[Deneme]"Karanlık Sözler: Müzikte Yabancılaşma Ve Noir Üzerine Bir Deneme" - Emre Karacaoğlu*
"DELİRMENİN SINIRLARINDA GEZEN BİR YABANCILAŞMA HİSSİ""Last night I dreamt that somebody loved me The Smiths'in "Last Night I Dreamt That Somebody Loved Me" şarkısının bu ilk birkaç mısrası çevremdeki insanlarla senelerdir yaptığım bir tartışmanın başlangıç noktası olmuştur. Şarkıyı bilsin bilmesinler, çevremdekilere sorduğum soru şuydu: "sizce bu şarkının ismi, yani giriş cümlesi ve ana teması 'dün gece rüyamda birinin beni sevdiğini gördüm' değil de 'dün gece rüyamda birini sevdiğimi gördüm' olsaydı nasıl olurdu? Hangisi daha ağır, daha acı verici tınlıyor ya da hangisinin daha ezici bir havası var?" Cevaplar tabii ki kişiden kişiye değişiyordu. Kimileri şarkının orijinal isminin –ne kadar arabesk de dursa- çok daha çaresiz, çok daha hüzünlü bir ruh halinden bahsettiğini söylerken, azınlık olan bir grup da türetilen halinin "daha karanlık, daha olgun," hatta "daha modern bir karamsarlık" halinden bahsettiğini söylüyordu. İki yaklaşım da kesinlikle yanlış değil, zaten böyle bir konuda kesin bir sonuca varmak da çocukça olur; çünkü –uygun bir klişeyle açıklamak gerekirse- "siyah-beyaz" gibi bir ayrım yapmak için oldukça öznel bir konu. Ancak eminim ki kimse, türetilen ismin çok daha az rastlanan, şarkılarda her gün duymadığımız bir temayı işlediğini reddedemez: çok daha karanlık bir ruh hali olan yabancılaşmayı. Morrisey'in sözleri ağlak, ya da yukarıda söylediğim gibi arabesk dururken türetilen isim aklınıza neleri ya da kimleri getiriyor? Albert Camus? Franz Kafka? David Lynch? Coen kardeşler? David Fincher? Ya da bu eskiler bir şey ifade etmediyse Sofia Coppola'nın son filmi "Lost In Translation" diyelim? Peki ya müzikte hangi sanatçılar sıradan bir aşk acısını, platonik aşkı incelemektense bu bahsettiğimiz konuya değinmişlerdir sözlerinde? Konuyla ilgilenen müzisyenlerin sayısına bakarak bu konunun çok daha büyük bir sanatsal derinlik, yitkin bir ruh hali ve kara edebiyat/kara sinema bilgisi gerektirdiğini söylemekten yanayım. Sonuçta herkes aşk acısı, elde edememe üzüntüsü yaşar hayatının bir noktasında... müziğin ilk zamanlarından beri sevgililere şarkılar yazılmıştır, ağıtlar dökülmüştür. Bu yüzden, modern zamanların en esaslı hastalıklarından biri olan yabancılaşmayı ve bu psikozla gelen ruh halini, kara aşk anlayışını ve kopuk insan ilişkilerini konu eden noir müzisyenlerini her zaman biraz daha el üstünde tutmuşumdur. Type O Negative'in "Life is Killing Me" albümündeki "Anesthesia" parçası bu müzikal yaklaşımın manifestosu olacak şekilde icra edilmiş. Yaşadığı acılar karşısında "kendine anestezi uygulamayı," daha doğrusu, hissizleşmeyi tercih eden bir adam anlatılıyor: "Betwixed birth and death, every breath regret Şarkının sonunda "hiçbir şey hissetmiyorum" diye bağıran Peter Steele, parçayı çok basit ve güzel bir özetle bitirmektedir.
"We chase misprinted lies Yanlış yazılmış yalanları kovalarız
Müziklerine yabancılaşma atmosferinin hakim olduğu müzisyenlerin uyuşturucu bağımlılığı ve intihar, hayatlarında eksik olmayan motiflerden ikisi. Eroinden kaybettiğimiz Layne Staley'den başka iki isim daha var ki bunlar hayatları boyunca yabancılaşma psikozlarıyla ve belki de bir kaçış aradıkları kimyasal bağımlılıklarıyla hep gözler önündeydiler: Kurt Cobain ve Nick Drake.
Cobain, şarkı sözleri konusunda REM, Red Hot Chili Peppers gibi serbest çağrışıma başvursa da yazdığı parçanın bir ya da birkaç ana konu etrafında döndüğü açıktır. "Nevermind"daki grunge marşı "Lithium," sevgisizlik, yalnızlık ve delirmenin sınırlarında gezen bir yabancılaşma hissiyle Cobain'in ruh halini anlatmaktadır:
Ama Kurt Cobain'den çok bu konuyu danışmamız gereken bir numaralı müzisyen tabii ki 26 yaşında (aşırı dozda antidepresan, Tryptizol'le) ölen Nick Drake. Kinaye sanatında, karanlık imgeler yaratmada eline kimsenin su dökemeyeceği bu üstün deha, sözleriyle müziğinin rengini ayrı tutmayı bilmiş, mısralarını insan psikolojisinin en derin karanlıklarından dizerken bestelerinde majör tonlar kullanarak dinleyicilerini büyülemiş, afallatmıştır. Yalnızlığını, utangaçlığını, anlaşılamamışlığını, depresyonunu ve uykusuzluğunu müziğine taşırken müzikal hayatı boyunca çok az röportaj vermiş, sahne korkusundan dolayı çok az konsere çıkmış, yaşamı boyunca elde ettiği az takdirle daha da derinlere batmış ve yalnız başına ölmüştür. Kendisinin üstün yeteneği son on senedir yeni yeni anlaşılmakta, Peter Buck, Brian Molko, Mogwai, Elliot Smith, Mikael Akerfeldt, Badly Drawn Boy, Lou Barlow gibi birçok ünlü müzisyen ve grup Drake'i en önemli etkileri arasında saymaktadır. İntihar kokulu ölümünden yaklaşık dört ay önce kaydetmeye başladığı "Made To Love Magic" albümündeki şarkılar, kariyeri boyunca müziğinin üzerinde gezen kara bulutların iyiden iyiye belirginleştiği şarkılar içermektedir. 1972'de yaşadığı sinir krizinden sonra bir daha hiçbir zaman toparlanamayan Drake, kendine has arpej stili ve söyleme tekniğini bile stüdyoda düzgün icra edememiş, vokaller ve gitarlar ayrı kaydedilmek zorunda kalmıştı. Bu kayıtlardaki parçalardan "I Was Made To Love Magic:"
Orta yaş bunalımını evinin kapısına gelen kara gözlü bir köpek imgesiyle -daha 26 yaşındayken- anlattığı "Black-eyed Dog:"
Ve ilk albümü "Five Leaves Left"te yer alan "Time Has Told Me" parçasındaki itirafları, içe dönüşü:
* Yüxexes, Kasım 2006 |








