MaviMelek
Yüxexes
"Olabilir desinler; ama olur demesinler." Cicero

"Zaman Durdu" - Hasan Uygun*

Zaman Durdu

"UMUT İŞTE…"

Nehrin köpüklü sularına bırakılan kırmızı bir karanfil, akıntının tersine, girdabın çekim gücüne kapılarak, dönüp dolaşıp aynı yerde duruyor; aynı köpüklerle boğuşuyordu soluğunu tutmuş balıklar. Bulutlar kımıltısız, aynı noktayı yansıtıyordu dolunay.

Zaman durmuştu sanki. Akrep yelkovana, yelkovan akrebe, zembereği boşalan saat, kendine küskün. Yürüyen, hareket eden tüm canlılar taş kesilmiş, gün be gün oksijen azalırken, soluk almaz olmuştu yüzü eprimiş yaşlı dünya. Aspiratörler havayı temizlemiyor, klimalar afyon üflüyordu insanların yüzlerine. Afyonla esrimiş insanlar, dumanlı kafalarıyla sise boğulan rutubetli dünyayı algılamaya çalışırken, sürekli aynı notayı yineleyen bir enstrümanın tek düze ritmiyle ağlıyordu çocuklar. Yüreği çocuk, başı ak yaşlılar ise yitirdikleri zamanı, belirsiz geleceklerini arıyorlardı; nüfus müdürlüklerinin arşivlerinde.

Çöpleri karıştırıyordu kara bir çocuk.

Kanlı cesetlerle poz vermeye çalışıyordu eli silahlı, kanlı bir katil. Sevgi sözcüğünü kullanmak ağır ceza sorunuydu. Ceza mahkemeleri ağır sevgi suçlularıyla dolup taşarken, ceza evleri açılıyordu kentlerin en işlek caddelerinde. Sevgi düşmanları basın açıklamaları yapıyorken bir evin bodrum katında, gazeteciler ardı ardına deklanşöre basıp flaşlarını patlatıyor, uyuz bir köpek ise ısrarla yanaşmaya çalışıyordu fotoğrafın sol köşesine; görüntüyü tamamlamak istercesine.

Zaman durmuştu…

Geceydi…

Karanlıktı…

Limanın yeşil sularında sallanıp duran gemi, çocukluğunda tahterevalliye binmemiş yaşlılarla tıka basa doluydu. Herkes gemide yerini almak için itişip kakışırken, rüzgâr duasına çıkmıştı, yelkenli gemi kaptanı… Az sonra kopacak fırtınadan habersiz.

Toprağı dişleyen akasyanın kökleri, birer birer dışarı çıkıyordu. Toprak küskün, yorgun ve bitkindi… Yıllarca akasyayı beslemekten.

Kuşlar yuvalarını terk etmiş çığlık çığlığa belirsizliğe uçarken, yumurtaları bozuluyor, yavruları ölüyordu açlıktan.

Şehrin en işlek caddesindeki saat düzenli aralıklarla tam on iki kere zonkladı. Saatin sesini duyan semt sakinleri, çıkardığı korkunç gürültüden dolayı kulaklarını ellerinde taşıyor, düşürmemek için de sıkıca kapatıyorlardı avuçlarını. İnsanların avuçlarından damlayan kanlar bir yerden sonra iyice yoğunlaşıp şehrin sokaklarını doldururken, kanalizasyonlar ardı ardına patlıyor, atıklar nehre ulaştığında ise balıklar acınası çığlıklar atarak, ölmek pahasına da olsa karaya atlıyorlardı.

Zaman durmuştu…

Geceydi…

Karanlıktı…

O gece haberi duyan limanın bütün çingene çocukları sahile koşuyor, ağızlarını şapırdatarak iştahla ve afiyetle yiyorlardı… Ölü balıkların ağlamaktan dışarı fırlayan gözlerini. Martılar, hırsızlama dalışlar yaparak kapıyorlardı arta kalan balıkların kemiklerini. Sonra da sevinç içinde taklalar atarak takılıyorlardı bir vapurun peşine. Aslında eskisi gibi simit atan da yoktu artık… Ama umut işte, olur ya…

Belli ki insanlar biraz daha yoksullaşmış, boğazına girecek bir tek kırıntının hesabını yapar hale gelmişlerdi.

Güvertede yeşil paltolu, iri kıyım biri vardı. Boyuna sigara içiyor, içtiği sigaranın dumanını savuruyordu göğün karnına.

Paltolu adam bir süre sonra elindeki sigarayı, sıkıntılı bir hareketle denize fırlattı. Yok yok… Galiba bu bir puroydu. Ama ne fark eder ki?.. Kaç gündür insanların elinden bir şey kapmamış olan martının biri, gözü kara, puroyu kaptı. Puro ve martı… Müthiş ikili… Şimdi daha güzel oldu galiba?

*Düşler Öyküler, 06/02/1998

Diğer Öyküler

Mavi Melek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 Mavi Melek            website metrics