MaviMelek
"Ölüm ardıma düşüp de yorulma / Var git ölüm bir zaman da gene gel / Akıbet alırsın komazsın beni / Var git ölüm bir zaman da gene gel" – Karacaoğlan

[Editör'den] "Hikâyeye Gönül Bağlamış Bir Usta: Necati Güngör" | Hasan Uygun

Sevgi Ekmektir | Necati Güngör

"HER KİTAP BİR MACERADIR ÇÜNKÜ"

Toplum gerçekçi edebiyat damarımızın önemli temsilcilerinden biri olan Necati Güngör, birkaç ay öncesine kadar Galapera Sanat'ta öykücü Jale Sancak ile sürdürdüğümüz “Ustalarla Yazmanın Öykü Hali” soruşturma dosyamızın son konuğuydu. Bir öyküsüne yer verdiğimiz bu sayımızda, ayrıca söyleşiyle ilgili değerlendirme yazısı Tuğçe Ayteş'in kaleminden yerini aldı.

Masalların, dilden dile aktarılan halk hikâyelerinin, yerelde boy veren kimi zaman zorlu, kimi zaman renkli yaşamların, önemlisi bir insan laboratuvarı olan esnaf çarşılarında sürdürülen lonca geleneğinin, ticarette dürüstlüğün, erdemin tanıklarından biri Necati Güngör. Tanıklığın ve sözel kültürün önemli bir yeri olan öykülerinde ağırlıklı olarak çocuk kahramanlara yer verirken, çocukluğun hayal dünyasına da götürür sıkça okurlarını. Deyimlerin ve atasözlerinin günlük dilde çokça kullanıldığı, insan ilişkilerinde inceliğe önem verildiği, kusurların yüze vurulmadığı, gösterişin ayıp sayıldığı, fakirlik ve zenginlikten konuşulmayan yıllardır Güngör'ün çocukluğunun yılları.

Doğum yeri, çocukluğu ve ilk gençlik yıllarının kenti olan Malatya'da tanışır ilk kez edebiyatla. İlk macerasına da burada atılır doğal olarak. Büyüyünce gazeteci olmak hayaliyle romanlar, şiirler ve hikâyeler yazmaya çalışır daha ilkokul yıllarında. Ortaokul sıralarındayken ise, iki şiir kitabını yayımlatır kendi imkânlarıyla. Ancak içine öykü hevesi düşünce, bir daha dönmez şiire…
Karacaoğlan, Yunus Emre, Cahit Külebi, Orhan Kemal, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali ve Maksim Gorki ilk tanışları. Ama Kafka da okumuş lise yıllarında; Varlık ve Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları tarafından Türkçeleştirilen klasikleri de.

Dergilerde öykü yayımlatma macerası da çok erken yaşlarına tekabül eder. Lise yıllarındayken, Malatya'da yayımlanan Oluş dergisinde yer alır ilk öyküleri. Hatta derginin düzenlediği bir yarışma da birincilik ödülüyle birlikte yazma cesaretini güçlendiren olumlu eleştiriler de alır.

Televizyonun günlük hayatı henüz işgal etmediği, sinema salonlarının dolup taştığı, memleketin en ücra yerleşim birimlerinde bile Yılmaz Güney filmlerinin oynatıldığı, toplumsal uyanışın yaşandığı yıllardır Necati Güngör'ün ilk gençlikten yetişkinliğe geçtiği yıllar. Yaşadığı dönemin izleri vardır doğal olarak yapıtlarında. “Her şeyin başı taklittir” diyor söyleşimizin bir yerinde doğallıkla. Döneminin edebiyat ve sanat ortamından etkilenmemesi beklenemez yine aynı doğallıkla. Fakat aynı dönemde, silahlarının yanında defter ve kalemi de eksik etmeyen bir kuşak vardır. Karşılaşır, tanışır, tartışır, eleştirilere maruz kalır yeri geldiğince…

Necati Güngör“Sol hikâyeler yazmaya çalışırdık” derken, öte yandan da toplumcu gerçekçi yazının dayatıldığı yıllar olarak tanımlıyor Malatya'dan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne başladığı 1970'li yılları. O dönemin rüzgârında, başka bir şey yazılamazmış gibi bir algı hâkimdir genç yazarlarda. Ardı ardına bu anlayışın eserleri yer bulur kitapçı vitrinlerinde. Genellikle çalışan, ekmek kavgası veren insanların yaşayışlarını dile getiren öyküler yazar Necati Güngör de. Toplumcu anlayışı sürdürür öykülerinde.

Hukuk Fakültesi yılları, aynı zamanda İstanbul'daki edebiyat ortamını tanımaya, yavaş yavaş ulusal ölçekte yayın yapan dergilerde öykülerini yayımlatmaya, eleştirmenlerin ilgisini çekmeye başladığı yıllardır. Yansıma dergisinin hikâye özel sayısında yer alır ilk öyküsü. Kendi deyimiyle, ilk kez “baba yazarlar”la yan yana yayımlanır öyküleri. Yakın çevresinden, arkadaşlarından artık kitabını yayımlatması gerektiği konusunda uyarılar, teşvikler almaya başlar böylece.

Ağa baskısı altında, ekonomik güçlüklerle boğuşan kırsal kesim emekçileriyle toprakları ellerinden alındığı için büyük kentlere göç etmek zorunda kalan yoksul insanların hayatlarının öne çıktığı Yolun Başı 'na gelir böylece 1973 yılında. Tabii ilk kitabının yayımlandığı 1973 yılından (ortaokul yıllarındaki maceralarını ayrı tutuyoruz tabii) 2009'a gelindiğinde, yayımlattığı onlarca kitabına rağmen hâlâ aynı, o ilk kitaptaki heyecanı görmek şaşırtmadı bizi Necati Güngör'de; yayımlacak yeni kitabının müjdesini verirken. “Her kitap bir maceradır çünkü” diye ekliyor ardından.

On-on beş tane tanıtım yazısı çıkar dergilerde ve gazetelerde ilk kitabının ardından. Demirtaş Ceyhun özel bir ilgi gösterir öykülerine. Milliyet Sanat'taki yazısında, “Necati Güngör isimli bir gencin hikâyesini okudum. Kumaşı çok sağlam.” diye not düşer.

Ancak inişli çıkışlı bir maceradır her kitap yine de… Sevgi Ekmektir isimli ikinci öykü kitabı, bu maceranın iniş kısmına götürmüş gibi görünse de Necati Güngör'ü, hatta kendi imkânlarıyla yayımlatmak zorunda kalsa da, çıkışa geçmesi çok zaman almaz. Jürisinde Salah Birsel, Cemal Süreya gibi isimlerin yer aldığı TDK Ödülü'yle tekrar dikkatlari üzerine çekmeyi başarmıştır kısa bir süre sonra. Öyle ki ikinci baskısıyı bile görür kitabı.
Yazmak aşkı uğruna bir fakülteyi feda ettiğini belirtiyor söyleşinin bir yerinde. Ve “Bugünkü aklım olsaydı yapmazdım” diyor, yazının insanın karnını doyurmadığı ekleyerek.

Kırk yılı aşkın yazı serüveninde, hikâyede ısrar eden bir yazar Necati Güngör. Zaman zaman yakın çevresi tarafından roman yazması konusunda teşvik edilmeye çalışılsa da romanı çok ciddiye aldığını bu yüzden sadece öyküde direndiğini belirtiyor. “Roman yazması için bir yazarın başka bir işi olmamalı,” diyerek yazarlık dışında geçinmek için başka işler yapmak zorunda kaldığına da vurgu yapıyor.
Ancak öyküye/hikâyeye dair düşünceleri sorulduğunda, bunu bir hafifseme olarak değil, ama yılların vermiş olduğu bir birikimle ve gayet açıklıkla gülümsüyor: “Hikâye değil mi, yaz gitsin!”
Oysa yazılacak daha çok hikâye vardı, yıllar yılı kafasında taşıdığı, biriktirdiği, anlatmak için henüz zamanı gelmeyen. Soluksuz bir macera onun için yazmak, yer yer uğranılacak duraklar olsa da kesintisiz bir yol…

Yolu öyküden geçen her edebiyat severin hikâyelerinde mutlaka kendinden, kendi çocukluğundan izler bulacağı ruhu çocuk bir usta o. Kaleminin hep genç kalması dileğiyle…
~~~

Sayı: 41, Yayın tarihi: 17/10/2009
hasan@mavimelek.com

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics