MaviMelek
Hermes Kitap
"Özgürsünüz, onun için kendiniz seçin, yolunuzu kendiniz bulun! Hiçbir genel ahlak size ne yapacağınızı söyleyemez. Buna ancak siz karar vereceksiniz!" Sartre

[Editör'den] | Hasan Uygun

David Levine'in çizgileriyle Sartre

"TEPEDEN TIRNAĞA SORUMLUYUZ"

"İnsan, varoluşu özünden önce gelen bir varlıktır; çeşitli koşullar içinde özgürlüğünü istemeden yaşayabilen özgür bir yaratıktır."
J.-P. Sartre

Dostoyevski, "Tanrı olmasaydı her şey mubah olurdu" diyor. Yani bizi yaratan, eylemlerimize yön veren, yasa ve kurallarıyla sınırlayan bir tanrı/tasarlayıcı yoksa, her türlü ahlaksızlık ve kötülük mubahtır; hiçbir şey yasak değildir; hırsızlık yapabilir, cinayet işleyebilir, tecavüz edebilir, kara çalabilir ya da açık bir şekilde diğer insanları sömürebiliriz.

İçindeki tanrı kavramı çıkarıldıktan sonra insanın anlamsızlaşacağına, hiçleşeceğine, yaşama dair inancını kaybedeceğine, ancak ona önceden verilmiş bir öz, bazı buyrultular doğrultusunda, çizilmiş olan kader çizgisinin yolunda ilerleyebileceğine inanmak, bazıları için tanrı kavramını anlamlı kılabilir. Ancak bu tespit aynı zamanda başka türden bir bağnazlığın kapılarını da aralayıp kötülüklerimizi, bizim dışımızda tanrının bir buyrultusu olarak maskelemeye de götürür. Tanrı varsa eğer eylemlerimizi anlamlandırmak kolaydır. Dilimize pelesenk olmuş kader mahkûmu kavramı mesela… Düşününki kişioğlu/kızı trafik kurallarına uymadığı için yönetimi altındaki aracıyla üç-beş kişiyi göz göre göre ezmiş, ölümlerine sebep olmuştur. "Olacağı varmış" denilir. Ölen kişilerin eceli gelmiştir, hayatlarının vadesi dolmuştur son noktada; ancak tanrı Azrail yerine onu görevlendirmiştir. Tabii onun da Azrail'in rolünü üstlenebilmesi için geçmişte tanrıya karşı bir kusuru, hatası olmuştur ki, böyle bir günahın vebalini ödüyordur. Böylece her şeyi kişinin özgür iradesinden çıkarıp yüce bir iradenin kontrolüne bıraktığımız zaman eylemlerimizden de sorumlu olmayız. Söz konusu kişioğlu/kızı mesela alkollü olduğu, trafik kurallarına uymadığı ya da renk körü olduğu halde ehliyet sahibi olduğu için o insanların ölümlerine sebep olmamış, önceden belirlenmiş bir durumun sadece piyonu olmuştur.
Böyle bakılınca, aslında bütün insanlık kader mahkûmudur; tanrı tarafından ona önceden verilmiş bir yol haritasını takip etmek zorunda olan zavallı bir yaratık.

Wiaz | Sartre

Güncel bir örnek olarak, Tanrı Irak'a demokrasi götürmesini buyurmamış olsaydı mesela Bush'a, Irak'ta yüz binlerce insan ölmeyecek ya da Bush, bu müdahalenin sorumluluğunu tamamen kendi omuzlarında, vicdanında hissetmiş olacaktı. Ancak kendisinin de ilan ettiği üzere, Tanrı Iraklıları Saddam gibi bir despottan kurtarmak için bu tarihsel sorumluluğu Bush'a vermiş, böylece Bush da tanrı adına kalkıştığı bu kıyımın vebalini kolayca Tanrıya havale ederek kendi eylemini maskelemiştir.

Aslına bakılırsa Dostoyevski'nin yukarıdaki sözü, aynı zamanda varoluşçuluğun çıkış noktasıdır da. İnsan için bu dünyada dayanacak bir güç, tutunacak bir dal, eylemlerini ve seçimlerini maskeleyecek bir kader kavramı, önceden belirlenmiş bir öz yoksa; varoluş özden önce geliyor ve varolduktan sonra özümüz oluşuyorsa, o zaman insan tüm seçimlerinden de sorumludur.

Sartre, "Mademki kişioğlu dünyaya atılmıştır, kendi başına bırakılmıştır, öyleyse yaptıklarından sorumludur."* diye buyurur. Yine varoluşçuluğa göre, "insanda varoluş özden önce geliyorsa", yani bir gardırop ya da masa gibi önceden tasarlanmamış, imgelemde bir öz kazanmamışsa, o zaman atılmıştır; Heidegger'e göre de "bırakılmış"; özgür olmaya mahkûm bir varlıktır. İşte, böylesine dayanaksız bir şekilde bir başına kalmış olan insan, bu yüzden tüm eylemlerinden sorumludur. Yaptığı ettiği her şey sadece ve sadece kendisini bağlar.

Öte yandan, insanda varoluşun özden önce gelmesi meselesini şöyle özetler Sartre: Bir nesnenin, bir kâğıt keseceği veya kitap yapımını ele alalım örneğin, "Bu nesneyi bir kavramdan esinlenen (ilham alan) bir zanaatçı yapmıştır." Öncelikle ortada bir kâğıt keseceği kavramının karşıladığı bir üretim tekniği vardır. Hiç kimse ne işe yarayacağını bilmediği bir nesneyi yapmaya çalışmaz. Ancak daha önceden ortaya Varoluşçuluk | Sartrekonulmuş tüm değerler bütününden ulaşılan yeni bir sonuçla, yeni bir kitap ya da kâğıt keseceği tasarlamak mümkündür. Bu durumda nesneler dünyası için özün varoluştan önce gelmesi doğru kabul edilebilecek bir sonuçken, insan özü söz konusu olduğunda aynı şeyi söylemek mümkün değildir. "İlkin insan vardır; yani insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra tanımlanıp belirlenir, özünü ortaya çıkarır."

Varlığının tüm sorumluluğunu kendi omuzlarına yüklemiş olan bir insan, olmak istediği kimseyi yaratırken, yapacağı tüm seçimlerde tek başınadır da… Attığı her adımın sorumluluğu ona aittir çünkü. Bu durum her ne kadar, yine Sartre'ın ifade ettiği gibi bir "bunaltı" nedeniyse de; insan kendini seçerken tüm insanlığı seçmiş, gerçekte de kendine karşı sorumlu olunca tüm insanlığa karşı bir sorumluluk yüklenmiş olur.

İşte, varoluşçu bir yaklaşımla "tepeden tırnağa olan biten her şeyden sorumluyuz" derken ve tanrı kavramını yok saydığımızda, Dostoyevski'nin ve teistlerin öne sürdüğü gibi ortaya başıboş, amaçsız ve ahlaki değerlerden yoksun, yasak tanımayan bir insan değil, tam tersine aymazlığının dayanağı elinden alınmış, maskesi düşürülmüş bir insanla karşı karşıya kalırız ki, Sartre'cı varoluşçuluk da gücünü ve anlamını buradan alır.

Not:
* Bu ve bu yazıda yer alan diğer tüm Sartre alıntıları, Jean - Paul Sartre'ın varoluşçuluğun ana hatlarını keskinleştirdiği bir bildirisi niteliğindeki Varoluşçuluk kitabından alınmıştır. Asım Bezirci'nin Türkçe'ye kazandırdığı kitabın, Ataç Yayınları tarafından ilk baskısı 1960 yılında yapılmış. Kitabın yeni baskısını Say Yayınları'ndan bulmak mümkün.

Sayı: 26, Yayın tarihi: 02/06/2008

hasan@mavimelek.com

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics