MaviMelek Edebiyat
"Dünya inan ki bildiğin gibi değil çocuk/Bir dümensiz sandal, belki oyuncak bir kayık/Leyla sensin, sevdiğin hayal değil çocuk." Akıntıya Karşı/Ezginin Günlüğü

["Hayal Pusulası"]"Uçurumlara Baka Baka" | Akın Olgun

Uçurumlara Baka Baka | Turgut Demir

"ÇIRILÇIPLAK KALMIŞTI ŞİİRLERİMİZ"

Bir efkâr vakti, suskun bir yumruk olup kapanıyoruz içimize. Yazık olmuş hayallerin kırık çerçevelerine, yoldaşlık edip bakıyoruz gökyüzünün dipsizliğine.
Yine farksız her şey…
Her şey kendi garipliğinde üşüyor yine…
Faydasız tüm çareler.
Tüm çareler, çaresizliğe kulluk edip duyguların kanlı kancalarına teslim etmiş içindekilerini.
Zaman aşımına uğrayan bedellerimizin sızısını hissediyoruz bellerimizde. Elimizde buz tutan geçmişimiz yaralı ve sıktığımız yumruklarımızın içinde zindanda yüreklerimiz.
Belki de bu yüzden ömrümüzün kalan yarısına sarılıp, yaşamın kıyısına tutulup akmak zor geliyor bizlere.
Zor geliyor bütün vurgunların uğrak yeri olmak, zor geliyor yaşadığımızı düşünüp tüm ağrıları onun adına yüklenmek…
Zor geliyor her yalnızlık vakti kaybolduğumuz umutlarımızın, yüzümüze tuttuğu aynalara bakıp bakıp hiçbir şey görememek…
Kelimelerimizin, sözlerimizin sayıklamalarında uyanıp, uykusuz yaşlar döküp anılarımızın yazılı defterlerine, bırakıp gitmek var belki de her şeyi… Ama olmuyor, yapamıyor insan…
İnsan kendisinden vazgeçemiyor…
Kalplerimizin kenarına sığınan sevdalarımızın kırık gözyaşları, yüreklerimizin fay hattından geçip vicdanımıza düşüyor ve o saatler hiç ama hiç unutulmuyor…
O anlarda, sevginin bağbozumunda yeniden yudumluyoruz hayallerimizi. Bütün yarımsızlıkların seslenişiyle dinliyoruz demlenen kimsesizliklerimizi.
Beynimizin iç uğultusundan ayırıyoruz geride kalanları ve ağrılarımızdan, sızılarımızdan arındırıp sevgiliyi, saklıyoruz göğsümüzün en ak yerinde.
Oysa kaç kez ölmüştük içimizde, hiç bilmedik ve daha kaç kez öleceğiz bilmiyoruz. Her isyan dönüşü yaşamaktan yorgun, her isyan dönüşü yaşamaktan yaralı, her isyan dönüşü yaşamaktan mağlup olup, kıyımlarda kıvrılıyoruz bir nefeslik gölgelere…
İnadına ayakta kalmaktan mahcup yüzlerimiz ve ölümle aynı yaşta olmanın ve yaşamdan daha yaşlı kalmanın ağır yüz ifadelerine yükleyip yüzlerimizi yürüyoruz hiç durmadan.
Hüzünlerimizin dağınıklığını geçmişimize, mutluluğumuzun incinmişliğini ise çocuksu serseriliğimizden kalan şamarlara iade edip, yine yürüyoruz dinlenmeden…
Bu vuruşkan ses tonu postalların altında ezilmişlikten, bu kara kutu sessizliğimiz illegal savrulmalardan dökülüyor kâğıtlara…
Biliyoruz dilsiz bir sevdadır kolumuzdaki. Biraz yırtık, biraz da yamalıdır; ve istilacı yıllar yaralarımızı kazımaktan utangaçtır. Oysa bize karşı hep asiydi kaçışlarımız, yol yorgunu niyetlerimiz ezik, özlemlerimiz pusularda soyulmuştu.
Çırılçıplak kalmıştı şiirlerimiz… Geceler ise belalar yazıyordu sabahlara… Her şeyi yüreğimizin gölgesinde dinlenen fırtınalara verip gitmek vardı, yapamadık… İçimiz titreyerek, uçurumlara baka baka, rüzgârlara çata çata kaldık tereddüt etmeden.
Biraz da delilikti sevdalarımızdan bize kalan…
Vaktin sararmış hüzünleri dolduğunda gözlerimize ve aktığında usulca, silmeye cesaret edemedik…
Göz göze öpüşmelerden hiç gitmemiş gibi karıştık çiseleyen yağmurlara.
Anlayın ki; yanılgılarımızın hırçınlaşan öfkesinde, kendi yüreklerimizin gazisi olmaktan kurtulamayışımız, dağlanmış masumiyetlerimizin mirasıdır…
Anlayın ki; tek başına bir şarkı olup, o şarkıyı mırıldanmak biraz da ölümsüz olmaktır…

Sayı: 31, Yayın tarihi: 20/10/2008

akinolgun@mavimelek.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics