MaviMelek Edebiyat
"Ayrılık sabahı ne kadar beyaz / Ölümün hüzünlü arkadaşı kar / Bana ütülü bir çarşaf hazırlar / Bir karanfil tam yüreğimin üstünde" Ayrılık / Onat Kutlar

[Gündem]"Onat Kutlar Kendini Anlatıyor" | A. Handan Yalvaç Kaplan

Onat Kutlar

"LORCA ÖLDÜRÜLDÜĞÜ YIL DOĞDUM"

Alçakça bir terörist saldırı sonucu Onat Kutlar'ı, ne yazık ki 11 Ocak 1995'te kaybettik.
Ondan, kendisini biraz olsun bizlere anlatmasını istedim:
"Beni en çok şaşırtan olay, günün birinde, iki insanın sözlerimi aynı dilde birbirine çevirirken benim kullandığım sözlerle yeni ve üçüncü bir dil oluştuğunu görmem oldu. Çünkü eninde sonunda iki taraf arasında bulunan ben de, bir dille konuşuyordum.Ve bu dil, öbür ikisinden farklıydı. İki insan, iki topluluk, ya da yeryüzü ile insan arasında yeniden üretilen bir dil.
Şimdi kimi zaman düşünüyorum. Acaba edebiyat denilen şey bu mu?…" (Çevirmen, Bahar İsyancıdır, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2003)

"İshak'ı yirmi yaşlarındayken yazdım. Büyük kente yeni gelmiş bir taşralıydım o sırada. Bere'den ve kaşe kumaşlardan hoşlanır, Faulkner'ı Fransızca'dan, Hafız'ı Farsça'dan sökmeye çalışır, Goldberg çeşitlemelerini severdim. Ama Kadırga Yurdu'nun "Sibirya Koğuşu"nda, Arabın kahvesinde gürültü ve soğukta yazdığım öyküler hep çocukluğumun kentiyle ilgiliydi: Antep."
"Hep bu garip gözleri. O iki parıltı, sarsıntısız görünen hayatımızın gizli bir köşesinde karanlık iki iğne deliğidir. Öbür yanına sonsuz bir görüntü evreni iletiyor. Bir anlam piresi gibidir İshak. Uzak yerlere atlar. Ama hep bu daldan yeryüzünü gözetler, Onu çok eskiden buldum. Kolayca tanıştık. Bu tümseğin eski günlerini de biliyor. Bana anlattı. Dinlemek istersin değil mi! Yo.. yo… gülme! Hakkımda neler düşündüğünü biliyorum, ama açıklamanı istemem. Biliyorum. Neyse. Bu tümseğin eski günleri. O, çürümüş, eski bir kıta gibi buraya gömüldü. Bu çizgi geniş bir çöküntünün ve karın altını dolduran boz toprak, uzun bir yangının artığıdır. Bu felaketler, bu görünmeyen nehir nice zaman yakınımızdan gürültüyle geçti. Kimse duymadı onu. İşte şimdi bu batık evren, boynumuzun ucu görünen dev bir öküz gibi toprağın altında derin soluklarını deniyor! Dinle! Duyuyor musun?" (İshak, 1. Baskı; A Dergisi Yayınları, 1960; son baskı; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2005)

"Öylesine uzaktır ki Anadolu kimi aydınlarımıza, onlara bir Avrupa tadı verir. Yakın olmadıkları gerçeği değiştirilmiş sanırlar. İshak'ı on yedi yıl önce çok erken, on yedi yıl sonra da çok geç yargılayan kimileri, Alaybeyi'nin udçusunu Kafka'nın Prag'ından, Horozlar'ın Büyükannesini Mansfield'in Yeni Zelanda'sından, Hacıköprü'nün çiftçisini Camus'nün Oran'ından getirilmiş sandılar. Ne kadar kötü okuyorlar Yunus'u, Orhan Kemal'i, Yaşar'ı…" (İshak, önsöz)

1960'dan başlayarak Meydan, Yeni Sinema, Milliyet Sanat, Papirüs gibi dergilerde yayınlanan sinema yazılarını bir araya getirir.
"O gün Ursulines Sokağı'ndan geçmeseydim ya da bir western izlemeye gitseydim ne olurdu bilemem. Ama, şurası açık ki Yaban Çilekleri, yaşamımı derinden etkiledi. Sinemanın tıpkı büyük romanlar gibi etkileyici evrenini ve gücünü tanıttı bana. Ve bir yaşamla hesaplaşmanın ne demek olduğunu.
Quartier Latin'in caddelerinden birinden bir sokağa saptık. Bir küçük alanı geçtik. Bir başka Sokağa girdik. Ursulines'di adı. Küçük bir sinemanın önünde durduk. 'İşte bir Bergman!' dedi Hüseyin (Baş). 'Buna mı girelim, yoksa bir çete filmi mi bulalım?' İkimiz de 'çete' de-diğimiz kovboy filmlerini seviyorduk. Ama o anda, yaşamımda bir dönüm noktasını oluşturacak rastlantıdan habersiz, yalnızca hiçbir filmini görmediğim Bergman konusundaki merakımdan, gişeye ilerledim: 'Deux places s'il vous plait' Küçük, karanlık salona daldık. Az sonra filmin adı belirdi perdede: Les Fraises Sauvages (Yaban Çilekleri).
Yaban Çilekleri, herhangi bir izleyici için, çok yaşlı bir bilim adamının, yaşamıyla, ölümden geriye doğru, yeniden karşılaşmasıdır. Yaşamın anlamı üstüne derin bir arkeolojik araştırmadır. Oysa genç bir insan bu filmi seyrederken gelecek üstüne bilgiler edinir. Bir bilim-kurgu başyapıtı gibi. Yirminci yüzyıl insanının özlemlerini, tutkularını, aşklarını, kıskançlıklarını, korkularını, yabancılaşmasını, pişmanlıklarını tüm psikolojik karmaşıklığı içinde izleyip bundan kendi özel yaşamımız için ipuçları elde etmemek mümkün mü? Bu filmi, oradaki sonsuz gençlik duygusunu, işte o günlerde, Malte Laurids Brigge'nin bıçağı ve tanrısı gibi kendimin kılıp yaşamıma mal ettim. İnsanın bir tanrısı olsun da kullanmasın, mümkün mü?" (Sinema Bir Şenliktir, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2004)

12 Eylül 1980 sonrasında Yeter ki Kararmasın ve Bahar İsyancıdır arka arkaya yayınlanır.
"Baharı simgeleyen kuşlar gibiydiniz. Her türden, her cinsten. Yoksul ve kerpiç köy evlerinin kırlangıçları da vardı aranızda, kentlerin yeniyetme horozları da. Bozkır turnaları, dağların kartalları, şahinleri, sokakların gösterişsiz serçeleri, açık deniz martıları. Sanki aynı nisan mayıs güneşlerinin aydınlığı ile ışırdı yüzünüz. Bu yüzden birbirinize benzerdiniz gene de. Gözlerinizdeki şaşkınlık, merak ve umuttan tanırdık sizleri. Bir de aranızdaki sınıf farklarını silen giysilerinizden. Kız erkek, kadife pantolonlar, kotlar giyerdiniz. Ayaklarınızda hem ucuz hem pratik botlar, lastik ayakkabılar. Bir kazak, bir mont ya da bir parka gecenin ayazında si- zi sıcak tutardı. Büyük kentlerin sokaklarını doldururdunuz. Günün tuhaf saatlerinde. Sabahları ortalık henüz alacakaranlıkken, ya da geç vakit, gece yarıları. Ellerinizde kitaplar, çantalar, banliyö istasyonlarına çıkan dar yollardan, otobüs duraklarından tartışarak geçerdiniz. Durmadan tartışırdınız. Kaldığınız evler ve yurtlar okullarınız, gittiğiniz kantinler ve lokaller yaşadığınız kent, ülke ve yeryüzü sanki büyük bir forumdu. Durmadan yer değiştirirdiniz. Bilinmez bir içgüdüyle ağaç dallarında sürekli yer değiştiren sakalar gibi. Yeryüzünü de aynı hızla değiştirmek isterdiniz. Kolları ve paçaları tarazlanmış, hızlı boy attığınız için kısalmış giysilerinizin ceplerinde pek para bulunmazdı ama gene de kitaplar satılır, tiyatrolar, sinemalar dolardı.
Sokaklarda, arabalarda, gece kulüplerinde ve diskotek kapılarında, lüks semtlerin sinemalarında giysileri, tavırları, gülüşleri sizlere benzemeyen bir sürü genç insanla karşılaşıyorum. Özellikle benim sık sık gittiğim sinemalarda. Ama sizleri göremiyorum. Filmleri ve yeryüzünü doğru dürüst tartıştığımız yok. Ne oldu size? Nerdesiniz?.." (Yeter ki Kararmasın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2003)

"Bir gün ülkemize garip bir yabancı geldi. Bir keşiş, bir gezgin ya da bir derviş. Yaşı belirsizdi. Ve üstünde bilinmeyen bir zamana ait giysiler. Kireç badanalı konuk evimizde, sırtını pencerenin güz ışığına yaslayarak oturdu ve su içti. Gözleri tuhaf bir ışıkla parlıyordu. İki zamanlı ölü dillerden biriyle konuşuyordu. –Ölü dillerin gelecek zamanı yoktur.– Güçlükle anladık. 'Size bir sır vermeye geldim,' dedi. Kulak kesildik. 'Boşuna uğraştınız bunca zaman, duvarı aşabilmek için. Ben aşmadan gittim oraya. Eski yollardan ve çok uzun sürdü. Daracık geçitlerden, uçsuz bucaksız vadilerden, su yollarının karanlıklarından geçtim. Sonunda ulaştım duvarın arkasına. Gördüklerimi sizler de bilesiniz istedim…' Durdu. Bir yudum su daha içti. Ve sözcüklerin üstüne basa basa şunları söyledi: 'Orada da bir halk var. Tıpkı sizin gibi. Ve hepsi dönmüş, sizin aşmaya çalıştığınız duvara bakıyorlar. Aşıp sizin tarafınıza geçmek için…'
Ve işte yine eylül. Geleceğin duvarı önünde duruyorum, kaygılı, sabırsız. Üstümden küçük kuşku tohumları karışmış altın renkli polenler uçuşuyor. Bir türlü bastıramıyorum yüreğimdeki ozanın sesini 'Bahar İsyancıdır'…" (Bahar İsyancıdır, 1. baskı 1986, De Yayınları; son baskı, 2003, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)

"Terör, Herkesin Kaybettiği Tek Oyun" ölümünden kısa bir süre önce 28 Ağustos 1994'de Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde yayınlanır.
"Andre Chenier'nin öldürülmesi ile ilgili söylenceler vardır. Bunlardan birine göre ünlü şair kafasını demirin aralığına koymadan önce bağırmış: Bahar İsyancıdır | Onat Kutlar'Bu kafada bir şeyler vardı!'
Evet. Her öldürülenle bir evren yok edilir.
Hiçbir kutsal amaç, hiçbir ideoloji, hiçbir hak, hiç öfke, hiçbir yetki doğrulamaz öldürmeyi.
Kralın ve soyluların gaddar köpekleri kadar, halkın temsilcileri, dağlılar da düşünmelidirler bunu.
Günlerdir çıkıp İstanbul'un sessiz ve eski sokaklarında dolaşmak istiyorum.
Hava ağır ağır serinliyor. Eylül geliyor. İyi güz günleri. Barış…
Ama çıkamıyorum. Nereye yürüsem ayağıma kan bulaşıyor.
Terör içindeyim. ("Herkesin Kaybettiği Tek Oyun", Gündemdeki Konu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2005)

"'Kokuyu duyuyor musun? Sanki bir yerlerde yasemin var. Dokuz yıl önce duvarın kıyısında yaseminler vardı, onların kokusu,' dedi. 'Ama bu ben doğmadan önceydi,' dedim. 'O sıralarda büyük bir kış fırtınası oldu. Bahçeyi temizlemek zorunda kaldılar' dedi Ada. 'Bana bunu anlatmanı istiyorum.' Bir an konuşmadı, ay ışığının vurduğu sıvalı duvara baktı, sonra cevap verdi: 'Yaseminin hayalet çiçek olduğunu büyüyünce öğrenirsin.'
Bugün 5 Haziran 1983. Federico Garcia Lorca 85 yıl önce bugün doğdu. Endülüs'te, Granada kentinde. Ve benim doğduğum yılın, 1936'nın Ağustosunda, henüz 38 yaşındayken, en verimli çağında. Franco'nun adamları tarafından kurşuna dizilerek öldürüldü. Alfacar'la Viznar arasında, yol kıyısında bir yamaçta. Ölüsü 20 Ağustos'ta bulundu. Gülümsüyordu.
'Gülüyor musunuz?' 'Elbette. Eskiden de gülerdim. Daha doğrusu bugünkü gülüşüm dünkü gülüşümün aynı. Kır çocukluğum gülüşü, orman çocukluğumun. Bu gülüşü koruyacağım her zaman. Her zaman, ölürken bile.'
Lorca, ölümünden bir yıl önce yapmıştı bu söyleşiyi. O gülüşü, yeryüzündeki tüm haksızlıklara rağmen bugün de aynı tutkuyla sürdürüyoruz. Ölüme rağmen. Diyordu ki Lorca: 'İspanya'da bir ölü, yeryüzünün hiçbir yerinde olamayacak kadar canlıdır: Yüzünün profili bir ustura gibi keser geleceği…'
Lorca öldürüldüğü yıl doğdum ben. Avlumuzun karanlık mutfağının önünde, duvarda kocaman bir yasemin ağacı vardı. Daha birçok avluda olduğu gibi." ("Granada", Yeter ki Kararmasın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2003) dedi.

Kendisine sonsuz teşekkürler…

Sayı: 34, Yayın tarihi: 18/01/2009

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2009 MaviMelek            website metrics