MaviMelek
Yüxexes
"Gördüğün veya göründüğün her şey, sadece rüyasız bir rüyadır." Edgar Allan Poe

"Tina'nın Ruhu" - Hasan Uygun

Tina'nın Ruhu

"EYLEMSİZLİK İYİLİĞİ ÖLDÜRÜR..."

Son beş saati şekerlemeyle geçen on beş saatlik uykudan ramazan davulu gibi şişen gözlerini, mikrop merkezi halini almış kirli tırnaklarıyla kaşıyarak uyandı. Sidik kesesi patlayacak gibiydi. Kafasının içinde on beş saattir katırlar tepişmiş de onun yorgunluğu varmış gibi beyni zonkluyordu. Yatağın etrafındaki boş bira şişelerine bakıldığında ise aslında kafasının içinde tepişenlerin katırlar olmadığı gayet iyi anlaşılıyordu. Vücudunu tamamen gizleyen kirli yorganı aralayıp başını dışarı çıkardı. El yordamıyla bulabildiği bir çift terliği kendine çekerek ayaklarına geçirdi. Ayaklarını sürüyerek tuvalete yollandı. Ellerine donuna götürerek aletini çıkardı. Sidik kesesinden gelip aletinin ucundan akan ve yakan sidiğin klozete çarpıp çıkardığı şarıltıya kendini kaptırmış aynaya bakarken, karşısında “o” duruyormuş gibi birden irkildi.
Banyonun içerisinde öteye beriye atılmış şeylere, kapağı açık unutulmuş ve ortadan sıkılmış diş macunu tüpüne, lavabonun ağzını tıkayan kıllara; banyonun girişinden klozete uzanan, dar bir şerit halindeki kurumuş kusmuklara, çamaşır sepetine baktı. Çamaşır sepetinden sarkan kirlilerin içinden pis bir donu eline aldı. Tül gibi incecik donun kenarları aybaşı kanamasından ötürü sertleşmiş kırmızımsı bir renk almıştı. Tiksinerek gerisin geri sepete fırlattı. “Kadınlar, hep aynı,” diye geçirdi içinden.
Aybaşları gelince kanarlar!
Yatak odasına seğirtti. Komodinin çekmecelerini karıştırdı. Hayal kırıklığı içinde, sinirli el hareketleriyle çekmeceleri kapatıp, komodine bir tekme savurdu.
-Adi orospu, yine bütün paraları götürmüş.
Acıyan ayağını iki eliyle tutarak, tek ayağıyla seke seke tekrar yatağa uzandı.

-Tatlı Tinacığımın ruhu donları gibi...
-Öyle mi diyorsun?
-Evet!
-Ya senin ruhun?
-Ne olmuş benim ruhuma, ben en azından hiçbir şey yapmıyorum. Eylemsizlik iyiliği öldürür ama kötülük de hiç doğmamış olur.
-Heyy babalık, bırak da içelim. Şimdi felsefenin sırası değil!

Yan masada headbeang yapan ve ona çenesini kapamasını söyleyen siyah saçları kıçında, vücutlarının muhtelif yerlerindeki gümüş takılarla seyyar gümüşçüleri andıran iki gence takıldı gözleri. Osuruk sesine benzeyen bu ses onlardan mı çıktı, dercesine.
Şu karı kılıklı ibnelerin kıçlarına birer tekme savursam hiç fena olmayacak, diye düşündü. Ama o anda masadan kalkmak ve onların yanlarına kadar gitmek, onun için o kadar zor bir eylemdi ki; bunu göze alamadı. Hem sonra “şunları pataklayayım” derken, kendi kıçına tekmeyi yemeyeceğinden de emin olamazdı.
“Fear Of The Dark”, Iron Maiden ateşliyordu silahı. Müzikle birlikte karanlığa gömülmek isteyen onlarca insanın ortasında, kendi karanlığının korkusunda boğuluyordu sanki. Bir an düşündü; karanlığın korkusu. Sanırım tek başınayım bu yolda, diye geçirdi içinden; ışıksız karanlık bir yol. Cennete varmak için daha çok yol vardı.
Barın duvarına Bukowski'nin bir şiiri çerçeveletilip asılmış ona takıldı gözleri sonra…

“Sanırım içmek eylemi,
Her sabah tekrar hayata dönülebilen
Ve her gece tekrarlanan
Bir intihar biçimidir.” diyor.

Şiiri okuyunca, bugün “Tatlı Tina'cığına” henüz bir şey yazmadığını hatırladı. Fakat onun için aklına hiç de güzel şeyler gelmiyordu. Mesela;

“ Karanfil kokulu kumral saçlarına her dokunuşum,
İçimde intiharları barındıran bir eylem,
Ki, yaşamak için tek nedenim
Nehirlerin ışıltılı sularında yıkanan
Süt beyazı tatlı tenin.”
diyemiyordu.

Sabahki görüntü -kanlı donlar- gözünün önünden gitmek bilmiyordu bir türlü.
Zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştı.
Uyku ile uyanıklık arası, kısa süreli dalgınlığında gördüğü rüyanın etkisini dağıtmak için, kalkıp perdeleri araladı. Pencereyi açtı... Pencerenin dibine dayadığı sandalyeye oturarak başını pervaza dayadı. Bir sigara yakarak kalabalık sokağı seyre daldı. Dışarıda ne olduğunu anlayamadığı anlamsız bir koşuşturma vardı. İnsanların gözlerinden okunan telaş, onların deli gibi sağa sola anlamsızsa koşuşturmaları ne kadar da uzaktı ona.
Saatine baktı: “Vay be saat üç olmuş,” dedi. Demek ki dört saat sonra Tina'cığı gelecekti ve o henüz hiçbir şey yazamamıştı.
Eski bir gazeteyi alıp eskiden bej rengi olan tekli koltuğa gömüldü. İş ilanları olan sayfaları büyük bir özenle satır satır inceledi. Dikkatini çekenleri elindeki kırmızı kalemle daire içine alarak işaretledi. Daha sonra işaretlediklerini ajandasına geçirdi. Defteri şöyle bir karıştırdı, yarısından fazlası iş ilanlarıyla ilgili telefon, adres vs. bilgisiyle dolmuştu.
“Ama işte,” diyecekti Tina'cığına; “bana bağırıp çağırmakla haksızlık ettiğini biliyorsun değil mi?”
“Nereden biliyorsun bütün gün yatağın içinde uyuz bir köpekçik gibi, kıçımı kaşıyarak yattığımı? Bana inanmıyorsan şu deftere bak”
Sonra Tina'cık deftere bakacak; “Evet, bugün yenileri eklenmiş. Ama nereden bilebilirim bunların da diğerleri gibi öylesine yazılmış şeyler olmadığını.”
Bunun üzerine o da, yorgunluktan(!) şişen ayaklarını gösterecek, o kocaman göbekli adamların karşısında, ellerini önüne kavuşturmuş sessiz uysal bir bakışla, ağızlarından çıkacak sihirli kelimeyi beklerken heyecandan nasıl tir tir titrediğini, yine o adamların karşısındaymış gibi taklit ederek Tina'cığını güldürecek; Tina'cık da, onunla dalga geçmemesini söyleyerek onu azarlayacak, ama her şeye rağmen yine de onu bara davet edip bira ısmarlayacaktı.

Gömüldüğü koltuktan kedi gibi sürünerek doğrulmaya çalıştı. Bütün eklem yerleri yağlanmamış bir kapı menteşesi gibi, gacır gucur sinir bozucu sesler çıkarıyordu. Odanın içinde bir-iki adımladı, tekrar saatine baktı: Beşe geliyordu. Heyecan ve korkuyla okuması gereken şiiri henüz yazmadığını hatırladı.

“Tinacığımın ruhu, donları gibi
Baktıkça midemi bulandırır.
Satılık ruhu onun,
Kocaman göbekli adamlarla yatar
Sidik kokularını çeker burnuna.
Tinacığım ruhunu satar
Günde sekiz saat.”

Kalemi elinden bırakıp şiiri bir daha gözden geçirdi: “Çok güzel olmuş,” dedi mırıldanarak...

Diğer Öyküler

Mavi Melek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Bloglar    ©2007 Mavi Melek            website metrics