MaviMelek
Hermes Kitap
"Gördüğün veya göründüğün her şey, sadece rüyasız bir rüyadır." Edgar Allan Poe

"Sonsuzluğun Reddi" - İlkay Kefeli

Sonsuzluğun Reddi

"BÜTÜN ACI KALBİMDE TOPLANDI..."

Her şey bir anda bitecekti, hiçbir şey hatırlamayacaktım; sanki hiç var olmamışım gibi olacaktı! Sözlerimden öyle olmadığını anlamışsınızdır sanırım. Fakat intihar edenlerin cehenneme gitmediklerini de öğrenmiş oldum böylece. Evet evet! Ölünce gidilen bir yer varmış benim inancımın aksine. Sakın bundan cennet ve cehennem diye iki farklı gidilen yerin bulunduğunu çıkarmayın; bütün ölüler eşit ve kimse yargılanmıyor. Durun! Sakın hemen her istediğinizi yapmaya kalkışmayın, biliyorum birçoğunuz cehennem korkusundan dolayı kötülüklerini gizliyor içinde ve birçoğunuz cennete giderim umuduyla kötü düşüncelerini iyiyle kamufle ederek fazilet timsali olarak dolanıyor ortalıkta ve kendini pazarlıyor. Ancak gelin görün ki sadece düşünüyor ve konuşuyorsunuz; oysa ki servetlerinizi kardeşlerinizle paylaşsanız her şey daha iyi olacak ve fazla lafa da gerek kalmayacak.

Duvardan atlayarak başka bir mecraya vahşi bir hayvan gibi geçiş yaptığımı biliyorum; hülasa konuyu dağıttım demek istiyorum, lafı gene dolaştırarak. Anlaşıldığı gibi intihar ettim. Ruhum bedenimden ayrıldı; ancak anladığım kadarıyla sadece düşünce olarak vardım, yani sadece düşünmeyi sürdürüyordum; artık dünyayı gözlerimle gördüğüm gibi değil düşüncelerimdeki gibi algılıyordum ve görüyordum. Tabii buna görmek denilebilirse! Sadece düşünürken görülen, çok hızlı hareket eden görüntüler meydana geliyordu. Belli belirsizdiler. Kokular canlanır gibi oluyordu; fakat artık sadece tek bir koku vardı. Sanki kelimelere bağlanmıştı hepsi; bir kokuyu hatırladığımda ardından yüzlerce kelime aynı anda hücum ediyordu. Nereye hücum ediyordu? Önceki cümlede anlatım bozukluğu var haliyle; zira kelimelerin artık nereye hücum ettiklerini bilemiyorum, cismani olarak var olmadığım için. Kokulara zor da olsa bir anlam verebilmiştim; ama sesleri net olarak canlandırabiliyordum ki bunun sebebi farkında olmadan aslında dünyayı neredeyse bütünüyle seslerle algılamamızdan kaynaklanıyor; zira görmeye başlamadan önce duymaya başlıyoruz ta anne karnındayken. Yine duvarın ötesine geçtim, geri dönsem iyi olur.

İntihar etmiştim ve artık neden intihar ettiğim umurumda değildi, sanki unutmuştum. İntihar etmeme sebep olan konu hakkında hiçbir şey hissetmiyordum; yani düşünemiyordum. Gidilen bir yer olduğunu söylemiştim, ama isterseniz dünyada kalmayı da seçebiliyordunuz ki bu kararı vermek için peşinizde gezen diğer boyutu pazarlayan pişkin ve yalaka tipleri (yani düşünceleri ama biz cismani varlıklarmış gibi söz edelim onlardan, siz ölümlülerin yadırgamaması için) atlatıp sakin sakin düşünmeniz gerekiyordu; zira dünyada kalmaya karar verirseniz bir süre sonra diğer boyuta uyum sağlayamayacak kadar insani düşünmeye başlıyordunuz. Bir süre sonra sanki bedeniniz varmış gibi hissetmeye başlıyordunuz. Bu, aynı kolu ya da bacağı kopan birinin olmayan kolunda ya da bacağında ağrı veya kaşıntı hissetmesi gibi bir şeydi, buna psikosomatik etkiler denir ki tamamen beyinsel bir kandırmacadır. Eğer yaşıyor gibi hissetmeye başlarsanız bu durum sizin için çok yorucu ve üzücü bir durum olmaya başlıyor. İnsanların sohbetlerine katılıyorsunuz, onların size cevap verdiğini düşünüyorsunuz; yani cümleleri, sesleri, görüntüleri siz uyduruyorsunuz. Bir süre sonra kendi uydurduğunuz bir dünyada yaşamaya başlıyorsunuz. Arkadaşlarınız, sevgiliniz, anneniz, eşiniz, babanız, kardeşleriniz, işiniz, arabanız, eviniz, televizyonunuz, hastalıklarınız, yaralarınız oluyor ve neredeyse tamamen eski yaşantınıza geri dönüyorsunuz. Fakat sorunlar yavaş yavaş başlıyor. İnsanların sizi dinlemediğinden, ne kadar düşüncesiz olduklarından, iş yaşantısının ve aile geçindirmenin zorluklarından, yaşamın üstünüze üstünüze gelmesinden dem vurmaya başlıyorsunuz. Sürekli sinirli ve stresli bir ruh hali içinde bulunuyorsunuz, aklınızda intihar fikirleriyle yaşıyorsunuz amma ve lakin asla o kadar ileri gidemeyerek ömrünüz boyunca acı çekiyorsunuz. Tabii yalaka pazarlamacılar bu sırada çeşitli kılıklarda ve tanıdık yöntemlerle sizi ayartmak için ellerinden geleni yapıyorlar; hatta bazen yalan bile söyleyebiliyorlar: Hâlâ daha yaşadığınız ve bu yaşamın daha fazla devam ettirilemeyecek kadar kötü olduğu yönünde ve hemen ardından önünüzdeki seçenekleri sayıyorlar ve en iyisinin intihar etmek olduğunu belirtiyorlar. Bazen sizi boş, karanlık bir sokakta yakalıyorlar ve bir ışık duvarından çıkıveriyorlar şık takım elbiseleriyle, aynı Hollywood filmlerindeki gibi. Hemen diğer tarafın özelliklerini buzdolabı tanıtır gibi tekdüze bir sesle aralıksız anlatıyorlar, araya girmenize izin vermiyorlar. Konuşmaları bittiğinde sorduğunuz sorulara yuvarlak yanıtlar vererek geçiştiriyorlar.

Tabii ki bunlar en masum ve zararsız yöntemleri. Ne olursa olsun görevlendirildikleri kişileri kendi boyutlarına çekmek gibi bir inatları var ki, bu inadın sonunda ortaya şeytani yöntemler çıkıyor bazen. Çıkıyor, dedim; çünkü diğer yöntemlerle birlikte şeytani bir yöntem de uygulandı sonunda üstümde. Bu şeytani yöntem daha önce hiç duymadığım bir işkenceydi ki acıya dayanıksız biri daha ilk denemede teslim olur, kalbi çok güçlü olmayan biri acıya dayanamayarak ölürdü.

Karanlık bir arka sokakta bir ışık duvarı açıldı bir gün her zamanki gibi evime dönerken ve içinden o yalakalardan biri çıktı. Beyaz şık takım elbisesi içinde yılışık yılışık gülüyordu. Dişlerinin, takım elbisesinin ve ışık duvarının parlaklığı gözlerimi kamaştırıyordu. Hemen robot gibi saymaya başlamadı kendi boyutunun özelliklerini. Her zamankinin aksine, birden suratı asıldı ve öfkeli bir hal aldı ki bu kez gözleri parlamaya başlamıştı. Gözlerine dalıp gittim, bir süre ayık kaldığımı hatırlıyorum, daha sonra gözlerimi açtığımda ışık duvarı yoktu; ama aynı sokakta bir sandalyeye bağlı olarak oturuyordum ve hafif bir yağmur çiselemeye başlamıştı. Çok üşüyordum, yani ortam Amerikan filmlerine uydurulmuştu. Sokak tamamen karanlık değildi aslında, sokak lambalarının zayıf ışığı önceden nasılsa şimdi de aynıydı; ama sanki her zamankinden daha karanlıktı gece. Önümde hareket eden bir gölgeyi fark ettim karanlığın sebebini çözmeye çalışırken. Demek ki ışık arkamda kaldığı için ve gölgenin uzunluğuna bakılırsa uzaktaydı da, sokağın benden ileriye doğru uzanan kısmı olduğundan daha karanlık görünüyordu. Gölge yaklaşmış olacak ki varlığını şimdi daha iyi hissediyordum. Birden omzuma dokundu. Bu kadar yakınıma geldiğini anlayamamıştım. Metalik bir ses duyunca yan tarafıma döndüm, solumda küçük bir metal masa ve üzerinde birtakım aletler olduğunu fark ettim. Ameliyat aletlerine benziyordular. Ensemde bir ürperme hissettim. Beni çenemden yakaladı sıkıca bir eliyle ve diğer eliyle ağzıma bir metal yerleştirdi, ağzımı açık tutuyordu bu metal parçası ve dilimi hareket ettirmemi engelliyordu. Uyuşturulduğumu bu sırada anladım; çünkü fazlaca bir direniş gösteremedim. Oturduğum koltuğun arkalığını kaldırdı ve başımı arkalığa dayandıktan sonra plastik bir bandı birkaç kez dolayıp sabitledi. Daha sonra koltuğu geriye doğru yatırdı ve elindeki aleti çalıştırdı. Aletten "vızzzıı vızzzııı" diye sesler çıkıyordu ki bunun hemen dişçilerin kullandığı delici bir alet olduğunu anladım. Aleti açıp kapatarak üstümde korkutucu bir etki yaratmaya çalıştığı belliydi, üstelik kulağıma iyice yaklaştırarak yapıyordu bunu ve hâlâ daha ağzından bir kelime çıkmamıştı. Sonunda konuştu; ama pek güzel şeyler söylemedi. Her zamanki tekdüze sesiyle birkaç azı dişimde kanal açacağını söyledi, üstelik bu işlemi uyuşturmadan yapacakmış. Ve çenemi sıkıca tutarak aleti ön dişlerime yakın sağ taraftaki bir azı dişime sürtmeye başladı. Aletin vızıltısı öyle bir artmıştı ki beynimin içini deliyordu sanki. Burnuma yanık kemik kokusu gelmeye başladı ve şiddetli bir ağrı duymaya başladım. Alet dişimin içinde ilerledikçe ağrı dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı, bütün sinir sistemim şoktaydı adeta. Bayılmak üzereydim aslında kalbimin durmasını bekliyordum; ama hiçbiri olmadı. "Sinirlerin bulunduğu odaya girdik," dedi bana bir dişçi edasıyla aletin sesi kesilince. O an hayatım boyunca duymadığım bir rahatlama hissettim, bütün acı bir anda gitmişti sanki. "Derin bir nefes al, üç dişine daha aynı işlemi uygulayacağım," dediğinde dilimi döndürebildiğim kadar, "Neden yapıyorsun," diye sordum; fakat yanıtın basitliğinden dem vurduğu halde yanıtı söylemedi bir türlü.

Bütün ısrarlarıma rağmen başka bir şey söylemeden diğer dört dişi de aynı şekilde deldi; fakat her seferinde acı biraz daha azaldı. En son dişi de deldikten sonra müthiş planını açıkladı: Açtığı kanallara birer tane elektrik teli sokacakmış ve bunlara 6 voltluk elektrik verecekmiş, daha fazlası öldürebilirmiş. Bu işlem sırasında çekeceğim acının ne derece büyük olacağını uzun uzun anlattı bana. Diş ağrısı çekmişsem nasıl bir şey olacağını az buçuk tahmin edebilirmişim, biraz önceki acının kat be kat fazlası bir acı çekecekmişim kısaca. Kalbim dayanamayabilirmiş. Kabloları yerleştirirken bile dayanılmaz acılar çektim, kablo uçları açığa çıkan ve iyice tahrip olan sinir uçlarına değdikçe zaten elektrik çarpmasına benzer bir acı hissediyordum ve bütün bedenim geriliyordu; fakat dilimi hareket ettiremediğim için bağıramıyordum bir türlü avazım çıktığı kadar. Elektriği verdiğinde ise sanki kalbim aniden taşlaşmış gibi hissettim, bütün acı kalbime toplandı sonra.

Tekrar ölmüştüm ve bu işkenceden ve sadistten kurtulmuştum. Bu tam anlamıyla bir kısırdöngü olduğu için her şey yeniden başladı. Zaten size ilk ölümümden sonra yaşadıklarımı anlattım ve arada anlattığım ayrıntıları öğrenmek için defalarca ölüp aynı şeyleri yaşamam gerekti. Her seferinde yeni bir ayrıntı öğreniyorum, mesela ölen birinin bir süre sonra kendini gerçekten yaşıyor gibi hissettiğini öğrenmem oldukça fazla tekrar gerektirmişti. Bütün bu tekrarların sebebi diğer boyuta geçmeyi reddetmem tabii ki; bir kere kabul etsem sürekli orada ve aynı biçimde kalacağım, bu sonsuzluk demektir ki bir çeşit işkence demek benim için, hâlbuki bu şekilde biraz olsun değişiklik yaşayabiliyorum. Şu an size bu medyumun aracılığıyla sesleniyorum mesela ve bundan çok zevk alıyorum, bu tür numaraları da öğrendim zamanla. Fakat siz medyumunuza pek fazla inanmayın, yalancının tekidir, benden başka bir ruh onun yakınına uğramamıştır eminim daha önce…

Öykümün birazcık Edgar Alan Poe'nun paranormal öykülerine benzediğini düşünebilir bazılarınız, buna sonuna kadar katılıyorum; çünkü bütün öykülerini okumuştum kitapları piyasaya çıkar çıkmaz. Bundan dolayıdır ki hikâye anlatışımdaki üslup ister istemez ona benzemiş. Zaten günlük yaşamda da iyi hikâye anlatan kişilerden etkilenmez miyiz farkında olmadan? Etkileniriz tabii ve hikâyem istemeden Poe'nun tarzına yaklaşmış olabilir; ama aradaki fark benim öykümün gerçek olmasıdır ki aksini kimse ispat edemez; zira ben de gerçek olduğunu elle tutulur bir kanıtla ispat edemem… Yani durum eşitlenmiş oluyor!

Diğer Öyküler

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics