MaviMelek
"Yoktur sözle çözülmeyecek düğüm, / "dâvaları halletmez ölüm, / hayatı paylaşalım!…" - "Davet" / Nâzım Hikmet

[Gündem]"Necati Güngör ile Yazmanın Öykü Hali" | Tuğçe Ayteş

Necati Güngör

"OLMAZ KURGU OLMADAN,
ODUR ÖYKÜNÜN RENGİ"

Aldım klavyeyi elime
Başladım söylemeye.

Necati Güngör, Malatya'da doğar.
İnsanlar inanmaya çok müsaittir o zamanlar.
Büyür halk hikâyeleri, masallar, efsaneler ve destanlarla.
Daha okuma yazma öğrenmeden dolar kulakları bunlarla.
Anlatır da anlatır annesi, babaannesi.
Aslında vardır herkesin söyleyecek bir hikâyesi.
Malatya'da “sözel kültür”ün vardır ayrı bir yeri.
(Malatya'daki sözel gelenek hem etkilemiştir Kemal Tahir'i.)

Askerlik, savaş, gurbet anıları…
En makbulü kişiye göre süslenerek anlatılanları.
Varmış kendileriyle dalga geçerek anlatan mizahçılar.
“Birbirlerini kusurlarıyla da seviyorlarmış” oradaki insanlar.
Dönme dolap yerine yanlışlıkla geneleve gittiğini anlatan bir teyze,
“Hayatı bir ağıt halinde, kocasını anarmış” o vefat ettiğinde.
Okumayı huy edinmiş abisi ve teyzesinin çocukları.
Varmış evde bir sandık dolusu Varlık Yayınları.
Cumhuriyet gazetesi okurken görürmüş aktar olan bir akrabasını.
İlk tanıştığı eserlerden birisiymiş Yunus Emre Divanı.
Dil zenginliğini almış annesinden.
Atasözlerinden, deyimlerden…

Necati Güngör - Hasan UygunMalatya'daki kapalı kültür etkisini hissettirirmiş her yerde.
İnsan ilişkilerindeki inceliklerde.
Bir tabak yemek gönderildiğinde gece,
Kapılar hafifçe çalınırmış elden geldiğince.
Hiç yokmuş insanlarda gösteriş,
Hatta ayıp sayılırmış nümayiş.
“Paradan, fakirlikten, zenginlikten konuşulmazmış bir araya gelince.”
Bu konulardan bahsedip durmak sayılırmış erdemsizce.

Kasapmış babası,
İşinin yeriymiş esnaf çarşısı.
Geçerliymiş lonca geleneği,
İmza atmak saymakmış söz vermeyi.

Ortaokulda Malatya'da çıkartmış iki şiir kitabı.
Fazlasıyla teşvik edermiş onu okuldaki hocaları.
Devamı gelmiş Oluş dergisinde öyküleri yayımlanarak.
Matbaaya danışmış, ardından babasından elli lira borç alarak.
Babası ona parayı vermiş cömertçe,
Ama gidip de harcasın istememiş şiire.
Şiire başlayınca okumuş şairleri.
Çocukken “biraz yabancı” gelmiş Yunus Emre'nin dili.
Karacaoğlan'ı pek çok severdi.
Bir de Cahit Külebi'yle Nâzım Hikmet'i.
Nâzım'la tanışınca olmuş “duvara çarpmış” gibi,
Hissetmiş “Nâzım'dan daha iyisi yazılamaz” gibi.
Papirüs dergisi, Yeni dergi ve Ece Ayhan.
Şiirden önce denemiş roman.

Büyüyünce gazeteci olma isteğiyle,
Sürekli yazılar yollamış gazeteye.
Lisede çıkartıyormuş edebiyat dergisi.
Varmış edebiyat hocalarından daha fazla bilgisi.
Behçet Necatigil, yazmış onun Malatya'daki Oluş dergisinde çıkan ilk yazılarını.
Necati Güngör anıyor Oluş dergisini çıkartan arkadaşının eleştirilerinin yapıcılığını.

Militan olunca edebiyatı küçümsemiş arkadaşlarının kimisi.
Ama onun elinde varmış Kafka'nın Değişim'i.
Varmış kimisinin aşk ve edebiyat konusunda bağnazlıkları.
Halbuki Deniz Gezmiş dahi okuyormuş Varlık Yayınları.
“Silahlarının yanında vardı kalemleri.”
Bulunurdu Che gibi günlük tutanları.

Bir hikâye yarışması açmış Oluş dergisi,
Onun hikâyesi olmuş yarışmanın birincisi.
Yansıma dergisine gönderdiği hikâyeyi saklamışlar özel sayıya.
Yazmasının devamı gelecek mi öğrenmek için götürmüşler meyhaneye.

O dönemde baba yazarlar esirgememişler onun öykülerini eleştirmeyi.
Türk edebiyatı için kayıp sayıyor o geldikten sonra ölen yüz-yüz elli kişiyi.
Behçet Necatigil her edebiyatçı hakkında dosya tutarmış.
Onunla hiç tanışamamış, Haldun Taner'le de konuşamamış.
“Kemal Tahir'le aynı dönemde yaşayıp”
Diyor “tanışamamak büyük kayıp.”
Yolları Hulki Aktunç'la kesişmiş Yansıma dergisinde.
Ayrıca onunla birlikte çalışmışlar ilk işinde.
Bir şans iyi arkadaşlarla tanışması.
Onu tuttular Bekir Yıldız'a1 karşı.

Günışığı Kitaplığı'na yazmış bir kitap yedi hikâyeden oluşan.
Diyor ki “İlk kitap kadar olmasa da her kitapta yeni bir heyecan.”
On-on beş yazı çıkmış ilk kitabı hakkında.
En son üçlü kitabı yayımlanmış Adam Yayınları'nda.
Epey olaylı çıkmış ikinci kitabı,
Bir buçuk sene beklemiş basılmayı.
Milliyet Yayınları'ndan Ülkü Tamer demiş “Satılmaz ama yayınlayayım.”
Necati Güngör çok kişi gibi heves etmiş, kendi yayınevini kurmaya.
Yeryüzü Yayınları basmış sekiz yüz adet bir tek kitaptan.
Ancak Türk Dil Kurumu Ödülü alınca olmuş talep.
O dönemde tanışık değilmiş jüriden kimseyle.
Daha sonra arkadaş olmuş Cemal Süreya'yla.

Gazetecilikten para kazanmaya başlayınca okulu asmış.
Bu işte profesyonelleşince her gün yazmaya başlamış.
Sabah altıda kalkıp, sekize kadar yazısını yazıp okurmuş dokuzda toplantıda.
Öğleden sonra da röportaja; teypten çözmezmiş, unuttuklarını dökermiş kâğıda.
Hukuk fakültesinden vermişler “uyduruk bir diploma”.
Yazı hayatı insanı beslemiyor, şimdi olsa hukuku etmezmiş feda.
Selim İleri'nin ailedenmiş geliri.
Hulki Aktunç'un iyiymiş reklam işleri.
Orhan Pamuk başlamış hikâyeyle,
O da idare etmiş aile geliriyle.

Gülerek diyor: “Hikâye değil mi, yaz git.”
Ama önce insanın kafasında olmalı müsbit.
“Benim içime sinmeli, ben inanmalıyım.”
Böyle olmalı öyküye giden her adım.
Hatırında hâlâ hukuk okurken Adli Tıp'ta verilen dersler…
“Adli Tıp'ta öldü zannedilip tabutta havasızlıktan ölenler…”

Öyküleri okunduktan sonra “Sen artık romana geç,” denmiş yetmişli yıllarda.
Ama ona göre insanın başka bir işi olmamalı devam edebilmek için romanda.

Bir sözlük hazırlıyormuş yeme içme üzerine.
Açıklamalar getirecekmiş yabancı yemek isimlerine.

Çocuk öyküsünden çok kahramanı çocuk olan öyküler…
Necati Güngör, bu öykülerde hayvan sevgisini işler.
Türkü Getiren Kuşlar adlı kitabı çıkmış Günışığı Kitaplığı'ndan.
Teklif almış bu konularda yazması için Kültür Bakanlığı'ndan.

Tarih boyunca “Hayvan insanın mağduru olmuş.”
“Savaşlar, dinler” derken pek çok hayvan katlolmuş.
“Hayvan hakları insan haklarından daha önemli.”
Çünkü insan dediğin canlı nasılsa savunur kendini.
İstanbul'da hayvanlar içemiyorlar dahi bir yudum su.
İstanbul kuşların göç yolu, göçmen kuşlar gelmez oldu.
(Hayvanların insanlardan fazla hakka sahip olduğu yegâne yer BÜ Fen Edebiyat Fakültesi,
Öğretim üyelerinin desteğiyle kediler neredeyse mafya kuracaklar, yoktur bence ötesi.)
Necati Güngör üzülüyor, nesli tükenen kuşlar var, Manyas'a akmış deterjanlı sular.
(Lisede Birecik'e gittiğimde çiftleştikleri için maalesef göremediğim kelaynaklar…)

Peki, genç yazarlar ne yapmalı?
“Kendinden öncekileri okumalı.”
Olmaz kurgu olmadan, odur öykünün rengi.
Sait Faik misali yazmak da kurgu, içinden geldiği gibi.
İyi bir öykünün olmalı hiç anlatılmayan bir konusu, hiç kullanılmamış bir dili.
Öyküye bakar bakmaz kimin olduğu anlaşılıyorsa, odur yazarın orijinalliği.

Var beğendiği genç yazarlar:
Cemil Kavukçu, Hürriyet Yaşar.
“Bugünün öyküsünde perspektif sorunu var.”
Onun döneminde hayata bakarlardı sınıfsal.
O zamanlar yazılırdı işçi sınıfı hikâyeleri.
Günümüzde yazanların yok hiç idealleri.

Otuzlu-kırklı yıllarda hikâye kitaplarında rekor.
Ellili yıllarda bu kitaplara yenileri ekleniyor.
Seksenli yıllarda konularda oluyor kayma.
Moda oluyor feministlik, kadın hikâyesi yazma.
Öykü böylece kapanmış içine.
Yazmak dönmüş magazine.
Tuna Kiremitçi'nin bir romanında “insanlar ne kazanıyorlar, ne yiyip içiyorlar”
Hiçbirisi anlatılmıyor, insanlar “devamlı seks yapıyorlar.”
“Edebiyat değil bir intikam alma aracı.”

Dünyada değişiyor edebiyat ihtiyacı.
Çok umutlu değil edebiyatın geleceği hakkında.
Teknolojik gelişmeler bırakıyor edebiyatı ardında.
Bu gidişle yazılı basının yerini,
Alacak görünüyor internet siteleri.

Klavye dillendi.
Söyleşi söylendi.
~~~

1 Bekir Yıldız (d. 1933 - ö. 1998 ) Türk öykü yazarı. Urfa'da doğan Yıldız'ın bazı hikâyeleri senaryolaştırıldı. 1971 yılında Kaçakçı Şahan eseri ile Sait Faik Hikâye Armağanı'nı aldı.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Bekir_Y%C4%B1ld%C4%B1z_(yazar)

~~~
Kısa Biyografi:
1949'da Malatya'da doğan Necati Güngör, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okuduğu yıllarda yayımlanan öyküleriyle edebiyat çevrelerinde ilgi gördü. 1979'da Sevgi Ekmektir ile Türk Dil Kurumu Hikâye Ödülü'nü, 1990'da Sinema Kuşu Sevgilim ile Ömer Seyfettin Öykü Ödülü'nü aldı. Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü'nün yanı sıra Türkiye Jokey Kulübü'nce Yılın Ropörtajcısı ödülüne değer görüldü (1990). İstanbul'un çeşitli semtlerini tarihsel açıdan, nostaljik bir duyarlılıkla anlattığı yazılarını, Bir Taşralının İstanbul Nostaljisi (1990) adlı kitabında topladı. Bu Sevda Ölmek (1983), Unutulmaz Bir Kadın Resmi (1986), İyiler Genç Ölür (1998), Hikâyemde Hayvan Var (2002) ve Üsküdar'a Gidelim (2003) adlı öykü kitapları dikkati çeken Güngör, çocuklar için de Babamın Sedefli Çakısı (1990), Masal Kuşu (1992) ve Papatya Gelin (2004) adlı kitapları yazdı.

~~~
Sayı: 41, Yayın tarihi: 16/10/2009

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics