MaviMelek
"Bir insanla sevişmek, gene kendi kendinle sevişmek demektir. Birisiyle birlikte olmak, yalnız olmak demektir. Bunu çıkarma aklından." - Tezer Özlü

[Öykü] "Sızı" | Yusuf Turhallı

Sızı | John Douglas

"CÜMLENE GİRMEYE ÇALIŞSAM
AŞAĞI DÜŞÜYORDUM"

Karşımdaki kıza bakıyor olmalıydım. İlkbahardı galiba. Yok. Öyle ilkbahar mı olur? Sabahları ılık olur; akşamları sıcak. Sonbahar olmalıydı. Sabahları sıcak; akşamları soğuk oluyordu çünkü. Ve hastalanmaya yatkındım. Ya da kış mıydı? Ne önemi var gerçi zamanın, herkese göre değişen bir şey olduktan sonra. Önemli mi bunu anlatıyor olmam? Önemli ki okumaktasın. Önemli ki kâğıt kirletilmiş.

Evet, karşımdaki kıza bakıyordum. Ya da karşım yoktu. Nihayet karşısı olmayan bir yer bulmuştum. Belki de bulamamıştım; boş bir odada hayaller üretiyordum götümden. Bir kız vardı ya da bilmiyorum işte bir otobüstü bu. Zaman bazen otobüs camından akan hayatı izlemektir ya... Ben mi yaratıyordum o zamanlar hayatıma giren bedenleri. Yoksa bedenler beni mi yaratıyordu? Sorulmaması gereken soruları sormaya verilmemesi gereken cevapları vermeye başladıktan sonra karar vermemiş miydim? “Babam nerede?” şeklinde başlamıştım anlamsızlık sınırını geçmeye. Babam orada değildi çünkü. Belki de başka bir yerdeydi. Ama yoktu biliyorum. Ben vardım, annem vardı, bacım vardı. O yoktu bir de evimizin tuvaleti yoktu. Pazardan alınan elbiseler giyiyorduk; mağazalar girememişti henüz hayatımıza. İlk yıkamada renk verirdi ne kadar seversek sevelim üstümüzdekiler. Ne kadar seversen sev bir kadının hayatında kadın seni bitirene kadar yok musun?

Otobüstü evet. Hatırladım. Ya da hatırlar gibi oldum bunun burada bir önemi var mı yok mu sen bilirsin. Otobüstü; otobüslerdeki kızlar güzeldirler. Erkekler çirkindir çünkü ekseriya. Değil mi? Kokarlar; pistirler; deodorant bile kullanmazlar. Öyle bir kokarlar ki; konuşurken sen başka bir masada haklarında, konuştuğun kişilerin gözünde değer kazanmanı sağlar ağız kokuları. Bazı ağız kokuları geçmez oysa. Örneğin o otobüse bile onlar olduğu için binmenin bir anlamı yoktur. Onlar senin çöpün gibi koktuğu için temizdir sokakların. Çöpün bile daha temiz kokar sana göre. Çöp kokuyorlar değil mi? Birileri kokacak ki birileri geceleri yataklarına kokmadan girebilecekler. Birileri ölecek ki birileri öldürmek için sebepler bulacak. Birileri hep bir şeyler yapmak zorunda olacak ki... Bir şeyleri hep yapmak zorundaydın değil mi? Yapacaksın da. Hayallerinin peşinden koşup günahlarına ulaşmadın mı? Ulaşmasaydın bu kâğıt parçaları elinde olmayacaktı.? Sana daha önce de bahsetmiştim anlamsızlığından yaşamanın. Anlamayacaksın da...

Dur bir saniye! Sen o değil miydin? Çocukları öldürüyorlardı görüntülü kutularda; çocukların akıl sağlığı bozulmasın diye gözlerini karartıyorlardı hafiften. Belki de senin miden kalkmasın diye göstermiyorlardı acılarını insanların. Sessizdin değil mi? Ölen sen olduğunda mı acı çekeceksin sadece? Acılarını paylaştığını zannederek acılarını azalttığını düşüneceksin değil mi? Nah azalır acılar paylaşılarak. Mutluluktur o azalan paylaştıkça. Ayrıca sen kimsin ki acımızı paylaşıyorsun! Ancak adam sallandırıp ipin ucunda siyasi görüşünü bildirirsin. Çocukların yüzleri ölmekten kararırken sen acılarını paylaşıyor görüntüsüyle iyi pişmiş, sıcak yemeğini kaşıklarsın. Ya da kaşıklamazsın çatal bıçak kullanırsın. Belki de elinle yersin. Onlar büyüyemezler; sen onları öldürenleri büyütürsün ellerinle, elinden geldiğince.

Otobüste karşımda oturan kıza bakıyordum. İyi giyimliydi; güzel makyajlıydı kız. Ben de kendimi yaratmaya çalışmıştım. Sen de yarattın değil mi? Al işte oradasın ve bu kâğıtlara bakıyorsun. Ne önemi var senin için bu yazılanların. Dış cephe kaplaması daha önemli olmadı mı hayatın boyunca? Kendini de önemli saydın değil mi? Dur bilmiyorsan söyleyeyim. Bir karıncadan daha önemli değilsin. Karıncaları da sen öldürmüyor muydun çocukken? Tabii onları da öldürmelisin. Çocuklar da üzülmez mesela. Öyle inandın değil mi? Biliyor muydun kimileri çocukluklarını öldürüyor acıya katlanamadıkları için? Şaşırdın mı? Sen hiçbir şeysin? Gel bu konuda anlaşalım seninle! İnsan hiçbir şey değiştirmiyorsa hiçbir şey olma sıfatını hak etmiş olmaz mı? Ne? “Değiştirdim!” mi dedin yoksa bana mı öyle geldi? Sosyal statünü değiştirdin değil mi? Artık o otobüslere binmek zorunda değilsin. Arabandayken acıma hakkın var bakıp balık istifine. Babanın parasını da yemiyorsun artık. Kendine yeni elbiseler aldın; rahatsın. Kullanmayacağın eşyalarla doldur evini. Farklı mısın babandan? Değiştiysen neden hâlâ buradasın. Çekip gitsene!

Kalktı kız. Belki de kalkmamıştır oturuyordur hâlâ o koltukta. Belki de “Baban nerede?” diye sordu kız diye başlamalıydım paragrafa. “Baban nerede?” Alışkanlık. “Almanya'da...ydı o en son. Meyve sebze satıyordu.” “Meyve sebze satmak için Almanya'ya mı gidilir?” dedi. “Evet gidilir. Dört duvar içine tıkmışlarsa bedenini muhtemelen kendini Almanya'da düşlersin ya da ne bileyim Paris'te. Mesela benim Paris'te çekilmiş hiçbir fotoğrafım yok. Neden? Belki de Almanya'ya gidemediğimden. Belki birgün benim de çocuklarıma söyletecekler Almanya'da meyve sebze sattığımı. Ama dur! Neden sordun babamı?” “Baban önemlidir. Baban olmasa doğuramaz annen seni. Doğduğun topraklı olursun. Toprak önemlidir; kutsaldır kaderine terk edilemez.” “Beni kaderime terk ettiler ama. Onu ne yapacağız?” dedim. Sustu. Susarak bir şey anlatılır mıydı? Bilmiyorum. Belki de biliyordum ben de susmuştum. Suskunluk öylesine ağırlaştı ki; dayanamadık inmek zorunda kaldık otobüsten. Ya da ben indim o takip etti beni. Anlatmalıydım susmanın tek çare olmadığını. Konuşamadım. Belki de konuşmuşumdur. “Evet!” diye onayladı çünkü. Neyi onaylamıştı sonrasında sevişmeye başlamamızdan başka? Sevişmek unutturuyor muydu yoksa mantıkla gelen şeyleri? Ama nasıl olur bu? Sokaktaydık. Sokakta sevişmek yasaktır; cezalandırırlar insanları. Cezalandırılmamış mıydık zaten? “Hayatımın kadını sen olmalısın.” dedim nedense. Susturdu. “Olmayan hayatına olmayan kadınları doldurma!” dedi. Var mıydı? Ben mi düşünüyordum yoksa orada olduğunu? Anlamsız şeylere anlam yükleyerek geçirmedim mi zaten zamanımı boşuna?

Sen de vardın orada. Evet evet. Bize bakıyordun. Söyleyecek sözlerin vardı; cümlelerin büyük harfle başlıyor, büyük harfle bitiyordu. Nasıl mı anlamıştım? Cümlelerin sonuna koyduğun ünlem işaretleri anlatıyordu arasında üç nokta taşıdığını iki büyük harfin. Cümlene girmeye çalışsam aşağı düşüyordum. Aşağıda cesetler vardı. Sessizdi hepsi. Zaten durmadan dil kesen bir giyotin vardı yanlarında. Kollarımı kesmeye çalıştı. İntihar ederek kurtuldum. Kanatlarını kopararak yok edemezsin at sineğini savunmasında Sokrates'in. Zorlandın değil mi? Ne kadar da rahattın oysa deliğinde. O dilenciye para verecektin ruhunu kurtarmak için. Yok, olmaz artık. Götü kaybetti ruhun. Kaybedince namussuz olur değil mi insan? Sen çok namuslusun. Ruhun kaybetmiş kime ne? Nasıl olsa görmüyorlar. Görmeyen herkes kör müdür? Manyak mıyım ben? Kaçmalısın bence; kaçamazsan intihara teşebbüs edecek kelimelerin. Ölmezlerse de sakat kalacaklar. Sakat kelimeler değildir dünyayı değiştiren; yanlış öğrenmişsin. Sakat düşüncelerdir. Değişmediyse yaşamanda hiçbir şey cebindeki para miktarından başka; hangi günah yaşatabildi seni bu vakte kadar?

Otobüs gitmişti. Biliyorum bildiğini. İndiğin her otobüs gider zaten. Neyse umursamayacağım seni şimdilik. Elini tuttum kızın. “Gitme!” dedim. Kayboldu. Hayal miydi lan bunca zevk? Zevk varsa sevişmek kaza süsü verilmiş bir cinayettir. Saklanamaz günahlarından o zaman insan. Belki de okuldaydım. Ta lisede. Ergen duruyordum. Evde babam vardı. Çocuk olamazdım. Bazı hayatlara babalar ergenken dâhil oluyor ya; ekmek kırıntısının kenarına tünemiş bir martı yavrusu gibi... Kader olmalıydı bu. Tanrıya inanmaya çalıştım boşluğa düşerken elimden tutsun diye. Tuttu mu? Bilmiyorum. Ama imana getiremediyse tutmamıştır diye bir düşünce kaplıyor içimi. Babam pazarcı olmuştu ve evdeydi. Yok, evde değildi. O saatte ne işi var evde. Pazara gitmiş olmalıydı artık. Babası pazarcı olduğu için utanmalı çocuklar babalarından. Belki de utandığım gün martı yavrusu kırıntıyı yemişti. Düşer tabii sonra. Ağlıyor muydum? Kız dönüp elimi tutmuş muydu? Nasırlıydı ellerim. Duramadım orada ben de!

Şimdi tam burada sen bu yazıda olmadığını iddia ediyorsun değil mi? Hâlbuki dâhilsin her yerine bu sessizliğin. Sen sustukça sıra bileklerime geliyor. Sen sustukça sıra sana gelmeyecek de emin ol bundan! Sen sustukça bir akbabanın ölümüne yas tutacağı bir çocuğun fotoğrafına ağlayacaksın. Sen suçsuzsun; fotoğrafçı ölü; çocuk kör; akbaba suçlu. Gözlerine mil çekip, kulaklarını kesip, dudaklarını birbirine dikmelisin. Dur! Sen yapamazsın. Gel! Ben yapayım; caniyim artık. En son bileklerimi kesmiştim kulaklarımı keseceğime. Ölmedim ki sen de okuyorsun bunları. Yaralarıma bir miktar Eiffel sürdüler; iyileşemezdim yoksa. Eyfel değildi. Öyle olsa gerçek olmazdı yaşadıklarım. İyileşmek ister miydim? Hadi uzak git pis kokuyor nefesim.

Ardından, yürümeye başladım nedensiz. Kızlar beğensin diye mi güzel giyinmiştim? Okula gidiyor gibiydim. Lise olamazdı ama. Sakalla almıyorlardı kapısından lisenin. Onsuz da giremiyorsun içine bir kızın ama. Bakıyorlardı. Bıyık da olabilirdi yüzümdeki. Neden olmasın? Ağlamıyorum artık hatırlayamadığım kaybolmuş anılarıma. Kız tekrar çıktı karşıma. Yoksa tekrar o otobüse mi binmiştim. Deniz geçiyordu altımdan nasıl olur? Kendimi korkuluk gibi hissediyordum. Sadece kız vardı. Arka planda seçemediğim acılar... Seçmece karpuz gibi yükleniyorduk omuzlarımıza hayatı. Yapamadım ama. Kaldıramadım. Düştüm. Gözler kör oldu sonra.

Korkma anne! Artık intihar etmeyeceğim.

~~~
Sayı: 42, Yayın tarihi: 19/11/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics