MaviMelek
"Dinleyin bu kanımızdır ağlayan, / Ruhumuz bizi terkedip gidince, / O ana dek işitilmeyen ince / Bir ses gelir başlar başlamaz susan." Paul Verlaine

["Susamuru" Yazıları]"Sarhoş Kurbağalar Diyarı Mürefte’de Bağbozumu" | Suat Bilgi

Sarhoş Kurbağalar Diyarı Mürefte’de Bağbozumu

"BİR MASALIN İÇİNDEYMİŞSİNİZ GİBİ"

"Ayaklarıyla ezip fıçıya mı bastılar seni
Nefti kasnaklı bir fıçıya,
Aldırma, kara üzüm!
Sen, o Kırmızı Şarabına doğru
İçten içe
Harıl harıl
Çalışmana bak, iki gözüm!"
Tarihli Bağbozumu / Can Yücel

Nasıl ışığı yakalamak için sisin dağılmasını beklemekten başka çareniz yoksa, renklerin ve kokuların birbirleriyle olan vazgeçilmez kardeşliğini görmek için de "uzak" diye bildiğimizi kendimize yakın kılmaktan başka çaremiz yok, hele söz konusu olan Sarhoş MürefteKurbağalar diyarı Mürefte ve bağbozumu ise… Harika cibre kokusu, adeta sizi karşılamak için hazırlanmış bir büyük senfoni orkestrası gibi. Yeşilin her rengini barındıran bağlar ve kuş sesleri orkestranın en önemli enstrümanları. Başka bir yerde, sarı, kırmızı, kahverengi ve yeşili bir arada ve bu kadar net görmeniz neredeyse çok zor. Uzağı yakın kılmak bu olsa gerek.
Yol boyunca biriken tüm yorgunluğunuzu burada bırakabilir, zeytinlikleri, bağları, denizi, dalgın ağaçları, uçuşan bulutları, gördükçe, yaşam sevincinizi yenileyebilir ve keşfedilmeyi bekleyen bir hazine gibi duran köyleri, çiçek kokusunu, püfür, püfür esen rüzgârını, sonbahardaki sarışın şöleni ve doğanın bütün sözcüklerini, gerdanlığa dizilmiş inci gibi yüreğinize iyice yerleştirebilirsiniz.

İstanbul yönünden Mürefte'ye gelmek istiyorsanız önce Tekirdağ'a oradan da İpsala yoluyla Karıştıran'a yani Şarköy ayrımına gelmeniz gerekiyor. Sonrasında yeşil ve mavinin ancak bu kadar birbirine yakıştığı bir yolda gidiyorsunuz. Bir taraf alabildiğine deniz diğer taraf alabildiğine yeşil…
Bu yol yıllardır Mürefte'ye gelmek isteyenlerin kullandıkları yegâne yol.
Tekirdağ-Kumbağ yönünden yani sahilden Mürefte'ye ulaşmak istiyorsanız; geniş ve bozuk toprak yolu takip etmeniz gerekiyor.
İlk önce resim gibi bir köyle karşılaşıyorsunuz; bilmelisiniz ki burası Yeniköy.
Girişte karşılıklı iki ev var ki, görünce büyüsüne kapılıyorsunuz. Evlerin pencereleri komşu çatlatan güzellikte çiçeklerle bezenmiş. Köye girip de bunları görünce sanki bir buket çiçekle karşılanmış gibi hissediyorsunuz kendinizi.
Uçmakdere KöyüToprak yola devam ederek Uçmakdere'ye varıyorsunuz. "Gözden uzak olan gönülden de uzak olur" atasözünü doğrularcasına kendi halinde bir görüntü sergileyen, bir masal köyü gibi çıkıyor karşınıza. Tekirdağ'ın Şarköy ilçesine bağlı "Uçmakdere Köyü" burası. 500 yıllık anıt çınar ağacının yanından geçip köye girince tütün dizili ahşap evler dikkatinizi çekiyor. Doğal özellikleriyle Marmara kıyılarının ender köşelerinden biri Uçmakdere.
Ganos Dağı eteğinde yol alırken, Marmara Denizi'ni, belki de hiç bu kadar yüksekten ve böyle bir açıdan görmediğinizi fark edeceksiniz, hiç bu kadar doğal olabileceğini de. Karşınızda uzanmış yatan Marmara Adası ve Hayırsız Ada'yla da selamlaşmamanız mümkün değil. Birbirini izleyen koyların doyumsuz güzelliğine sonbaharın sarı-turuncu cazibesi de eşlik edince, Uçmakdere yolculuğunuzu şu günlerde yapmış olmaktan pişman olmayacaksınız. Üstelik tam da bağbozumu zamanı. Birbirini takip eden koylar ve bitki örtüsü, kızaran yaprakları ile üzüm kütükleri, ampul gibi yanan sarı, turuncu, kırmızı yapraklı ağaçlarıyla sonbaharı da bir başka güzel.
Uçmakdere yolu karşılaşabileceğiniz en güzel yol. Hele bir de Uçmakdere'ye ulaştığınız zaman. İşte o zaman cennettesiniz!. İnsan eli değmemiş doğal güzellikleriyle Marmara Bölgesi'nin ender kıyılarından olan Uçmakdere, kışın ulaşım zorluğu nedeniyle bozulmamış. Bu sayede de doğa, Dalında üzümlerharika görsel lezzetler sunuyor. İnanın burada yalnızca hava ve suyla bile yaşayabilirsiniz.
Uçmakdere yoluna devam ettiğinizde Gaziköy ve sonrasında da şaraplarıyla meşhur şimdiki adıyla Güzelköy olan Melen'e varılıyor. Melen köyüne varmadan üç kilometre önce solda yer alan toprak yola saptığımızda tüm Trakya bölgesinde ayakta kalmayı başarmış tek manastırla karşılaşacağınızı da hatırlatmakta fayda var. Melen, nizami taş yolları, eski güzel evleri, çiçekli bahçeleri, zeytinlikleri, üzüm bağları, fundalıklar içinde Trakya'nın en eski birkaç köyünden biri. Köyde buram buram ıhlamur kokusuyla karşılanıyorsunuz. Koku, kurutulmak için evlerin bahçelerine serilen ıhlamurlardan geliyor. Köyde gezdiğinizde buranın bir zamanlar nasıl mamur bir yer olduğunu anlıyorsunuz. Eskiden Türk beylerinin oturduğu bu yerleşim alanının tüm sokakları irili ufaklı blok granit taşlarla döşeli. Sağanak yağmurların yağdığı günlerde bile ayağınıza bir damla çamur değmeden köy içinde gezinti yapmanız mümkün. Bölgenin en güzel camii olan Melen Camii'ne uğramadan köyü terk etmeyin. Küçük bir haziresi, haziresindeki zarif Osmanlı mezar taşları, kitabesi, çeşmesi ile ağaçların arasında, çınarların gölgesinde ayakta kalmaya çalışan bu eşsiz güzellikteki eserin harap halinin kalbinizi kırmasına hazır olun. Hoşköy'den Mürefte'ye bu kırık kalple uğramayı düşünüyorsanız Melen Şarapları'nın fabrikasına mutlaka uğrayın. Burada piyasada hiç satılmayan rezerv ürünlerini bulacaksınız. Kırılmış bir kalbe güzel bir "Melencik"ten başka ne iyi gelebilir. Hele bir de sahipleriyle konuşmayı denerseniz, yöreye dair asla unutamayacağınız öyküler dinleyebilirsiniz.
Kendinizden gizlediğiniz güzellikleri, güneşin denizden doğup, denizden battığı, gözlerinizin dibinden geçen o unutulmuş bulutları görmeye hazır olun; içine çekildiğiniz en anlaşılır limana varmak üzeresiniz.
Hoşköy Feneri (Hora)Kuzeye bakan yamaçlarından ayrı bir şarap, güneye bakan yamaçlarından ayrı bir lezzetin çıktığı, ıhlamur ve kekik kokusunun sarmaladığı yoldaki yolculuğunuzun ilk durağı Hoşköy Feneri. Eski ismi Hora olan fener, Hoşköy'den ayrılır ayrılmaz karşınıza bir anıt gibi çıkıveriyor. Fener, deniz seviyesinden 50 metre yükseklikte olup, kule yüksekliği ise 20 metre. 1861 yılında Fransızlar tarafından yapılmış. Fener kulesi Fransa'dan orijinal olarak getirilmiş bulunan döküm paneller ve putrel demirlerden çelik konstrüksiyon olarak yapılmış olup, halen günümüzde de bu orijinalliğini muhafaza etmekte. Fenerde ışık kaynağı olarak fitilli gaz yağı lambası kullanılmış daha sonra LPG ile çalışan parlak ışıklı manşonlu (gömlekli) lambalar kullanılmış ve şu anda elektrik lambası ile aydınlatma sağlanmakta.
Bir tarafınızda deniz öbür yanınızda ise bağlıkların tam ortasındaki bu feneri geçtikten sonra, deniz, üzüm, zeytin ve iğde kokularının birbirine karıştığı, bir zamanların küçük İstanbul'u, rüzgârlı kasaba, Mürefte karşılayacak sizi. Yaşadığı deprem ve yangınlardan dolayı tarihi dokusundan fazla bir şey bulamayacağınız Mürefte, doğal güzellikleri, tadına doyum olmaz mutfağı ile tam bir konaklama yeri. Şarap fabrikalarını dolaşmadan Mürefte'yi terk etmeyin. Sahilindeki bahçelerde mutlaka oturun ve o güzelim çayından tadın. Gezinizi bağbozumuna denk getirdiğiniz için, hayatınızın en güzel anılarından birine sahip olacağınızı aklınızdan çıkarmayın. Elinizde isterseniz size yardımcı olabilecek bir pusula bulundurabilirsiniz. Ama yön sizin içinizde, pusulada değil. Yüzünüzü nereye dönmek ister siniz? Denize mi? Bağ'a mı? Dağa mı? Ormana mı? Bir masalın içindeymişsiniz gibi. Hangi yöne yüzünüzü çevirseniz öbürünün hatırı kalıyor.
Hem kaybolduğunuz hem de kendinize ilerlediğiniz zamanın arka sayfalarından sökün edip bir çırpıda zihnimize düşüveren o güzelim bağların arasından başınızı yukarıya kaldırıp gökyüzüne bakın. Hafızanızı kurcalayın, dürtükleyin, kalbinizi yoklayın. Burası Mürefte; İsketeler, Kara Bakkal kuşları, aslan ağızları, karanfiller, komşu çatlatan güzel güller, sardunyalar.

Mürefte gün batımıBuğdaydan sonra tarımdaki en büyük keşiflerden biri asma kütüğünün yeryüzüne yayılmasıdır. Çünkü gerçekten de bu sihirli bitki, yalnızca yararlı bir meyve vermekle kalmayıp, meyvesinden elde edilen su, yaratıcılığımızı harekete geçirerek bize güç katıyor.
Her ne kadar bazı durumlarda olumsuz atıflara hedef olsa da aslında şarap kültürel bir zenginlik unsuru. Kokusu, rengi, bardağı ve şişesine kadar başlı başına bir ritüel, bir kültür.

Mürefteli bu kültürü yıllardır yaşıyor ve inatla yaşamaya devam ediyor.
Şimdi yine o şenlikli günlerin arifesinde üzümün bağlardan, sofralara ve şarap kadehlerine ulaşabilmesinin zahmetli sarhoşluğu yaşanıyor. Öyle ki, dere kenarlarına bırakılan cibreler yüzünden kendini kaybetmiş sarhoş kurbağalar bu şenliğin en önemli şahitleri.
Gelin bir başka bahara bırakmadan bu şölendeki yerinizi alın. Ciğerlerinizi bu kokuyla doldurun.
Ben her kokladığımda, eski kurşunkalemlerimi hatırlatıyorlar bana. Uykusuz gecelerin, sessiz, ışıksız fenerlerini görüyorum hepsinde. Terk edilmiş bir beldenin haritası gibi hepsi. Hepsinden artan bir ünlem yankısıyla doluyor içim. Her yankıda bir sese kavuşuyorum. Uyandığımda bir bakıyorum ki uyuduğum yerde değilim…

Sayı: 30, Yayın tarihi: 22/09/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics