Gemisini yürüten kaptandır." Ve dahi "her koyun kendi bacağından asılır" ilaveten "devlet malı deniz yemeyen domuz"…
Sonuç olarak, "ben anlamam sağdan soldan, ekmeğime bakarım abi!"

Ölüm yıldönümünde güvercin yüreğinin tedirginliğini üzerimizde daha çok hissettiğimiz Hrant'ı unutmadık; unutmayacağız!

19/01/2008

hasan@mavimelek.com

Başa dön

Editör'den

Editör'den - "Dehanın Hükmettiği Tek Amerikalı Yazar: William S. Burroughs"

Editör'den - "İşkencecilerinizi Seviniz; Zira Başka Şansınız Yok (mu)!"

Editör'den - "Yazmak Üzerine Pencere"

Editör'den - "Ölümünün 44. yılında Aldous Huxley…"

Editör'den - "Kendi Dininin Peygamberi ve Müridi"

Editör'den - "Hâlâ Tepebaşı'nı Özlüyoruz"

Editör'den - "Hastalıklı Yaratıcılık ya da Chuck Palahniuk"

Editör'den - "Geç Gelen Mutluluk: Bir Yazarın Türkiye Macerası (Nick Hornby)"

Editör'den - "Bir Put Kırıcının Olgunluk Çağı / Irvine Welsh"

Editör'den - "Sisteme Direnen Şair"

Editör'den - "SimSiyah Kitaplar Her Cebe Sığıyor"

Akın Olgun / Avrupa Ajansı (Röportaj) - "Mavi Melek Sınırları Aşıyor..."

Editör'den - "Milliyetçilik ve Dil"

Editör'den - "Gündemin İçinden"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? III"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? II"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz?"

Editör'den - "Cümle Kapısı Edebiyat"

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics