MaviMelek
Yüxexes
"Olabilir desinler; ama olur demesinler." Cicero

"Parçalanma" - Leyla Süslü

Parçalanma

"ÂDEMİN KABURGA KEMİĞİ"

Sigara dumanı ile sarılı Butterfly'a giriyorum. Göz gözü görmez ortamda yüksek volümlü müzik ve çok sayıda içki ile kendinden geçmiş bir grup erkek ellerinde bira ortada dans eden kadının daracık kotundan fışkıran kalçalarını seyrediyor. Siyah saçlı kadının kırmızı rujla belirginleştirdiği dudakları hafifçe aralanmış. Gözleri yuvalarından fırlamış erkeklerin ilgisinin farkında olan siyah saçlı kadın fileli çorabını saran ince topuklu siyah çizmeleri, büstiyerinden taşan göğüslerinin salınımı ile tavan yapıyor. Dünya umurunda değil. Gözlerini sıkı sıkı kapatmış. Ara sıra gözlerini açıp çevresini kuşatmış topluluğa bakıyor.

Oyun başladı. Bir kahkaha atıyorum. Siyah saçlı kadın insanlığının bir bölümünü unutursa kuşkusuz ertesi sabah mutlu uyanacaktır. Salt içgüdüden ibaret olduğu yanılsaması içinde dolaşan yığınlardan bir birey olma hakkı kazanacaktır. Tüketim çılgınlığına kapılmış insanın nesneleştiği kentlerde bir gecede tüketilen ilişkilerden habersiz daldığı gece alemlerinde nesnenin nesneyi yaratışına aşama aşama şahit olacak ama yinede deyip bir gecenin sonunda uyandığında kendisine sıkı sıkı tutunmuş bir beden arayacak.

Muhtemelen hiç aranmayacak bir telefon numarası ya da sessizce verilen kartvizitlerle dolu cüzdanında bu adam beni neden aramadı ki diye kendi kendine çok soracaktır. Ertesi sabah kuşkusuz adamın yetişmesi gereken bir toplantı ya da eve gelen bir temizlikçi kadın olacaktır.

Çoraplarını hızla arayıp giyinen adamın hızına kadın hayretle bakacaktır.

Sevgi, sadakat, güven duygusundan bi haber çıtır, uzun, kısa, koca memeli, koca kalçalı, büyük vajinalı, dar vajinalı, entel, ev kadını, fahişe, iş kadını, avare kadın tiplemelerini tek tek kontrol edecek bir grup erkek, siyah saçlı kadının kırmızı ojeli uzun tırnaklarını belirginleştiren kol hareketleriyle daha da hareketleniyor. Bu erkekler kafalarında şablonlaşan kadın tipolojisine aykırı kendilerine benzeyen bu kadınlara hırsla bakıyor. İkiyüzlü kafalarında ananelerine uygun saf, bakire, genç, çalışkan kadın yatarken öte yandan ortalıkta kendileri gibi dolaşan kadınların varlığı işlerine geliyor. Barda üç birayla tavlayabileceği kadınlar cirit atarken neden olmasın? Alan da memnun veren de! Ertesi gün adını sanını hatırlamayacağı gece iyi geçmişse belki bir iki kere daha aranacak, eğer kötü geçmişse hiç aranmayacak numaralarla dolu telefonlarını itina ile ceplerinin en derin köşesinde saklayarak her şeyin mubah olduğu bu ortamda söyledikleri yalanlarla yatağa attıkları kızların erkek prens masallarıyla büyümüş rüyalarını alt üst ediyorlar. Doğal olarak kendilerine yeni bir masal sunumunun olmaması üzerine ne yapacağını bilemeyen kadınlar türüyor.

Yine de et pazarı gibi kokan bu alanda kalan son dakikalarını temel içgüdüleri üzerinde temellendiren bu güruhun dışarıda her türlü iğrençlikle bezenmiş halini fark ettikten sonra burada olan şeyin dünyanın en masum hareketi olduğunu düşünüyorum.

Cool takılanlar bara yaslanmış kaçamak bakışlar fırlatırken hedefe doğrudan koşanlar kadının çevresinde ilk birayı ısmarlama yarışında. Bu yarışı en yakışıklı ve zekiler kazanacak.

Bir grup önündeki içkiye odaklanmış. “Bir zamanlar ne kadınlar elimden geçti mirim” diyerekten geçmiş günleri yâd ediyor.

Barın müdavimleri standart yerlerinde.

Dökülmüş saçlarını kamufle eden saç kesimi, kareli ceketi, ortaçağ aristokratlarını andıran dimdik duruşu ile kumarbaz Selçuk köşedeki tabureye tünemiş. Önünde her zamanki içkisi bir bardak buzlu rakı. Soğukkanlılığını her zaman koruyan ve korumak zorunda olan Selçuk, kumarla yaşamını sürdürüyor. Kaldığı küçük otel odasında, her şeyinden vazgeçmiş kumardan vazgeçmemiş yalnız bir adam olarak ölecek.Asla hayallerinden vazgeçmemiş olması beni şaşırtıyor. Yaşama bağlılık bu olsa gerek. Belki de kumarbazlara özgü bir gün kazanacağım hissidir bu. Beni görünce küçük bir selam veriyor.

“Ne haber Selçuk?”
“All rigt!”

Besbelli bugün kazanmış. Kaybettiğinde asla bu kelimeyi kullanmaz. Koyu mavi gözlerini üzerime dikiyor. Çelik gibi bakışları ve yüz hatlarındaki ifadesizlik bana ölü bir balığın bakışlarını anımsatıyor. İnsanların ifadeleri ile içlerinde yaşadıklarının bambaşka olduğunun ayrımındayım, yine de bu ifade hangi sıcak cümle ile kuşatılırsa kuşatılsın bana samimi bir duygu hissettirmiyor.

“Bu gece muhteşemsin canım.” Gülümseyerek elini omzuma atıyor. Sırıtarak elini omzumdan aşağıya indiriyorum.
“Teşekkürler canım. Sana iyi eğlenceler. Görüşürüz.”
“İyi eğlenceler.”

Üç tabure sonrası Cenko yüzündeki her zamanki mesafeli gülüşü ile kadın tarayan kısık gözlerini sağa sola çeviriyor. İki kumarbazın arasındaki soğuk savaş uzaktan uzağa etkisini gösteriyor.

Cenko, ortadan açılmaya başlamış saçlarının bir kısmını özenle yana yatırmış. Yuvarlak yüzündeki gamzeleri belirginleştiren şirin bir bakışla yanındaki sarışına bir şeyler söylüyor. Sarışın kadın ilgisiz ve soğuk tavırlarla cevaplar veriyor olsa gerek, bu yüzden sıkıntıyla önündeki içki kadehiyle oynuyor. Cenko pes etmiyor. Israrla kadına bir şeyler söylüyor. Kadın çevreyi kolaçan ediyor.

Bu arada alo seks hattı gibi çalışan Cem ortaya çıkıyor. Tanıdığı tüm kadınlara telefon numarasını verir. 24 saat hazır ve nazır bekleyen Cem, yalnız kadınlar arasında nöbetçi diye anılıyor. Ölümden ölesiye korkan orta yaşlardaki Cem belki ölüme uzak kalmanın yolunu bu şekilde telafi ediyordur. Kim bilir?

Ünlü yazarımız Hasan, uzun boyunu ve sırtındaki kamburunu gizleyen bir mont ve yakışıklı olmanın verdiği ekstra güç ile tavlayacağı kadına odaklanmış cool bakışlarla ortada yerini alıyor.

Dünyayla dalga geçiyormuş. Bunu hiç anlayamamışımdır. Bu dünya sana her türlü hezimeti hazırlarken insan dünyayla nasıl dalga geçebilir ki? Olsa olsa dünya bizimle dalga geçiyordur. Bunlar karnı tok sırtı pek insanların can sıkıntılarının dramatik göstergeleri.

Uzun saçlı şairimiz Elephant kesik ve kararsız adımlarla duracağı köşeyi hesaplıyor elindeki bir bardak şarapla. Gözaltlarında belirmiş alkol torbalarından kısılmış gözleri ve gözlükleriyle can sıkıntısı ile durmadan yer değiştiriyor. Gördüğü arkadaşlarını ağdalı ve her kelimeyi uzatarak selamlıyor. Düşünerek konuşmanın gerekliliğine inanmış olması zaman içerisinde bu tarzın yerleşmesine neden olmuş. Karşısındaki insanı dinleme nezaketinden yoksunluğu içinde durmadan kendinden bahsetmesi içime baygınlık duygusu veriyor. Küçük bir selam sonrası yoluma devam ediyorum. Yolumu kesiyor. “Tuvalet!” diyorum. Söylediğim yalanı pekiştirecek bir kol hareketi ile tuvaleti gösteriyorum. Ve mümkün oldukça uzak bir köşeye kaçmanın yolunu arıyorum. İstediğim tek şey bir bira ve bu kalabalığı izlemek.

Uzakta Selma'yı fark ediyorum.

Alkolden gözlerini açamıyor. Barın tam ortasındaki direğe sarılmış. Bir sevgiliye sarılırcasına bütünleştiği direğin çevresinde bir tur atıyor. Selma dönüyor hayalleri ile birlikte. Saçları darmadağın. Üstündeki eskimiş tişörtün üzerinde kocaman bir yağ lekesi. Spor ayakkabılarının çevresinde çamur. Boş vermişlik içerisinde bedenini ve zihnini alkolle beraber leş kargalarına teslim etmiş

Elephant içindeki kadınsı tavırları bastıran aşırı bir erkeksi adımla Selma'ya doğru yöneliyor.

Selma, Elephant'a doğru hamle yapıyor.

“Ne haber şeker?” diyor, kışkırtıcı kadınsı bir ses tonuyla. Kalçalarını Elephant'ın bedenine dayıyor. Ellerini sıkıca boynuna doluyor Dudaklarını Elephant'ın kulağına yaklaştırıyor. Bir şeyler fısıldıyor. Elephant'ın yüzü kızarıyor. Sahte bir kahkaha atıyor on metre öteden fark edilecek tonajda. Bu ilgiyi karşılıksız bırakmıyor. Fark ettirmeden Selma'nın kalçalarında ellerini dolaştırıyor. Selma kıkırdıyor.

Elephant daha fazla içmek isteyen Selma'yı durduruyor.

“Hayır, bu gece içmek istiyorum!” diye bağırıyor Selma.
“Rahat bırak beni!”

Elephant, yalpalayan Selma'yı bir sandalyeye oturtuyor. Oturur oturmaz Selma uyumaya başlıyor. Kafası sandalyenin arkasına düşüyor. Ağzı hafiften aralanıyor.Bu çaresiz görüntüye dayanamıyorum. Selma'yı kucaklıyorum.

Zar zor tuvalete indiriyorum. Tuvalet hınca hınç dolu. Kadınlar makyajlarını tazeliyorlar. Aynanın önünde yığılmış topluluğa bakıyorum. Baygın gözlere rimeller çekiliyor. Kışkırtıcı renkte rujlar sürülüyor. Kokular sıkılıyor. Gecenin albenisi kazanmak uğruna bir ton emek harcanıyor.

Selma gözlerini hafiften açıyor.

“Ben iyiyim.”
“Tabi ki iyisin.”
“Hadi gir şu tuvalete.”
“Hayır girmeyeceğim.”
“Gireceksin.”

Kolundan tutup tuvalete çekiyorum. Kafasını klozete dayıyorum. Gırtlağına parmağımı dayıyorum. Dakikalarca kusuyor. Her tarafı kusmuk içinde. Üstünü temizliyorum. Yüzünü yıkıyorum. Rimelleri akıyor. İki siyah çizgi derinleşiyor yüzünde. Yarı açık gözlerinde gördüğüm kaybolmuşluk beni sarsıyor. Selma'yı bardan çıkarıp taksiye bindiriyorum. Adresi söylüyorum. Hüzün karışımı bir duyguyla içeri giriyorum.

“Ah bebeğim, canım” diye boynuma atlıyor Sema. Aşırı Alkol aldığında içinde biriktirdiği tüm öfke dalgalanmalarını dışa vuran Sema uzun yıllar aile baskısı altında yaşadıktan sonra kurtuluş için evliği seçen kadınlardan binlercesinden biri. Tabii ilk aşamada aileden kaçarken uyuşturucu ile tanışmış. Ölümlerden dönüşü ile beraber yeni bir hayata başlamış. Sanki yeni bir hayat varmış gibi. Alkolik kocasından ayrılışı da ayrı bir problem. Her zamanki iyi niyetli bakış açısıyla kendinden sürekli ödün veren Sema, iyi insan olmayı bununla özdeşleştirmiş. Yalnızlıktan ölesiye korkan Sema, yanında gerekli gereksiz bir sürü insan taşır. Sürekli alttan almaya yatkın mizacı anlaşamama gibi bir problem yaratmasa da kendi içinde derinleşen yalızlığının ara sıra farkına varmıyor da değil.

Bir kadına ya da erkeğe aşırı bağımlılık geliştiren insanlar oldum olası beni korkutmuştur. Sürekli bir sorumluluk içerisinde boğuluyormuşum hissi uyandıran bu duyguyu nerede görsem kilometrelerce ötelere taşınmayı bir alışkanlık haline getirmiştim. Sırf bu duygu nedeniyle sema ile arama sürekli bir set çekmeyi uygun görmüşümdür. Çünkü ilişkilerin içine girdikçe, gittikçe kompleksleşen duygular aslına bakarsanız fazlasıyla beni yormuştur.

Grup olma fikri bile bende panik yaratmaya yetmiştir.

“Ne haber nasılsın?” diyor Sema cıvıldayan bir sesle
“Bu gece burası bir sürü yakışıklıyla kaynıyor. Şu karşıdaki uzun boylu adamı görüyor musun? Uzun süredir onunla flörtleşiyorum.” Gecenin ne getireceğini kim bilebilir?

Yine bir aldanış içerisindeki Sema, uzun bir tecrübeden sonra bile hâlâ burada tanışacağı biri ile bir sevgi yaşayabileceğine olan inancını yitirmemiş. Ne diyelim. Umut insanların yaşaması için her zaman gerekli bir şeydir. Ama boş umutlar da insanın olduğu yerde saymasına neden olan en büyük kâbuslardan biri. Birden Sema'yı kollarından sarsıyorum.

“Bunlar hayal! Uyan Sema!”
“Görmüyor musun? Bu kişiliksiz silik adamların sana tırnakları kadar kıymet vermediğini, Bilmiyorum deme sakın. Ne yaşamayı umuyorsun? Seks mi? Bu heriflerle olsa olsa düzüşürsün. Sabah uyanır evine gidersin. Kendini bok gibi bir duyguyla baş başa bulursun. Kaç kez yaşadın söyle.”
“Haklısın. Ama erkeğe ihtiyacım var.”
“Evet var. Ama böyle leş kargalarına değil. Neyse bir bira alacağım. Keyfine bak.”

Koca göbeği ile Serhat'ı görüyorum. Yemekten semirmiş yanaklarından kan damlıyor. Büyük bir kadın açlığı yaşayan Serhat, yanından uzaklaşan kadınlardan bıkarak en sonunda kendince bir çare bulmuş. Para kazanırsa kadın bulacağına inanmış ki satın alacağı kadınlar bulacaktır Serhat. Kuşkusuz iyi bir seks yaşayacak. Ama asla bir kadına gerçek sarılmanın hazzını yaşayamayacak. Bunu ona anlatsam da anlayamayacağını biliyorum. Seksi kafasında bu derece yücelten birini daha önce tanımamıştım. Açlık sen nelere kadirsin.

“Bir kadın buldum genç çıtır. 1000 YTL harcadım biliyor musun?”
Tiksintiyle karışık acıma hissiyle bakıyorum.
“E ne oldu şimdi.” Bir süre duraklıyor. “Keyifli zaman geçirdim.”
“Sahi mi?”
“E sonra ne oldu? Nerde o kız? Yanında mı?”
“Hayır.”
İstemeden bir kahkaha atıyorum. Bozuluyor.
“İzninle.”
“Sana bir bira ısmarlasaydım.”
“Sağ ol. Biram var.”
Cemal'in ‘ah bebeğim, gözümün nuru' diye bağırışını işitiyorum. Köşede sıkıştırdığı kadından koca bir makas alıyor.

Kadının yüzü kızarmış, mahcup gözlerini kaçırarak Cemal'e bakıyor. Bu aleme henüz düşmüş bu kadın burada söylenen her kelimenin koca bir yalandan oluştuğunu fark edinceye kadar bir yığın gözyaşı çekecek. Halbuki çocukluğu boyunca izlediği Türk filmlerinden çok ders almış olması gerek. Yakışıklı adamın yalanlarla kandırdığı kadınların ilk bekâretini teslim edişiyle kirlenen namusu için gözyaşı döken kadınları izlerken az hınç duymamıştır.

‘Ama beni seviyordu' diyecek arkadaşının omuzlarında ağlarken.
‘Arayacak güzelim' merak etme diyen arkadaşına şefkat ve inançla bakacak.
Bir tadımlık çikolatadan farklı olmadığını anlayıncaya dek çok yol alacak. İnancını, duygularını yitirecek.
Bu bekâret olayının ehemmiyetini kuşkusuz ilk annesinden duyacak
Regl olduğu gün annesi kızını karşısına alacak
‘Kızım senin bu vajinan var ya çok değerli. Evleninceye dek itina ile koruman gereken bu zar kocana bir armağan. Zarın yırtılırsa namusun kirlenir.'
‘Peki, erkeklerin namusu nasıl kirlenir anne' diye sorduğunda, ‘cık cık!' diye bir ses duyacak.
Bisikletten düştüğü gün ağlayarak eve koşacak. Küçük çocuk zihninde büyük bir korku ve gözyaşları ile annesine koşacak.
‘Anne namusum kirlendi.'
Annesi kilodunu indirip kontrol edecek.
Derin bir oh çekecek. ‘Çok şükür namusumuz kurtuldu' diyecek ve bisiklete binerken dikkatli olmasını sıkı sıkı tembih edecek.
Sonra bisiklete korkarak uzaktan bakacak.
Olayı arkadaşlarına anlatacak. Arkadaşı benim annem de beni sıkı sıkı tembihledi deyince olayın önemini bir kez daha algılayacak.
Sonra bunu hep duyacak. ‘Bakire misin' diyen ilk sevgilisine, ‘elbette sen beni namussuz mu sandın' deyip ağzının payını verecek.

İlk öpücükte kaçacak

Kaçacak…
Kaçacak…

Sonra eli yüzü düzgün bir adamla başı bağlanınca aile derin bir oh çekecek.

Kanlı çarşaf beklenecek, gerdek gecesi. Namusun belgesi kanlı çarşaf görününce ‘çok şükür' diyecek ailesi. Sırtımızdan bir yük kalktı. ‘Alnımızın akıyla namusumuzu damadımıza teslim ettik.'

Tam kafamdan böyle senaryolar geçirip biramı alıp yola koyulmuşken Nezire yolumu kesiyor.

“Seninle konuşmam gerekiyor.”
Telaşlı hali beni meraklandırıyor. Yüzünde ağlamaklı bir ifade. Kolundan tutup köşeye götürüyorum.
“Bir sorun mu var?”
Kısa bir suskunluktan sonra “Hamileyim,” diyor. Gözlerim büyüyor.
“Emin misin?”
“Evet. Bu sabah test yaptım. Regl dönemim yedi gün gecikti.”
“Babası kim?”
“Cemal!”
“Ona söyledin mi?”
“Hayır.”
“Peki neden?”
“Benimle bir daha görüşmek istemediğini söyleyen bir mesaj attı. Aklında bir başkası varmış. Ailem duyarsa beni öldürür.” Gözyaşlarına boğuluyor.

Beş tabure sonrası Cemal'in köşede sıkıştırdığı kızı hatırlıyorum. Nezire'nin masumiyeti içimde bir öfke dalgası uyandırıyor. Birayı kafama dikiyorum. Nezire'ye söyleyeceklerimi kafamda tartıyorum.

“Güzelim bir çözüm bulacağız. Üzülme. Bak Cemal gibiler uzun bir kadın avından sonra şöyle eli yüzü düzgün bir kadın bulup evlenecek. Verdikleri tahribatın farkında bile olmayacak ya da umursamayacaklar. ‘Alt tarafı bir geceydi canım' deyip geçecekler. Bu tiplerden uzak durmalısın. Sana uygun insanlar değil.”
Nezire uzaktan uzağa Cemal'e bakıyor. Gözyaşlarına boğuluyor.
“Paran var mı?”
“Hayır.”

Hıçkırıkları daha da fazlalaşıyor. Kendi yaşadıklarımı anımsıyorum. Barın sigara dumanı içerisinde tüm düşüncelerim alaşağı ilk gençlik dönemlerimin duyguları ile sarsılmış kayboluyorum. O zamanlar aşk vardı. Sonra gittikçe kalınlaştırdığım kabuğumla beraber aşk yitip gitti ellerimin arasından. Zihnimdeki bulantı mideme vuruyor. ‘Beter olsun!' diyorum.

“Şimdi ne yapacağım!” diye zırlıyor Nezire.
“Şimdi ne yapacağız Nezire?” Söyle şimdi ne yapacağız!?” diye bağırıyorum fark etmeden.
Nezire daha da fazla zırlıyor.
Sinirleniyorum. “Kes be zırlamayı!”
“Burada beni bekle. Para işini de halledeceğiz.”
Hemen acil yardım dayanışma ekibini buluyorum. Topladığım parayı ve bir doktorun tel numarasını uzatıyorum.
“Randevu al. Beraber gideriz. Şimdi evine git.”
Sıkıca boynuma sarılıyor. Ve uzaklaşıyor. Arkasından uzun uzun bakıyorum.
Hırsla Cemal'in yanına gidiyorum. Cemal yanındaki kadınla muhabbeti artırmış.
“Seninle konuşmam gerek.”
“Olur.”
Yanındaki kızı uzaklaştırıyor. Damdan düşer gibi “Nezire hamile,” diyorum.
“Ha öyle mi?” diyor pişkin iğrenç bir ses tonuyla. Yüzüne bakıyorum. İnsanlığa dair bir iz arıyorum. Ama göremiyorum. İçimden geçen şöyle okkalı bir tokat, ama yapmıyorum.
“E ne yapacaksın?”
“Ne yapayım yani Nezire'yle mi evleneyim!” deyip bir kahkaha atıyor. Bu bardağı taşıran son damla oluyor. İçimde birikmiş bir öfke ile “İğrenç bir adamsın!” deyip kolunu sıkıyorum. Bir süre şaşkın bana bakıyor. Birasından bir yudum alıyor ve hiçbir şey olmamış gibi ileri doğru hamle yapıyor. İşte o anda okkalı bir tokat patlatıyorum. Hırsla ikinci tokat geliyor.
“Delirdin mi manyak kadın!” diye haykırıyor. Hırsımı alamıyorum. Ortalık karışıyor. Barın sahipleri koşarak arbedeyi engellemeye çalışıyor.
“Burası bar kardeşim. Kimsenin kimseye karşı sorumluluğu yok” diyen adamın gözlerine hışımla bakıyorum.
“Pislikler!”

Altıncı biradan sonra hafiften kafam dumanlanıyor. Dışarı çıkıyorum.

Nezire'yle beraber patlayan duygularım isyan halinde. Saatlerce yürüyorum nereye yürüdüğümü fark etmeden. Sık sık kafamı çevirdiğim gökyüzünde kirli bir hava. Zenginlerin ihtişamlı düğünlerinin göstergesi lazer ışıkları oynaşıyor gökyüzünde. Sarayların kaderini muhteşem gökdelenlere teslim ettiği bu yüzyılda bizim kaderimiz de devam ediyordu. Yoksulluk bir yazgı gibi boynumuzda. İngiliz isimleriyle kuşatılmış dükkânların sıralandığı sokakta kendimi yabancı gibi hissediyorum.

Tam bu esnada sokakta gülümseme ihtiyacı hisseden bir yaşlı delikanlı beliriyor gün ışığı kadar geç kalmış.Elindeki şarap şişesini bir gazete kâğıdına sarmış. Yürümüyor, yalpalıyor. Gözbebeklerine baktığımda bilindik bir hikâyenin tanıdık kahramanını görüyorum. Biranın mı etkisi yoksa ihtiyarın yalnızlığını kendi yalnızlığıma eşdeğer gördüğümden mi bilemiyorum. İhtiyara sesleniyorum.

Önce yüzüme anlamsızca bakıyor.Yola devam ediyor.
“Hey!”
Yavaşça bana doğru dönüyor.
“Şarabından bana da bir yudum verir misin?”
Sessizce şarabı uzatıyor. İhtiyarın dinginliği hoşuma gidiyor.
Köşedeki banklardan birine oturuyoruz. Tek kelime konuşmadan sırayla şarabı içiyoruz. Şişenin dibi görününce “Burada bekle” diyorum. Köşedeki büfeden bir şişe köpek öldüren alıp yanına yanaşıyorum. İkinci şişeyi de deviriyoruz.

Çocuklarının dışarı attığı bu ihtiyarın yüzündeki kıvrımları izliyorum. Aniden cebinden çıkardığı yarısı dökülmüş karanfili uzatıyor. Bu gecenin en güzel armağanı. İhtiyarın elini tutuyorum sıkıca. Diğer elini elimin üzerine koyuyor. Konuşmadan yaşanan gerçek duyguların yoğunluğu ile geçen dakikalardan sonra izin istiyorum.

Sessizce kafa sallıyor. Ben de sallanarak yürüyorum. Sarhoşların nara atmaya başladığı saatlerde polis araçlarının cirit attığı sokaklarda her şey emniyet altında. Her şey yolunda. Olay yok. Sorun yok. Bir yalanı yaşamaya devam.

O kadar sarhoşum ki eski binalardan birinin merdivenlerine oturuyorum. Fahişeler müşteriyle pazarlık ediyor. Adamın biri kadınlardan birine tekme tokat girişiyor. Hırsla yerde bulduğum ne varsa adamın kafasına fırlatıyorum. Adam kadını bırakıp üzerime yürüyor. Sıkı bir dayak yiyorum. Adamın etrafındaki kadınlar adamın önüne bir set çekiyorlar. Adam çekip gidiyor. Kadınlardan biri koşarak yanıma geliyor. Elinde beyaz mendil. Şaşırıyorum. Bu çağda gördüğüm bu beyaz mendil beni kendimden geçiriyor. Çocukluğum aklıma geliyor. Okula giderken annemin önlüğümün cebine sıkıştırdığı beyaz mendilleri hatırlıyorum. Yüzümdeki kanı temizliyor. Narin ellerinde şefkat. Kendimi o kadar iyi hissediyorum ki. Mutluluk içinde oradaki kadına kendimi teslim ediyorum. Yumuşak hareketlerle yüzümü temizliyor. Gözlerindeki şefkat ve minnet bana güç katıyor.

“Bunu neden yaptın?” diyor sarı renge boyanmış saçlarını yüzüne indirerek.
“Neden mi yardım ettim?” Bir süre düşünüyorum.
“Çünkü sen zayıftın o güçlü.” Kadın kafasını sallıyor. Narin elleri kalkmama yardım ediyor. Tüm bedenimde bir acı yürüyorum.
Şimdi nereye gideceğim. Eve dönmek istemiyorum, o kadar yorgunum ki.

Ucuz bir otelin önünde duruyorum. İçeri giriyorum. Bir sürü işlem sonrası odaya çıkıyorum. Oda sanki küçük bir mezar. Sadece küçük bir şiltenin sığdığı odada duvarlar bakımsızlıktan dökülmüş. İçimde yakıcı bir acı. Yatağa oturuyorum. Küçük pencereden dışarı bakıyorum. Sarhoşların eve dönme zamanı gelmiş. Bağır çağır konuşuyorlar.

Elimde ihtiyarın bana verdiği yarısı dökülmüş bir karanfil. İçten verilmiş bu karanfili yarı dolu su şişesine yerleştiriyorum. Ağır bir savaştan çıkmış gibi hissediyorum. Din kitaplarında erkek erkini koruyup kollayan Tanrı'nın beni bir kurban gibi kabul etmesiyle başlayan, anaerkil dönemlerin o dingin havasının iktidar uğruna paramparça oluşuyla âdemin kaburga kemiği olmaktan öteye gidemeyen cennetten kovulan, şeytan oluşumu belgeleyen pembe nüfus kâğıdım infilak ediyor. Tüm parçaların uluorta bir sis bulutu gibi bir anda yayılmasıyla ortalık darmaduman oluyor. Göz gözü görmez bu ortamda Rodin'in düşünen heykelini andıran beynimin paramparça masaya dağılışıyla kendime geliyorum. İrinli bir yaraymış gibi taşıdığım düşüncelerim damarlarımdan fışkırıyor. Özgürlük diye ellerimden kan sızarak tırmandığım tel örgülere, annemin elime verdiği örgü şişlerini reddettiğim gün başlayan kaçışımın ‘ne garip kadın' diye tasnifleşip, bellek odalarında yer almasına aldırmadan kendi doğasında palazlanıp kök salmasına izin verdiğim, kendimi bir hilkat abidesi gibi gördüğüm anlarda, o ilk örgü şişlerini reddedişim aklıma geliyor. Örgü şişleri kocaman oluyor büyüyor göz bebeklerimde.

Hayır!
Yenilmeyeceğim.
Sözde mutlu ve huzurlu yuvamda pinekleyip ölmeyeceğim.
Paraya ve statüye kendimi teslim etmeyeceğim.
Beni bir rolün içinde kıskıvrak bırakan bu düzene asla adapte olmayacağım.
Hızla toparlanıyorum. Odayı kontrol ederken son kez su şişesindeki karanfile bakıyorum.

Dışarı çıkıyorum. Sabah olmuş gökyüzündeki mavilik alabildiğine artmış. Martılar çığlığı çığlığa. Taze poğaça kokusu yayılıyor şehrin her köşesinde. Bir poğaça alıyorum sıcacık. İşe telaşla yetişme derdinde yığınlar akıyor sokaklara. Emekçileri taşıyan otobüslerin sayısı artmış. Çöpçüler son hızla sokaklarda öbeklenmiş çöpleri topluyor.

İlk kez kendimi bu kadar güçlü hissediyorum. Otobüs durağına doğru yürüyorum.

imgelem@mavimelek.com

Diğer Öyküler

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics