MaviMelek Edebiyat
"O dumanlı, boğucu. Taştır ölüm. / Gırtlağımda hırıldayan nefes. / Göğüs kafesimi sıkan bu kurşun ayak / üç milyon ölünün sükutu." Tadeusz Borowski

[Gündem]"Şahdamar/Şahdemar - Yelda Karataş"

Şahdamar/Şahdemar | Yelda Karataş

"SONSUZLUK BİR GÜN KADAR…"

Şiiri, insan ruhunu genişletebilme yeteneğine sahip en değerli dil olarak tanımlayan Yelda Karataş'ın yeni şiir kitabı Şahdamar/Şahdemar Deng Yayınlarından Türkçe-Kürtçe olarak yayımlandı.
Ünlü Kürt Ozan Kemal Burkay'ın Kürtçe çevirisiyle Şahdamar/Şahdemar, tamamen yeni şiirlerden oluşmaktadır.

80'li yıllardan bu yana çeşitli dergilerde deneme ve şiirleriyle yer alan şair Yelda Karataş, ilk şiir kitabı Ürperme ile "Orhan Murat Arıburnu", ikinci şiir kitabı Alacaydınlık ile" Dünya Globus" ödüllerini kazandı.
Haikunun Nobel'i sayılan Uluslararası 10'uncu Mainichi Haiku Yarışması'nda (2007) birincilik ödülünü aldı.
Enel Aşk, Bir Kadının Kaleminden Şems ve Mevlâna, İstanbul Bir Dişi Orospu ve Zait şairin yayınlanmış diğer eserleridir.

"Hem derin bir tarihsel bilinçten, hem de güncel yaşamdan beslenir" Yelda Karataş şiiri. O, aşk yolunda rengini arayan güldür ve gecenin hançerini kalbinde büyütür… O, yaşanmış aşklara şiir yazandır, öpülmüş dudağı söyleyendir…
"Davetsiz" gelir oturur yanı başınıza. "Sevincin Şarkısı"nı iki dilde de ilk ondan dinlersiniz.

Sevincin Şarkısı

Sevincin şarkısıyım
işte öyle kalbini dayadığın
üzüm dalındaki sevdalı ışık
dingin ve berrak sabah
Yurdumun üstünden hüznü sil
Sussun çocukların yüzündeki tanrısal çığlık
büyüttüğün kadardır acılar
ve 'sonsuzluk bir gün kadar'

Strana Şayê

Ez strana şayê me
çawa tu dilê xwe didî ber
ronahîya evîndar li şaxê tirî
sibeya bêdeng û zelal
Xemgînîyê ji ser welatê min bimal
Bila bêdeng be qîrîna xwedayî li ser rûyê zarokan
tu çiqas mezin bikî ewqas in jan
û 'bêdawî qasî rojekî ye'

Anka'dan Kalma

Nar yarası gecenin ortası
İnce aylardayım karanfiller çağında
Bir damla kan oturuyor kalbimin sol yüzüne
Orada bir kül var Anka'dan kalma diyorlar
Nerde görsem aksimi dert yanıyorum güneşe
Ah! Şairler bile aşkı inkâr ediyor

Şimdi silah çekiyorum aşk yerine

Ji Ankayê Maye

Birîna hunarê nîvê şevê
Di mehên zirav de me dema qerenfîlan
Dilopek xwîn li dilê min rûyê çepê
Li wir xwelîyek heye dibêjin ji Anka maye
Ger li ku bibînim eksê xwe gazinan dikim ji rojê
Hêyf! Heya hozan jî evînê înkar dikin

Nuha li cîyê evînê sîleh dikişînim


Yelda KarataşŞahdamar/Şahdemar
'dan "ÖNSÖZ YERİNE"

Sanatın, şiirin yalan söylediğinde ısrarlı Platon'a inanamıyorum.
Gerçeğin bile yalanla beslendiği çağımızda bir tek sanatın dili, tıpkı dostluğun gönlü gibi, yalansız ve gerçek duruyor, insan hakkında bilinmedik gerçeklerin kapısını hep aralayarak.

Şiir ölürse edebiyat ölür diyen haklıdır.
Kelime şiirin hamurudur; onunla varılır ruhun gerçeğine ve ruhun gerçeklik karşısındaki tutumuna.

Binlerce görüntü, ses, koku, dokunuşla esir alınmış ve kuşatılmış çağdaş insan; 'mutlu aşk yoktur' gerçeği ile karşı karşıyadır.

Oysa biliyoruz ki Aborjinler, timsahlarla aynı suda yıkanıyor. Farklılığın kabulü bile değildir bu. Doğanın kardeşliğidir. Ne acı ki çağımızın bizi nasıl bir insana dönüştürdüğünün aynasıdır aynı zamanda.

İleriye giden tarih tekerleğini geri döndüremeyiz. Geçmişe özlem, su değirmenlerinin sesini getiremeyecek. Ama hiç olmazsa üzerimize giydiğimiz bu kanlı elbisenin en yakınımızdakini bile bize her gün düşman ettiğini bilelim.
Yalnızlığın kuyusundan seslenen 5. Senfoni kalbimizin kulaklarını açsın.

Bilelim ki dünya denen bu toprakta tek bir kimliğimiz var kimlik denebilirse buna: İnsan. Böyle adlandırdık kendimizi bir tek karıncaya sormadan.
Birbirimizin gözlerine bakıp, ilk sözü; o şiiri gökyüzüne söylediğimizden beri varoluşumuzu gerçekleştirmeye, anlamlandırmaya ve bu anlamın değerini bulmaya çalışıyoruz.

Ölümün karşısına dikebileceğimiz tek şey, bugün nerede olduğunu unuttuğumuz sevgimizdir.

İçi boşaltılmış sözcüklerin dünyasında, özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi kavramların içini gün ışığına çıkarmaya çalışıyor şairler. Ama kimin umuru, benzin savaşlarına dalan dünyada, sanat da tüketim aracı olmaya mahkum.
Onun nasibi bambaşka oysa.

Bu zengin coğrafyada, Anadolu denen bu topraklarda, şiirin dili çok güçlüdür, derin ve büyüktür.
Her dilde kardeşliğin sesidir çünkü. Şiir insanları ayırmak için değil, birleştirmek için vardır. Bugün, bu toprağın çocukları olarak, papatyalar kanla sulansın istemiyor şairler.
Diller dillere karışsın, insan kendini insandan sorumlu görsün; tıpkı Yunus gibi dost mekanına eğri dal getirmesin istiyor.

Dillerin kardeşliği bu topraklarda yaşamış tüm insanların kardeşliğidir. Öldürmek, ne adına olursa olsun insanoğlunun öğünebileceği bir eylemi olamaz. Timsahların bile bunu hissettiği, dostluğun ten kokusunu aldığı evrende, ellerimizi şiirlerimiz gibi birleştirmekten başka çaremiz yoktur.

Şiirlerimi Kürtçe'ye çevirerek, bana, aynı toprakta ulaşabileceğim farklı bir dilin o güzelim kapısını açan Sayın Kemal Burkay'a teşekkür ederim.

Mezopotamya'nın unutulmaz renklerini fotoğraflayıp, kitap kapağı olarak armağan eden Sevgili Durzan Cirano'ya da müteşekkirim. Kitabı basmaya değer bulan ve gönül emeğini esirgemeksizin sunan Sevgili Kamer Beysülen'e de. Kitabımızı basan yayınevine, dizgicilere, matbaaya, taşıyıcılara… şiirlerimizi okuyucuya ulaştıran herkese teşekkür ederim. Bu kitap hakkında 'eleştiri' yapacak olanlara da…

Farklı dillerdeki adlarımızın, kardeşliğin sesiyle birleşerek birbirini bütünlediği bu dünyada, Anadilime; Türkçe'ye duyduğum saygı, bana bütün dillerin saygın olduğunu öğretiyor.

Bu kitabı, bütün dillere, varlığımın anlamının dirim sevgisi olduğunu söyleyen her dildeki bütün sözcüklere armağan ediyorum.

Öldürmek sözcüğünün bir gün bütün dillerde unutulacağına inanarak.

Ağustos 2008, Gümüşlük
Yelda Karataş

MaviMelek Edebiyat Kültür Sanat Servisi

Sayı: 31, Yayın tarihi: 27/10/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics