MaviMelek Edebiyat
"Önümden gitme seni izleyemeyebilirim, arkamdan da gelme yol gösteremeyebilirim; yanımda yürü ve yalnızca dostum kal." Albert Camus

[Gündem]"Varoluş Sorunsalı" | Esin Coşkun

Hayal Varoluşsal Sayıklamalar 1 | Esin Coşkun

"Esin Coşkun'un Hayal – Varoluşsal Sayıklamar - 1 isimli kitabıyla ilgili olarak Radikal Kitap'ta 12 Ocak 2007 tarihinde yayımlanan Göktuğ Halis'in eleştiri yazısına yazarın yanıtıdır.
Göktuğ Halis'in ilgili eleştiri yazısı da ayrıca altta 'İnsan Hayale Dönüşürken' başlığıyla yer almaktadır.
"

Göktuğ Halis'in "Hayal – Varoluşsal Sayıklamalar"la ilgili kimi saptamalarına katılsam da, kitapta "tasavvufi nitelikteki bütünleşme ve büyümeye evrilmek"ten çok, "düşünsel" bir özgürlükten bahsedilmektedir. Kitapta kahramanın yaşadığı "içsel çatışmalar", kendisiyle girdiği acımasız bir hesaplaşmanın sonucudur. Ve bu "hesaplaşma", "içsel mücadele" insanın tüm yaşamı boyunca devam ettiği için de mekân ve zaman belirsiz kılınmıştır. İnsan ancak deneyimlerini içsel olarak özümsediğinde ve onları bilinçsizlik düzeyinden bilinç düzeyine taşıdığında, yani "farkındalık" geliştirdiğinde kendini "düşünsel" anlamda özgür kılacaktır. Ki buradaki "düşünsel özgürlük" "eylem" anlamına gelmemektedir. Daha çok "algı" ile ilgidir. Ki "sanat"ın her türü, özellikle de "edebiyat" insanın farkındalığını artırmak, "algının" kapılarını açmakta en büyük işleve sahiptir.

Bu yüzden de, Göktuğ Halis'in yazarın kitapta "Doğu'ya özgü bir yolcu teması"nı işlediği yönündeki saptaması tamamen yanlış ya da eksik bir saptamadır. Burada edebiyat, sinema, resim, müzik gibi sanat dallarının insanın bilinç düzeyini yükselttiğinden, insana görünür gerçekliğin katı doğası yüzünden hiç sahip olmadığı ya da olamadığı bir özgürlüğün kapılarını açtığından bahsedilmektedir. Ki "sanat"ın işlevi de zaten budur!

Aynı zamanda insan "sanat" yoluyla kendisine "tarih" boyunca yüklenen kimi düşüncelerden (mesela "din olgusu" ya da "milliyet" gibi) kurtularak daha önce hiç sahip olmadığı bir özgürlük düzeyine ulaşır. Çünkü "sanat"ın dini, dili, ırkı, yeri ve zamanı yoktur; tüm sınırları ve zamanı aşarak insana ulaşır. Ve bir "sanat yapıtı" her insanda tamamen farklı düşünceler ve duygular uyandırır ve her insan bir sanat yapıtı karşısında "kendi içsel deneyimini" yaşar. Sanat vasıtasıyla insanın "insana", "doğaya", "dünyaya", "evrene" bakışı değişir ve gelişir. Ki bu gelişme "hümanist" bir bağlamdadır.

Bu yüzden de, "sanat"a ve "sanatçı"ya getirilen her tür kısıtlama, zorlama ve baskı, aslında insanın "düşünsel özgürlüğüne", "hümanist" bakış açısına vurulan bir darbedir. Çeşitli araçlar vasıtasıyla "sanat" ve "sanatçı" baskı altına alınmaya çalışıldıkça insan yozlaşacak, "özgürlüğünü" yitirecektir. Ki bu baskı araçlarını yaratanlar ve uygulayanlar da bu yüzden suçludur.

Ayrıca "Hayal – Varoluşsal Sayıklamalar -1"ın sonundaki "1" sayısı, "teklik" değil, "Birinci Kitap" anlamına gelmektedir. Yazar kitabın devamını yazmayı düşündüğü için bir üstbaşlık "Varoluşsal Sayıklamalar" koymuş ve "1. Kitap" anlamına gelen "1"i eklemiştir. Kitabın devamı "Varoluşsal Sayıklamalar - 2" üstbaşlığı ile yayımlanacaktır.

Ve, kitabın dinle ya da tasavvufi düşünceyle tek alakası, kitapta bu olguların içsel anlamda sorgulanmasıdır. Kişinin kendi kendine yaptığı bu sorgu dışında kitap "dinle" ya da "inançla" ilgili hiçbir temaya sahip değildir.

29 Ekim 2008

esin_coskun@yahoo.com

"İNSAN HAYALE DÖNÜŞÜRKEN"

Esin Coşkun'un Hayal – Varoluşsal Sayıklamalar - 1 adlı kitabı acımasızca girişilmiş bir 'varoluş' sorgusunun romanı. Kitap, varoluşçuluk felsefesinin temel sorunsallarıyla güçleniyor

Esin Coşkun'un "Hayal-Varoluşsal Sayıklamalar"ı, mutlak bir kişisel yalnızlık içinde savrulan bir bireyin 'içsel deneyimleri' temelinde yükselen bir roman. Evine kapanmak suretiyle yalnızlığını körükleyen; geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman ile yer yer korkutucu düzeye varan kötümser hesaplaşmalarla genişleyen yapısıyla Hayal, yaratılan yeni dünyanın gerçek ile ilişkisinin yitirilişi bağlamında da güçlü bir psikolojik gerilim oluşturuyor.
Roman, modern dünyanın gündelik kaygılarından ve olası eylemliliklerinden kopmuş ve kendisini soyut bir bekleyiş amacıyla anlamlandırır hale gelmiş bireyin öyküsüdür aslında. Yer yer inzivai perhizleri ve toplumdan kopmuş bireylerin 'mucizevi' gerçekliklere şahit olmaları tarzındaki deneyimleri besleyen bu tür bir kopuş kurgusu, öncelikli olarak doğuya özgü felsefi-ezoterik anlatılarda karşılığını bulan bir 'yolcu' temasına denk düşüyor. Özellikle romanın son bölümlerine doğru belirginleşen ve bu tip anlatılarda takip edegeldiğimiz düzeyde evren ya da doğa gibi sözcüklerle açıklanagelen ana bütün ile birleşme eğilimi bu yapıyı güçlendiriyor.
Yazarın yer yer, tül, ışık, bedenin hafiflemesi, şeffaflık ve bekleyişi motive eden 'ısrarlı, takıntılı ve bireyselliği eritme' noktasına varabilecek 'aşk' temasıyla bu eğilimi beslediğini düşünmek mümkün. Bununla birlikte, yolcunun kişisel yaratılarının doğuya özgü bu tip yorumuna alternatif bakış açısında, özellikle bu tip deneyimleri hastalıklı olma gerçeğiyle ve şizofrenik bir gerçek-hayal çizgisinin yitimi noktasındaki baskın değinimle psikolojik yorumun da gücü kendisini hissettirdiği görülüyor. Yazarın ana izleğinde bu iki karşıt vurgu ve eğilim, yer yer değişen etkilere sahip.

Camus etkisi
Hayal'de, ana kurgunun başta 20. yüzyıl olmak üzere, Varoluşçuluk felsefesinin temel sorunsallarıyla güçlendiğini belirtmekte fayda var. Kendisinin Varoluşçu olmadığını ve bir varoluşçu filozof olarak Sartre ile isimlerinin yan yana anılmasına şaştığını belirtmesine rağmen, Coşkun'un özellikle 'dünyanın saçmalığı' noktasında Camuscu bir tema izlediğini görmek mümkün. "Saçma, her şey çok saçma" gibi çok sayıdaki ifade, Camus'un dünyanın yaşanmaya değer bir yer olup olmadığı noktasındaki kaygılarına paralel bir yolun ifadesi. Yaşamın tekdüzeliği, giderek anlamsızlaşan tekrar ritmini sorgulayan yazarın, özellikle 'makineleşmiş insan' temasında olduğu gibi filozofun güçlü etkisini işlediğini görmek mümkün.
Coşkun'un intihar temasına yönelik vurguları, özellikle intiharı 'tek felsefi problem' olarak niteleyen düşünürün etkisini açığa çıkaran bir diğer unsur. Camus'un felsefi dokusunun, özellikle 'intiharın' insan onuruna yakışmayan bir eylem olarak nitelenmesi ve insanın yaşama ilişkin tüm anlam yitirimine karşın yaşamayı denemek noktasındaki gerekliliğinin de roman süresince yaşatıldığını görmek mümkün. Kahramanımız tüm olumsuzluklara, hareketsizlik, devinimsizlik ve anlamsızlık noktasındaki kararlılığına rağmen içsel bir yaşama dürtüsüyle yaşama dönme eğilimlerini yadsımaması bu saptamayı doğrular. Tıpkı Camuscu tarzda, kahramanımız dışarıya çıkmaya dair bir nedene sahip değildir, bu eyleme dair bir istek de yoktur içinde.
Coşkun'un kahramanının varoluş mücadelesi yer yer etkileyici boyutlara ulaşır. Şiddetli, hesapsız ve içten sorgunun ulaştığı aşama, kahramanımızı akli ve fiziksel yönden sarsmaya devam eder. Kötümserlik, umutsuzluk, katı subjektif-idealist çıkarımları eşliğinde kahramanımızın yolculuğu, geriye dönüşsüz bir kararlılıkla mistik, manevi ve yitimci bir sona doğru yaklaşmaktadır. Yalnızlık içinde yaratılan ikinci dünyanın temel dayanağı olarak gözüken, erek, bekleyiş, gelecek olana dair umut, beklenenin gelmesiyle darmadağın olur. Sonuç kaçınılmazcasına kahramanımızın hareketsizliğinin yetkinliğine varır. "O zamandan beri, bu yataktayım. Belki birkaç saat, hafta ya da ay. Böyle olmasını beklemiyordum. İçimde garip bir sessizlik var…"
Kahramanımız için bu yetkin hareketsizliğin, tasavvufi nitelikteki bütünleşmeye ve büyümeye evrilmesi ise artık hiç de zor değildir.

Göktuğ Halis / Radikal Kitap, 12 Ocak 2007 (Yayın tarihi)

Sayı: 32, Yayın tarihi: 18/11/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics