MaviMelek
Hermes Kitap
"Gerçek bölünemez, bundan dolayı kendini tanıyamaz; her kim onu tanımak isterse bir yalan olmak zorundadır." Franz Kafka

[Öykü]"Yabanarılarının Üremesi Üzerine" - İlkay Kefeli

Yabanarılarının Üremesi Üzerine

"HER ŞEY ÖNCEDEN TASARLANDI"

Sıcak, çok sıcak bir yaz akşamıydı. Narende Apartmanı'nın dördüncü katı 12 numarada oturan İsmet Sancak sıcaktan öylesine bunalmıştı ki evde ne kadar kapı pencere varsa açmıştı. Yatağında bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu, uyuyamamak oldukça huzursuz etmişti İsmet Beyi, saatler ilerledikçe artıyordu stresi. En sonunda geç bir saatte yatakta dönüp durmaktan yorulup uyuyakaldı. Derin bir uykudaydı. Gece sıcaklığın düşmesiyle çıkan hafif rüzgâr perdeleri havalandırıyordu, havalanan perdelerin altından beklenmedik misafirlerimiz bir anda bu öykünün içinde beliriverdiler: tam dört tane yaban arısı. Yabanarılarının orada ne işleri olabilirdi ki; yoksa yumurtalarını bırakacak bir yer mi arıyordular? Ama burası yumurtlarını bırakmak için hiç de uygun bir yer değil, yabanarıları benim bildiğim kadarıyla, yumurtalarını sokarak felç ettikleri bir tarantulanın üstüne bırakırlar ve tarantula on gün boyunca canlı canlı yemek olur yavrulara. Yoksa bu vahşi yabanarıları (bunların evcili de yok işin garibi) İsmet Beyi kurbanları olarak mı seçtiler? Tabii ki öyle, Türkiye'de tarantula olmadığına göre kurbanımız İsmet Bey oluyor. Sizi seçtim İsmet Bey!

Yabanarıları evin içinde vızıldayarak uçuyorlardı ama İsmet Bey (artık adı Kurban olsun) derin bir uykudaydı, ilerleyen saatler onun için gerçekten acı dolu olacak, hissediyorum bunu, nasıl olduğunu bilmesem de. Arılardan biri kurbanımıza doğru sert bir dönüş yaptı ve diğerleri de onu takip ettiler. Kurbanımızın üstünde bir tek külotu vardı, derisi olduğu gibi ortadaydı, bu sebepten arılardan biri doğrudan karnına kondu kurbanın ve iğnesini batırdı ama kurban hiçbir şey anlamadı. Bir diğeri boynundan soktu, diğer ikisi de kolundan soktu kurbanı. Zehir hızla yayıldı damarlarından vücuduna kurbanın, felç oluyordu ancak o bunun farkında değildi. Arılar kurbanın karın bölgesinde toplanıp, yumurtları bırakmaya başladılar hiyerarşik bir sıra izleyerek. En yaşlısı ilk önce bıraktı yumurtalarını çünkü her an ölebilirdi. Diğerleri de yumurtaları bıraktılar ve ölmek için gidip bir köşe seçtiler kendilerine.

Güneşin ilk ışınları kurbanımızın yüzüne vurmaya başladı, hemen rahatsız oldu ve uyandı zaten güneşi hiç sevmezdi. Gözlerini açtı yavaşça, yan dönmeye çalıştı ama yerinden bir santim bile kıpırdayamadı. Ne oluyordu böyle? Kolu da hareket etmiyordu. Karabasana tutuldum diye düşündü, biraz beklersem geçer diye düşündü ama boşuna bekledi dakikalarca çünkü bedeni sanki yatağa yapışıp kalmıştı. Kalbi deli gibi çarpmaya başladı korkudan, bağırmak istiyordu fakat boşunaydı işte...

Bu arada kurbanın karnındaki yumurtalar ilk yemeklerini yemeye başladılar. Yüzlercesi aynı anda taze kanı alır almaz büyümeye başladı, her saniye büyüyordular ve yemeye devam ediyordular. Şu an üst deriyi yedikleri için kurban acı hissetmiyor ama derinin işi bitip de iç organlara geçtiklerinde acının âlâsını yaşayacak kurbanımız.

O hâlâ hareketsizliğinin şaşkınlığı içindeydi, kendi kendine aptalca sebepler uyduruyordu, aklına ilk gelen fikir ölmüş olduğuydu ama keşke ölseydim diyecek, yalvaracak. Felç olduğu da aklına geldi ancak dört yabanarısı tarafından felç edildiği aklının ucundan bile geçmedi. Görebildiği tek yer tavanıydı. Bugüne kadar tavanına böyle dikkatli bakmamıştı, oldukça kirliydi, is içindeydi, boyası dökülüyordu. Hep bunlar evin güneş görmemesinden diye düşündü, kalkınca ilk işim evin bütün perdelerini açmak olmalı diye de düşündü, sadece düşündü, bir daha bu şansı yakalayamayacak. Sizce böyle bir ihtimal var mı? Olamaz, yazıyı ben yazdığım sürece. Her şey önceden tasarlandı, birilerinin beni ve diğerlerini önceden kurguladığı gibi ben de bu öyküyü önceden kurguladım şu an yazıyorum.

Hava kararmaya başladı. Alacakaranlığın sessizliği çökmeye başladı sokağa, etraf sessizleşmeye başladı, bir yaz günü olmasına rağmen. Yoksa duyamıyor muydu artık? Bunu o da bilemez siz de bilemezsiniz. Alacakaranlıkta nesneler daha güzel görünür diye düşündü. Bir daha göremeyecek olduğunu hatırlatmama gerek var mı? Midesinde hafif bir yanma duydu, karnım acıktı diye geçirdi aklından, ama yanılıyorsun; çünkü yüzlerce küçük canlı mideni yemekle meşgul şu an ve acı dayanılmaz olacak birazdan. Ne gastrit yanmasına benzeyecek bu acı ne de ülserin verdiği acıya; acıyacak canın ateşler içinde yanıyormuşsun gibi, canlı canlı ameliyat ediliyormuşsun gibi... başka benzetme ister misiniz?

Bağırıyordu, çığlık atıyordu; ama ne kendisi duyuyordu sesini ne de başkaları; hatta küçük yaratıklar bile duymuyordu, öylesine kaptırmışlar ki kendilerini yemeğe. Büyüyorlar, evrimleri devam ediyor, nesilleri onlar kurbanımızı yemeye devam ettikçe birkaç yıl daha garantilenmiş olacak. Doğanın en önemli olayı gerçekleşiyor işte: yaşamak için öldür, insanların da dediği gibi!

Nerdeyse anne yabanarılarını unutuyordum, ama unutmadım işte. Onlar da kendilerine seçtikleri iyi bir köşede ölürken hem ölümü hem de yaşamı seyrediyorlardı. Vıızzz vız dedi biri, bir diğeri de vız zıızz vız diye karşılık verdi, ben ne dediklerini anlamadım. Herhalde başardık gibi bir şey söylediler. Tam bu anda en yaşlı anne arı öldü. Esen hafif rüzgâr bir süre sonra anne arıyı bulunduğu yerden düşürdü.

Kurbanımız bağırmaya devam ediyor, gözlerinden yaşlar boşalıyor, yastık su içinde kaldı, ağlama boşuna geri dönüşü imkânsız bir yoldasın. Miden çoktan iş göremez hale geldi, benim insaf etmem de işe yaramaz. Ölmene çok az bir zaman kaldı, vücudundaki kan kaybı sınırına yaklaştın. Kanın yatağını kızıla boyadı, keşke sen de görebilseydin, ama miden bulanırdı, şimdi bulanmasına imkân yok. Kalbin de dayanamayacak denli yorgun düştü, yavaşlamaya başladı, o da birazdan durur. Henüz dört gün oldu, ama seni yemeye devam edecekler onuncu günün sonuna kadar. Seni merak edip gelecekler, cevap alamayınca kapını kırıp içeri girecekler, pis ayakkabılarıyla dolanacaklar evinin içinde. Cesedini kesip biçecekler. Tabii onlar gelmeden önce açık duran pencerelerden misafirlerin uçup gidecek. Kayıtlara bugüne kadar geçen en ilginç ölüm seninki olacak.

Kalbin, zavallı kalbin, durdu işte. Gözlerin açık gittin, gittiğin bir yer varsa. Göz bebeklerin büyüdü. Beynin üç dört dakika daha yaşar; ama bu süre içinde bilincin olacak mı bilemiyorum. Tenin soğumaya başladı, vücuduna kan akımı durduğu andan itibaren hücrelerin ayrılmaya başladı; ki buna çürüme diyorlar. Bir süre sonra da kokmaya başlarsın, ama sen kokmadan seni bulacaklar büyük bir ihtimalle, bulunamayabilirsin de, bundan sonrasına karışmıyorum. İlk yavru yabanarısını midenden çıkarıp, açık duran pencereden titreyen ışıkların arasına yolluyorum, yeni yaşamını ve kendi kurbanlarını bulmak üzere.

Diğer Öyküler

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics