MaviMelek
"Tüm ölümleri seçtim. Hiçbiri de beni şaşırtmadı. Çoğu kez zaten ölüydüm ve bu daima ihtişamlı bir ölümdü." Cenaze Töreni, Jean Genet

[Editör'den] | Hasan Uygun

Woodstock 69

"68, BEAT GENERATION, TANCA ve GENET"

Kırkıncı yılı dolayısıyla 68 bu yıl tekrar gündemde. Başta bu yıl 27.si düzenlenen Uluslararası İstanbul Film Festivali olmak üzere, birçok organizasyonun yanı sıra edebiyat, kültür-sanat dergilerinin de konusu 68. Peki neydi 68 ve neden 40 yıl sonra bile çekiciliğinden hâlâ hiçbir şey kaybetmeden tekrar gündemimize oturabiliyor.
Bu sorunun cevabını vermek için öncelikle bugün içinde yaşadığımız dünyaya şöyle kabaca bakmak yeterli bence; ama yine de bir iki şey söylemek gerekirse; 68, daha güzel bir dünya kurmak hayaliyle başkaldıran bir kuşağın, ideallerini gerçekleştirmek için alanları doldurdukları, isyan ettikleri, üniversitelerde barikatlar kurdukları, barış için mücadele ettikleri, savaşları lanetledikleri; ancak bütün bunları yaparken de eğlenmeyi hiçbir zaman ihmal etmedikleri bir dönemdir. Woodstock 69 bunun en güçlü kanıtıdır mesela. Bugüne kadar gerçekleştirilen en yüksek katılımlı organizasyon olarak bilinen Woodstock 69, yarım milyona yakın insanın hep bir ağızdan "Barış hemen şimdi!" sloganını haykırdıkları; ama aynı zamanda da doyasıya eğlendikleri bir dizi konserden ibaret devasa bir rock etkinliğiydi.
Kim ne derse desin 68, başta ABD'nin birçok kenti olmak üzere Tokyo, Mexico City, Londra, Madrid, Varşova, Belgrad, Pekin, Prag ve İstanbul'da sayısıyız ayaklanmalarla bir kuşağı peşinden sürükledi.
Başta müzik olmak üzere, edebiyat, kültür-sanatı derinden etkilemiş bir dönem olan 68, Beat yazınının da tüm dünyada tanınmasını sağladı. Birbiri ardına gelen manifestolarla sanat atölyelerden sokağa taşındı, sanatçılar aynı zamanda birer eylem insanı olarak duyarlılıklarını haykırdı.
68 deyince tabii ki "Çiçek Çocukları" ve onların simgeleri de akla gelir. "Savaşma seviş!" sloganını kendilerine düstur edinen bu kuşak, olağanüstü doğal giyim tarzıyla, uyuşturucularla, cinselliği doğal yoldan ve sınırsızca yaşayan hareketleriyle ve Vosvoslarıyla hafızalarımızda yer etti.
68'in simgelerinden biri Vosvos, diğeri Woodstock ise bir diğeri de Tanca'dır bence.
Fas'ın Tanca kenti 1970'li yıllar boyunca Beatniklerin uğrak yerlerinden biri olmuştur. Başta William Burroughs olmak üzere Beat yazınının birçok üyesini ağırlayan Tanca, bir dönem Jean Genet'yi de ağırlar. Her ne kadar Beat yazınına dahil edilmese de 1968 yılında uzun bir süre Tanca'da kalan Genet, bu kentin etrafında dönen efsanelere tanık olmuş, burada Beatniklerle karşılaşmış ve onlara dair "Amerikan hippileri harika, ama babaları tahammül edilmez insanlar."(1) yargısında olduğu gibi, bu hareketi onaylamıştır.
Jean Genet Tanca'da bulunduğu sıralarda ona eşlik etmiş olan Faslı yazar Muhammet Şükrü'nün kusursuz bir portresini çizdiği Jean Genet Tanca'da kitabına geçmeden önce Tanca hakkında birkaç şey daha söylemek gerekiyor.
Bana göre Tanca'yı en kusursuz şekilde anlatan yazarlardan biri William Burroughs'tur. Arabölge kitabında Burroughs, bakın neler diyor Tanca hakkında: "Tanca'da hiç kimse göründüğü gibi değildir. Socco Chico'nun sahte kaçaklarından başka, bir de Avrupa'dan gelen gerçek siyasi sürgünler vardır: Nazi Almanya'sından kaçan Yahudi sığınmacılar, Cumhuriyetçi İspanyollar, birkaç Vichy Fransa'sı yanlısı ve diğer işbirlikçiler, kaçak Naziler. Kasabada, başka bir yere gitmek için yeterli belgeleri olmayan, itibardan düşer gibi olmuş Avrupalılar cirit atmaktadır. Buradan ayrılamayan, parası ya da belgeleri olmayan ya da ne parası ne de belgesi olmayan insanlar. Tanca dev bir ceza kolonisidir."(2)
Evet, Tanca "dev bir ceza kolonisidir" ama öte yandan da çok cazip bir yerdir. Niçin mi? Cevabını yine Burroughs'tan alalım: "Tanca'yı en cazip kılan şey tek bir sözcükle açıklanabilir: muafiyet. Yasal ya da başka türlü müdahaleden muafiyet. Özel hayatınız size aittir, keyfinizin istediği gibi davranmakta özgürsünüz… Tanca, soygun, şiddet ya da düzeni tehdit eden bir harekete yeltenmediğiniz sürece istediğinizi yapabileceğiniz dünyadaki ender yerlerden biridir. Herkesin kendi halinde yaşadığı bir sığınak."(3)
Böylesi bir sığınağı "Polisler hiçbir zaman insan olmadı ve insan oldukları gün artık polis olmayacaklar… Tüm devletlerden nefret ediyorum."(4) diyen, tabii ki düzenin her türlüsüyle başı dertte olan ve cinsel tercihi yüzünden başta ABD ve Avrupa olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde lanetlenen, hakarete uğrayan Genet'nin kendisine mesken edinmemesi düşünülemezdi. Bir yıldan fazla bir süre kaldığı Tanca'da, genç oğlanlar ve uyuşturucuların yanı sıra Faslı bir yazar olan Muhammet Şükrü'yle de temas kurar Genet. Buradan Fransa'ya genç sevgilisini götürmesi için aracılık talep ettiği Şükrü, aynı zamanda kusursuz bir gözlemci olarak Genet'nin hayat, siyaset ve edebiyata dair fikirlerini anlattığı bir kitabı kaleme alır daha sonra. Kitapta, Genet'nin kusursuz bir portresini çizmesi yanı sıra varoluşçuluğun simge isimlerinden Sartre ve Camus arasında dönen polemiklere ve Genet'in, Camus'yu neden sevmediğine dair ilginç anekdotlara da yer vermiş Şükrü.
Kendisini de varoluşçu yazına dahil etmeye çalışanlara ateş püsküren ve "Ne varoluşçuyum ne de saçmacı. Ben bu tür sınıflandırmalara inanmıyorum. Ben sadece bir yazarım; iyi ya da kötü bir yazar."(5) diyen Genet, bakın Camus hakkında ne diyor: "Bir öküz gibi yazıyor… Yazdıklarını hiçbir zaman beğenmedim. Ne de kişiliğini. Onunla geçinmeyi asla beceremezdim… Camus, düşündüğünden daha çok, hisseden birisidir."(6)
Ancak Sartre söz konusu olunca, akan sular durur Genet için: "Savaş sonrası Sartre, savaş öncesi Sartre değil. Alman hapishanesinden yeni bir kabukla çıktı. Ben de aynı şekilde. Eğer ikimiz birden kabuklarımızı değiştirmeseydik arkadaş olamazdık."(7)
Genet, Sartre arkadaşlığına dair başka birçok kaynakta da ilginç anekdotlar bulunabilir. Ancak konunun burasında, biraz daha Genet Tanca'da kitabından bahsetmek istiyorum. Çünkü kitap, küçük ebadıyla (81 sayfa) aslında çok büyük bir boşluğu dolduruyor. Biyografik bir kitap olmamakla birlikte, Genet'in bir nevi biyografisi olarak da okunabilecek olan Genet Tanca'da, aslında gizli kalmış gözlemci bir yazarı, Muhammet Şükrü'yü de gözler önüne seren ilginç bir eser. Faslı yazar Şükrü, yıllar boyunca Tanca'ya ziyaret etmiş ressam ve yazarların listesini tutmaya çalışmış ve Genet'yle tanışınca da usta bir gazeteci gibi ardı ardına sorularla onun hayatına dair birçok detayı birinci elden alma fırsatına erişmiş.
Genet Tanca’da | Muhammet ŞükrüElbette şu tarihte şurada doğdu, hayatını şurada geçirdi ve şurada öldü gibisinden kaba biyografik bilgiler bulmak mümkün değil bu kitapta. Ancak buna dair de birçok kaynak zaten var. Bu kitapta tanıştığımız Genet, her zamanki hırçınlığından hiçbir sapma göstermeden sevdiği ve sevmediği yazarlar hakkında verip veriştiriyor, kendi edebiyat anlayışını ve kitaplarını yazarken geçirdiği süreçleri kabataslak da olsa anlatıyor; en önemlisi de düzene karşı neden bu kadar büyük bir nefret beslediğine dair ipuçlarını veriyor.
Kendisini her türlü ezilenlerin, dışlanmışların ve aşağılanmışların bayraktarı olarak gören Genet, Tanca'daki yoksulluğu ve sefaleti de gözlemler, oranın yoksul insanlarıyla arkadaşlık kurar, sofralarında onlarla birlikte kaşık, çatal ya da bıçak kullanmadan yemek yer; ama yine de lüks otellerde kalır. Bu durumun bir çelişki olduğuna dair Şükrü'nün bir serzenişine ise bakın nasıl yanıt verir: "Çünkü ben pis bir köpeğim. Minzah'da veya Hilton'da kalıyorum, çünkü seçkin insanların benim gibi pis bir ite hizmet ettiklerini görmekten hoşlanıyorum."(8)
Pis bir köpek ya da dahi bir yazar. Terk edilmiş bir çocuk olarak Fransa'nın en yoksul bölgelerinden Morvan'ın göbeğindeki küçük bir köyde hayat yolculuğuna başlayan Genet, on iki yaşından itibaren başladığı ufak tefek hırsızlıklarla marjinal bir hayata yöneldi. Bu yüzden önce ıslahevlerine sonra da yaşı ilerledikçe çeşitli cezaevlerine uzun dönemler halinde misafir oldu. Birden fazla suç nedeniyle ömür boyu hapse mahkûm olduğu bir dönemde de yolu Cocteau'yla kesişmeseydi herhalde edebiyat tarihi bu büyük yazardan mahrum kalacaktı. Yerleştirildiği sanat okulundan kaçtıktan sonra eğitim hayatı biten, ama çaldığı kitaplarla kendini eğiten Genet'nin, Michel Foucault'yla kurduğu dostluk ise onun kariyeri açısından ayrı bir dönüm noktasıdır.
15 Nisan 1986 yılında Paris'te, Jack's Hotel'in bir odasında tek başına ölen Genet'nin tüm eserleri, "ölümü çağrıştıran, keşfeden, yücelten ve reddeden derin bir ölüm saplantısıyla doluydu."(9)
20. yüzyılın bu en saplantılı yazarını 68 ve Tanca dolayısıyla tekrar anmak ve ölüm yıldönümünde "İyi ki vardın Genet," demek içindi bu yazı, böylece tamama erdi.

***

Başta usta kalem, şair, editör Adnan Özer'in, Latin edebiyatının en büyük temsilcilerinden Julio Cortazar hakkında kaleme aldığı olağanüstü deneme ile Betül Tarıman'ın Ahmet Oktay'ın "Lirikler" kitabına genel bir bakışla, şiirlerini irdelediği yazısı olmak üzere, 24. sayımız da dopdolu. Yepyeni öyküler, şiirler, hezeyanlar ve derlemelerle Resimli Edebiyat Derginiz MaviMelek'te yine karşınızdayız .
25. sayımızda tekrar buluşmak dileğiyle, ekranlarınız hep mavi kalsın!

Yararlanılan Kaynaklar:
1 Jean Genet Tanca'da, Muhammet Şükrü, Türkçesi: Sergül Oğur, Altıkırkbeş Yayınları, Kadıköy 2006.
2 Arabölge, William S. Burroughs, Türkçesi: Fahri Öz, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2006.
3 Agy.
4 Jean Genet Tanca'da, Muhammet Şükrü, Türkçesi: Sergül Oğur, Altıkırkbeş Yayınları, Kadıköy 2006.
5 Agy.
6 Agy.
7 Agy.
8 Agy.
9 Jean Genet, Stephen Barber, Türkçesi: Sinan Okan, Güncel Yayıncılık Temmuz 2005, İstanbul.

Sayı: 24, Yayın tarihi: 20/04/2008

hasan@mavimelek.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics